Yaşam Hakkı
Yaşam Hakkı — 93 SORU & CEVAP listelendi.
Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporların denetime elverişli olmaması veya yetersiz kalması durumunda, mahkemenin üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşan yeni bir bilirkişi kurulu oluşturarak oradan alınacak detaylı rapora göre karar vermesi mümkündür. Tıbbi süreçler sonucunda hastanın hayatını kaybetmesi gibi ağır neticelerin doğduğu olaylarda, anestezi uygulaması sırasında gelişen komplikasyonların yönetimi, hastanenin yoğun bakım donanımı ve doktorların krize müdahale şekli gibi hususların kapsamlı bir şekilde incelenmesi gerekir.
Bireysel başvuru yapabilmeniz için ihlalden bizzat etkilenmiş olmanız gerektiğinden, vefat eden kardeşinizin toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğini kendi adınıza ileri süremezsiniz. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği ölüm olaylarında mağdur olan yakınların, ölen kişi adına yaşam hakkının ihlali iddiasıyla başvuru ehliyeti bulunsa da bu durum toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı diğer haklar için geçerli değildir.
Olay anında veya sonrasında güvenlik güçlerinin müdahalesi nedeniyle acil sağlık hizmetlerine erişiminizin engellendiğini iddia edebilmeniz için, bizzat sizin bu durumdan doğrudan etkilenmiş olmanız veya yakınlarınızı kaybetmeniz gibi somut mağduriyetlerinizi ortaya koymanız gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, bir eylemin yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki olumsuz sonuçlarının şahsi olarak kanıtlanması şartı aranmaktadır.
Yaşanan şiddet olayından sonra yetkililerin acil kurtarma hizmetlerini yeterince hızlı sağlayamadığı ve müdahaleyi geciktirdiği iddiasıyla idari makamlara karşı şikayetçi olmanız mümkündür. Fakat bu tür iddiaların mahkemeler nezdinde kabul görebilmesi için, kolluk kuvvetlerinin kalabalığı dağıtmak amacıyla kullandığı göz yaşartıcı gaz gibi yöntemlerin sağlık çalışanlarının size ilk yardımı sağlamasını doğrudan engellediğinin açıkça ispatlanması gerekmektedir.
Mahkemelerin, devletin olaydaki kusurunu ve ihmallerini gösteren ciddi delilleri veya ceza yargılaması dosyalarını incelemeden sadece genel ilkelere dayanarak karar vermesi yasal olarak hatalıdır ve hakkınızın ihlali anlamına gelir. Kamu makamları, yetki alanlarındaki bireylerin yaşamlarını korumakla yükümlüdür ve somut bir tehlike ihbarı alındığında gerekli önlemleri almamışlarsa, bu durumdan doğan zararların tazmini gerekir.
Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucunda ölüm veya hayati tehlike geçirecek derecede ağır yaralanma meydana gelen olaylarda, savcılık makamlarının sizin şikayetinizi beklemeden resen harekete geçerek derhal bir soruşturma başlatması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, devletin yaşam hakkını koruma ödevi sadece yasal mevzuat oluşturmayı değil, aynı zamanda şüpheli olayların sorumlularının belirlenmesini sağlayacak tarafsız ve hızlı bir yargısal süreç işletmeyi de zorunlu kılmaktadır.
Kolluk kuvvetlerinin müdahalesi sırasında hayati tehlike geçirecek boyutta ağır yaralanmanız halinde, savcılığın sadece sizin direndiğinizi belirterek kullanılan gücün hukuka uygun olduğunu söylemesi eksik ve yetersiz bir değerlendirme kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi, devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerini incelerken, olayda kullanılan gücün türü ve derecesi ile mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçlarının mutlaka birlikte tartılmasını aramaktadır.
Devletin bireylerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alma zorunluluğu bulunmakla birlikte, her potansiyel terör tehdidinin gerçekleşmesini önlemesinin mümkün olamayacağı hukuken kabul edilmektedir. İdarenin doğrudan sorumlu tutulabilmesi için kamu makamlarının kişilerin yaşamına yönelik belirli, somut ve yakın bir terör saldırısı riskini bilmeleri veya bilmelerinin gerekmesi ve buna rağmen makul olarak beklenebilecek önleyici tedbirleri almamış olmaları şarttır.
Devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için kamu makamlarının gerçekleşen eyleme dair belirli, somut ve yakın bir tehdit bulunduğunu bilmeleri veya bilmeleri gerektiği aranmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olay öncesinde elde edilen istihbarat bilgilerinin yer, zaman ve kişiye ilişkin somut bilgiler ihtiva etmediğini veya teyide muhtaç nitelikte olduğunu göz önünde bulundurarak idarenin somut bir tehditten haberdar olduğu sonucuna ulaşmamıştır.
Devletin her türlü potansiyel terör tehdidini mutlak surette engelleme yükümlülüğü bulunmadığından, saldırının önlenememesi doğrudan yaşam hakkının ihlal edildiği anlamına gelmemektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin kabul edilebilmesi için yetkili makamların belirli, somut ve yakın bir tehlikenin varlığını bilmesi veya bilmesi gerekmesine rağmen makul önlemleri almamış olması aranır.