Gelişen teknolojiyle internet kullanımının artması, siber uzayda yeni suç tiplerini ortaya çıkarmıştır. Makalede, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında internet aracılığıyla işlenebilen içerik ve müdahale suçları hukuki perspektifle incelenmekte; hakaret, şantaj ve bilişim sistemine girme gibi suçlar analiz edilmektedir.
Bilişim suçları ile bilişim yoluyla işlenen suçlar arasındaki hukuki ayrım, Türk Ceza Kanunu ve özel mevzuatımızda hassas çizgilere sahiptir. Bu makalede, doğrudan bilişim sistemlerini hedef alan suçlar ile bilişim teknolojilerinin araç olarak kullanıldığı geleneksel suçların kanuni dayanakları, Yargıtay içtihatları ışığında incelenmektedir.
Siber uzayın coğrafi sınırları aşan yapısı, bilişim suçlarıyla mücadelede uluslararası işbirliğini ve uyumlu yasal düzenlemeleri zorunlu kılmıştır. Bu makalede, Avrupa Konseyi, OECD ve BM gibi örgütlerin çalışmaları ile farklı ülkelerdeki mukayeseli hukuk uygulamaları avukatlık perspektifiyle incelenmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, bireylerin mahrem alanlarına yönelik haksız müdahaleleri cezalandırmaktadır. Bu yazıda, suçun maddi ve manevi unsurları, ifşa eylemi, nitelikli halleri, hukuka uygunluk nedenleri ve yargı uygulamaları hukuki bir perspektifle detaylı olarak incelenmektedir.
Aile kurumu, hukukun koruması altındadır. Ancak Zeyneb Gazzâlî örneğinde görüldüğü üzere, eşlerin hapisle tehdit edilmesi, malvarlıklarına el konulması ve zorla boşanmaya sürüklenmesi, aile bütünlüğüne yönelik en ağır şantaj ve mobbing türlerinden biridir. Bu durum, temel insan haklarının ve evlilik birliğinin açık bir ihlalidir.
Kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla ortaya çıkan devlet eliyle sistematik kurumsal mobbing, sivil toplumun tasfiyesi, haksız yargılamalar ve malvarlığı müsaderesi gibi hukuka aykırı fiilleri içerir. Bu makalede, kamu otoritesinin muhalif unsurlara yönelik uyguladığı idari ve yargısal baskı mekanizmaları hukuki bir çerçevede incelenmektedir.
İş yerinde çalışanların görev tanımları dışında çalıştırılması, angaryaya maruz bırakılması ve işten atılma ya da adaylık sürecinin uzatılması gibi tehditlerle baskı altına alınması, hukuki boyutu olan ciddi bir mobbing eylemidir. Bu durum, işçi haklarının ağır ihlali olup, çalışanların psikolojik bütünlüğünü ve iş güvencesini zedelemektedir.
İşyerinde yıldırma (mobbing) süreçlerinde sıkça karşılaşılan görev tanımı dışı çalıştırma ve kadro tehdidi, çalışanın mesleki istismarını hedef alan hukuka aykırı eylemlerdir. Özellikle akademide araştırma görevlilerine yönelik sekreterlik dayatması ve akademik izin taleplerinde kadroyla tehdit edilmesi açık bir mobbing ihlalidir.
İş yerinde karşılaşılan psikolojik taciz (mobbing) eylemlerine karşı çalışanların anayasa, iş hukuku, medeni hukuk ve ceza hukuku kapsamında sahip olduğu haklar ve başvurabileceği hukuki yollar bu yazıda uzman bir hukuki perspektifle incelenmektedir. Hukuki sürecin etkin yürütülmesi için atılması gereken adımlar detaylandırılmıştır.
Mobbing, sadece psikolojik bir baskı aracı olmakla kalmayıp, usulsüz sorgulamalar, fiziksel ve psikolojik şiddetle işkence boyutuna ulaşabilmektedir. Bu yazıda, insanlık onurunu hedef alan ağır yıldırma politikalarına karşı gösterilen sarsılmaz irade ve hukuki direnişin temelleri, tarihsel bir örneklem üzerinden incelenmektedir.