Makale
Kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla ortaya çıkan devlet eliyle sistematik kurumsal mobbing, sivil toplumun tasfiyesi, haksız yargılamalar ve malvarlığı müsaderesi gibi hukuka aykırı fiilleri içerir. Bu makalede, kamu otoritesinin muhalif unsurlara yönelik uyguladığı idari ve yargısal baskı mekanizmaları hukuki bir çerçevede incelenmektedir.
Devlet Eliyle Sistematik Kurumsal Mobbing
Hukuk devleti ilkesinin askıya alındığı olağanüstü rejimlerde veya otoriter yönetim anlayışlarında, kamu gücü bireylere ve sivil toplum kuruluşlarına karşı bir baskı aracına dönüşebilmektedir. Devlet eliyle sistematik kurumsal mobbing, salt idari bir yaptırımın ötesine geçerek; haksız yargılamalar, iftira kampanyaları ve örgütlenme özgürlüğünün ihlali gibi çok boyutlu hukuka aykırı fiiller silsilesini ifade eder. Yakın tarihimizde ve çeşitli coğrafyalarda görüldüğü üzere, askeri darbeler ve antidemokratik müdahaleler sonrasında kamu otoritesi, muhalif gördüğü sivil teşekkülleri yasadışı ilan ederek tasfiye yoluna gitmektedir. Bu süreçte, hukukun üstünlüğü ilkesi çiğnenerek yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmakta, karar mercileri siyasi iktidarın talepleri doğrultusunda hareket etmeye zorlanmaktadır. Neticede, devletin temel kurumları birer yıldırma mekanizmasına dönüşmekte; bireyler iftira, hapis ve ölüm tehditleri gibi ağır idari baskılara maruz bırakılmaktadır. Kurumsal mobbingin bu en ağır formu, anayasal güvencelerin ve temel insan haklarının alenen ihlali anlamına gelmektedir.
Yargı Bağımsızlığının İhlali ve İdari Tasfiye Süreçleri
Devlet eliyle yürütülen sistematik kurumsal mobbing sürecinin en belirgin hukuki tezahürü, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Siyasi iktidarlar, kendi meşruiyetlerini sağlamlaştırmak adına, hukuku bir cezalandırma ve tasfiye mekanizması olarak kullanırlar. Darbe veya olağanüstü hal dönemlerinde, mahkemelerin ve hukukçuların aktüalitesini ve bağımsızlığını kaybettiği, adaletin tesisinden ziyade iktidarın taleplerini zor kullanarak kabul ettirmeye yönelik kurmaca hukuki oyunların sahnelendiği görülmektedir. Bu idari baskı rejimi altında, sadece bireyler değil, aynı zamanda sivil inisiyatifler de hedef alınır. Örgütlenme özgürlüğü ihlal edilerek, yasal zeminde faaliyet gösteren dernek, vakıf ve sivil toplum kuruluşları birer gecede illegal ilan edilmekte ve çeşitli ağır ithamlarla kapatılarak kurumsal bir kıyıma tabi tutulmaktadır.
Malvarlığına El Konulması ve Ekonomik Baskı
Siyasi otoritenin uyguladığı kurumsal mobbing, idari kapatmaların yanı sıra doğrudan sivil toplumun ekonomik varlığına yönelik müdahalelerle de pekiştirilmektedir. Mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelen bu eylemler, devletin zor kullanma tekelini hukuksuzca işletmesinin en açık örneğidir. Hükümetler, asılsız suçlamalarla kapattıkları kurumların mal varlıklarına, yetim fonlarına ve yardım bütçelerine doğrudan el koyabilmektedir. Devlet baskısının somutlaştığı fiiller genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
- Dernek ve vakıfların faaliyetlerinin süresiz olarak durdurulması ve yayın organlarının yasaklanması.
- Sivil kurumlara ait arazilere, binalara ve toplanan bağışlara müsadere işleminin uygulanması.
- Kurum yöneticilerinin ve destekçilerinin şahsi şirketlerine ve malvarlıklarına el konularak ekonomik tecride tabi tutulmaları.
Asılsız Suçlamalar ve Medya Yoluyla Manipülasyon
Devlet destekli mobbing uygulamalarının bir diğer kritik boyutu, masumiyet karinesinin ihlal edilerek bireylerin ve grupların asılsız iddialarla kriminalize edilmesidir. Suikast girişimleri, devleti yıkmaya teşebbüs gibi ağır iftiralarla, muhalif sivil toplum temsilcileri hedef gösterilmektedir. Bu süreçte, hukuki dayanaktan yoksun itirafnameler imzalatılmak istenmekte ve tutuklulara, asılsız ifadeler vermeleri karşılığında bakanlık gibi devlet kademelerinde makam tahsisi teklif edilerek şantaj veya rüşvet mekanizmaları işletilmektedir. Tüm bu işlemler yürütülürken, medya vasıtaları devletin algı operasyonu aparatına dönüştürülür. İktidarın meşruiyetini artırmak ve mağdurları itibarsızlaştırmak amacıyla, basın üzerinden tek taraflı karalama kampanyaları düzenlenmekte, hukukun üstünlüğü ve temel insan hakları bu sistematik dezenformasyon aracılığıyla geri dönülemez şekilde zedelenmektedir.