Anasayfa/ Makale/ Devlet Eliyle Sistematik Kurumsal Mobbing

Devlet Eliyle Sistematik Kurumsal Mobbing

Kamu gücünün kötüye kullanılmasıyla ortaya çıkan devlet eliyle sistematik kurumsal mobbing, sivil toplumun tasfiyesi, haksız yargılamalar ve malvarlığı müsaderesi gibi hukuka aykırı fiilleri içerir. Bu makalede, kamu otoritesinin muhalif unsurlara yönelik uyguladığı idari ve yargısal baskı mekanizmaları hukuki bir çerçevede incelenmektedir.
search
5 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

Hukuk devleti ilkesinin askıya alındığı olağanüstü rejimlerde veya otoriter yönetim anlayışlarında, kamu gücü bireylere ve sivil toplum kuruluşlarına karşı bir baskı aracına dönüşebilmektedir. Devlet eliyle sistematik kurumsal mobbing, salt idari bir yaptırımın ötesine geçerek; haksız yargılamalar, iftira kampanyaları ve örgütlenme özgürlüğünün ihlali gibi çok boyutlu hukuka aykırı fiiller silsilesini ifade eder. Yakın tarihimizde ve çeşitli coğrafyalarda görüldüğü üzere, askeri darbeler ve antidemokratik müdahaleler sonrasında kamu otoritesi, muhalif gördüğü sivil teşekkülleri yasadışı ilan ederek tasfiye yoluna gitmektedir. Bu süreçte, hukukun üstünlüğü ilkesi çiğnenerek yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmakta, karar mercileri siyasi iktidarın talepleri doğrultusunda hareket etmeye zorlanmaktadır. Neticede, devletin temel kurumları birer yıldırma mekanizmasına dönüşmekte; bireyler iftira, hapis ve ölüm tehditleri gibi ağır idari baskılara maruz bırakılmaktadır. Kurumsal mobbingin bu en ağır formu, anayasal güvencelerin ve temel insan haklarının alenen ihlali anlamına gelmektedir.

Yargı Bağımsızlığının İhlali ve İdari Tasfiye Süreçleri

Devlet eliyle yürütülen sistematik kurumsal mobbing sürecinin en belirgin hukuki tezahürü, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Siyasi iktidarlar, kendi meşruiyetlerini sağlamlaştırmak adına, hukuku bir cezalandırma ve tasfiye mekanizması olarak kullanırlar. Darbe veya olağanüstü hal dönemlerinde, mahkemelerin ve hukukçuların aktüalitesini ve bağımsızlığını kaybettiği, adaletin tesisinden ziyade iktidarın taleplerini zor kullanarak kabul ettirmeye yönelik kurmaca hukuki oyunların sahnelendiği görülmektedir. Bu idari baskı rejimi altında, sadece bireyler değil, aynı zamanda sivil inisiyatifler de hedef alınır. Örgütlenme özgürlüğü ihlal edilerek, yasal zeminde faaliyet gösteren dernek, vakıf ve sivil toplum kuruluşları birer gecede illegal ilan edilmekte ve çeşitli ağır ithamlarla kapatılarak kurumsal bir kıyıma tabi tutulmaktadır.

Malvarlığına El Konulması ve Ekonomik Baskı

Siyasi otoritenin uyguladığı kurumsal mobbing, idari kapatmaların yanı sıra doğrudan sivil toplumun ekonomik varlığına yönelik müdahalelerle de pekiştirilmektedir. Mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelen bu eylemler, devletin zor kullanma tekelini hukuksuzca işletmesinin en açık örneğidir. Hükümetler, asılsız suçlamalarla kapattıkları kurumların mal varlıklarına, yetim fonlarına ve yardım bütçelerine doğrudan el koyabilmektedir. Devlet baskısının somutlaştığı fiiller genel olarak şu şekilde sıralanabilir:

  • Dernek ve vakıfların faaliyetlerinin süresiz olarak durdurulması ve yayın organlarının yasaklanması.
  • Sivil kurumlara ait arazilere, binalara ve toplanan bağışlara müsadere işleminin uygulanması.
  • Kurum yöneticilerinin ve destekçilerinin şahsi şirketlerine ve malvarlıklarına el konularak ekonomik tecride tabi tutulmaları.

Asılsız Suçlamalar ve Medya Yoluyla Manipülasyon

Devlet destekli mobbing uygulamalarının bir diğer kritik boyutu, masumiyet karinesinin ihlal edilerek bireylerin ve grupların asılsız iddialarla kriminalize edilmesidir. Suikast girişimleri, devleti yıkmaya teşebbüs gibi ağır iftiralarla, muhalif sivil toplum temsilcileri hedef gösterilmektedir. Bu süreçte, hukuki dayanaktan yoksun itirafnameler imzalatılmak istenmekte ve tutuklulara, asılsız ifadeler vermeleri karşılığında bakanlık gibi devlet kademelerinde makam tahsisi teklif edilerek şantaj veya rüşvet mekanizmaları işletilmektedir. Tüm bu işlemler yürütülürken, medya vasıtaları devletin algı operasyonu aparatına dönüştürülür. İktidarın meşruiyetini artırmak ve mağdurları itibarsızlaştırmak amacıyla, basın üzerinden tek taraflı karalama kampanyaları düzenlenmekte, hukukun üstünlüğü ve temel insan hakları bu sistematik dezenformasyon aracılığıyla geri dönülemez şekilde zedelenmektedir.

Devlet üyesi olduğum derneği haksız yere kapattı, bu yasal mı? expand_more
Hukuk devleti ilkesinin askıya alındığı durumlarda sivil toplum kuruluşlarına yönelik bu tür kapatmalar, örgütlenme özgürlüğünün açık bir ihlalidir. Kamu gücünün kötüye kullanılarak dernek ve vakıfların bir gecede illegal ilan edilmesi, devlet eliyle uygulanan sistematik kurumsal mobbingin en belirgin örneklerindendir. Faaliyetlerin süresiz durdurulması ve hukuki dayanaktan yoksun bu tür idari tasfiye süreçleri, anayasal güvencelerin ve temel insan haklarının alenen çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Siyasi iktidarların, meşruiyetlerini sağlamlaştırmak adına hukuku bir tasfiye mekanizması olarak kullanması anayasal haklarınızı doğrudan ortadan kaldırmaktadır.
Derneğimizin bağışlarına ve kendi şahsi malıma el koydular, bu hukuka uygun mu? expand_more
Siyasi otoritenin asılsız suçlamalarla sivil kurumlara ait binalara, toplanan bağışlara veya yetim fonlarına el koyması mülkiyet hakkının ağır bir ihlalidir. Kurum yöneticilerinin ve destekçilerinin şahsi şirketlerine ve malvarlıklarına el konularak ekonomik tecride tabi tutulmaları, devletin zor kullanma tekelini hukuksuzca işletmesidir. Sadece idari yaptırımlarla sınırlı kalmayan bu ekonomik baskı ve müsadere işlemleri, devlet destekli kurumsal mobbingin bir diğer yasadışı yüzünü oluşturmaktadır. Hukukun üstünlüğü ilkesi çiğnenerek gerçekleştirilen bu eylemler, anayasal güvence altındaki mülkiyet haklarına tamamen aykırıdır.
Yalan ifade vermem karşılığında bana devlette makam teklif ediliyor, ne yapmalıyım? expand_more
Soruşturma veya yargılama aşamasında hukuki dayanaktan yoksun itirafnameler imzalatmaya çalışmak ve bunun karşılığında makam tahsisi teklif etmek, devlet eliyle işletilen açık bir şantaj ve rüşvet mekanizmasıdır. Muhalif sivil toplum temsilcilerini asılsız iddialarla kriminalize etmek için başvurulan bu yöntem, masumiyet karinesinin son derece ağır bir ihlalini teşkil eder. Devletin temel kurumlarının adalet tesis etmek yerine, siyasi iktidarın talepleri doğrultusunda bu tür yıldırma ve baskı eylemlerine girişmesi yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu hukuka aykırı fiiller silsilesine karşı boyun eğmemeli ve maruz kaldığınız şantaj ile tehditleri tüm yasal yolları kullanarak adli merciler önünde çürütmelisiniz.
Medya hakkımda yalan yanlış haberler yapıyor, kendimi nasıl savunurum? expand_more
İktidarın meşruiyetini artırmak ve mağdurları itibarsızlaştırmak amacıyla basın üzerinden tek taraflı karalama kampanyaları düzenlenmesi, devlet eliyle yürütülen sistematik mobbingin kritik bir parçasıdır. Medya vasıtalarının birer algı operasyonu aparatına dönüştürülmesiyle masumiyet karinesi zedelenmekte ve bireyler devleti yıkmaya teşebbüs gibi ağır iftiralarla hedef gösterilmektedir. Yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının ortadan kaldırıldığı bu tür süreçlerde, hukukun üstünlüğü ve temel insan hakları bu dezenformasyon aracılığıyla geri dönülemez şekilde ihlal edilmektedir. Tarafınıza yöneltilen asılsız suçlamalar ve iftiralar karşısında, bu yasadışı algı operasyonlarının kişilik ve anayasal haklarınızı ihlal ettiği gerekçesiyle vakit kaybetmeden hukuki yollara başvurulması zaruridir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir