Yaşam Hakkı
Yaşam Hakkı — 93 SORU & CEVAP listelendi.
Yaşam hakkı ihlali tespit edilen durumlarda, yaşanan derin acı ve ıstırap nedeniyle devletten manevi tazminat talep edebilir ve bu talebiniz karşılığında adil tazmin kapsamında bir ödeme alabilirsiniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin sorumluluğunda olan bir alanda meydana gelen ölüm ve yetersiz soruşturma durumlarında, geride kalan aile bireylerinin yaşadığı mağduriyeti bir nebze olsun gidermek amacıyla manevi tazminat ödenmesine karar vermektedir.
Yakınınızın hastaneden ayrılarak hayatını kaybetmesi durumunda açtığınız tazminat davasında, mahkemelerin hastanenin koruyucu görevlerini yerine getirip getirmediğini çok titiz bir şekilde incelemesi gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına göre, devletin yaşam hakkı kapsamındaki usuli yükümlülükleri, mahkemelerin sadece yüzeysel bir değerlendirme yapmasını engeller ve olayın tüm yönlerinin dikkatlice araştırılmasını şart koşar.
Cezaevinde veya gözaltında sağlıklı bir şekilde bulunan bir kişinin fiziksel müdahale sonrasında hayatını kaybetmesi durumunda, devletin bu ölümü makul bir şekilde açıklama ve yaşam hakkını koruma yükümlülüğü bulunduğundan dava açmanız mümkündür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, yetkililer gözaltındaki kişileri korumakla görevlidir ve özellikle uygulanan zor kullanma tekniklerinin ölüme yol açması halinde devletin yaşam hakkı ihlali bağlamında sorumluluğu doğabilmektedir.
Polislerin, bir kişiyi uzun süre yüzüstü pozisyonda tutarak ölümüne neden olması, orantısız bir güç kullanımı olarak değerlendirilebilir ve bu durum doğrudan yaşam hakkı ihlali teşkil edebilir. Mahkeme, olay anında kişinin aşırı panik veya kriz halinde olmasının, polis müdahalesi sırasında uygulanacak yöntemlerde çok daha yüksek düzeyde bir tedbir gerektirdiğini belirtmektedir.
Cezaevi yönetiminin bir mahkûmun aşırı dozdan ölümünden sorumlu tutulabilmesi için, yetkililerin mahkûmun hayatına yönelik gerçek ve yakın risk bulunduğunu bilmesi veya bilmesi gerektiği halde gerekli önlemleri almamış olması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, devletin mahkûmların sağlığını ve iyiliğini koruma yükümlülüğü bulunsa da bu durum her ölüm olayında devletin doğrudan kusurlu sayılacağı anlamına gelmez.
Cezaevi görevlilerinin uyuşturucu şüphesi yaratan bir bulgu üzerine derhal doktor çağırmaması tek başına otomatik olarak bir hak ihlali anlamına gelmeyebilir. Mahkemeler bu tür ihmal iddialarını değerlendirirken, görevlilerin olay anında kişinin hayatına yönelik somut bir tehlikeyi öngörüp öngöremeyeceğine bakar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yerel mahkemeler arasındaki bu tür karar farklılıklarında üst mahkemenin olayı ne derece kapsamlı ve sözleşme standartlarına uygun şekilde incelediğine bakmaktadır. İlk derece mahkemesi, cezaevi personelinin mahkûmun durumunu fark edip bir doktor çağırması gerektiğine kanaat getirerek tazminat ödenmesine karar vermiş olabilir.
Savaşın aktif çatışma evresinde yaşanan can kayıplarından dolayı ilgili devleti doğrudan sorumlu tutmak, savaş ortamının getirdiği karmaşa nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde genellikle mümkün olmamaktadır. Mahkeme, devletlerin sınır ötesi askeri operasyonlarındaki sorumluluğunu değerlendirirken yargı yetkisi kavramını dikkate almaktadır.
Savaş zamanında bile sivil yerleşim yerlerinin, hastanelerin ve okulların hedef gözetmeksizin veya orantısız bir şekilde bombalanması, saldıran devletin sivilleri koruma yükümlülüğünü açıkça ihlal ettiği anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uluslararası insancıl hukukun ayrım gözetme ve tedbir alma ilkelerine aykırı olarak gerçekleştirilen sivil hedeflere yönelik askeri saldırıları, doğrudan yaşam hakkı ihlali olarak nitelendirmektedir.
Bir yakınınızın tıbbi ihmal sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle açtığınız davanın on altı yılı aşan bir sürede sonuçlandırılamaması, anayasal güvence altında olan yaşam hakkı ihlali niteliğindedir. Ölümle sonuçlanan tıbbi hata iddialarının söz konusu olduğu durumlarda, olayların aydınlatılması ve sağlık kuruluşlarının olası kusurlarını gidererek benzer hataların önlenmesi adına yargılamaların makul bir sürat ve özenle yürütülmesi devletin temel yükümlülüklerinden biridir.