Tüm insan haklarının kaynağı ve ön koşulu olan yaşam hakkı, mutlak ve devredilemez niteliktedir. Devletin, bireylerin yaşamını koruma konusundaki 'pozitif yükümlülüğü' ve kamu görevlilerinin orantısız güç kullanımından kaçınma 'negatif yükümlülüğü' altındaki her türlü ihmal, ulusal ve uluslararası arenada en ağır ihlal olarak yaptırıma bağlanır.
İnternetin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle ortaya çıkan dijital kamu düzeni, idarenin kolluk faaliyetlerinin siber uzaya taşınmasını zorunlu kılmıştır. Bu makale, bilişim hukuku bağlamında internet kolluğu kavramını, yetkili kurumların idari rolünü ve mevzuatta düzenlenen erişim engelleme ile bant daraltma gibi hukuki tedbirleri incelemektedir.
Gelişen teknolojilerle birlikte ulusal güvenlik algısı dijital boyut kazanmıştır. Bu makale, siber terör ve siber savaş olgularını bilişim hukuku çerçevesinde ele alarak, devletlerin ve kritik altyapıların karşı karşıya kaldığı yeni nesil tehditleri yasal bir perspektifle analiz etmektedir.
Bahçelere zarar verdiği düşünülen hayvanları uzaklaştırmak amacıyla zararsız zannedilerek kullanılan pipet fişek (Flobert) atabilen silahlar, sanılanın aksine ölümcül olabilmektedir. Bu yanılgının hayvan hakları ekseninde doğurduğu vahim sonuçlar dikkatle değerlendirilmelidir.
Ormanlar, sadece ağaç topluluklarından ibaret olmayıp, hayvanlar ve mikroorganizmalarla birlikte ekosistem sürekliliğini sağlayan yaşamsal bir bütündür. Bu makalede, ormanların hayvanların doğal yaşam alanı olarak hukuki statüsü, anayasal güvenceler ve ilgili mevzuat çerçevesinde bir hayvan hakları hukuku perspektifiyle incelenmektedir.
Bu makale, hayvan haklarının felsefi ve hukuki temellerini insan hakları teorisi üzerinden incelemektedir. Hayvanların hissedebilen varlıklar olması gerçeğinden hareketle; eşitlik, onur, otonomi ve adalet gibi insan haklarını meşrulaştıran temel argümanların, hayvan haklarının inşasında nasıl hukuki bir zemin oluşturabileceği analiz edilmektedir.
Modern mülkiyet hukuku yaklaşımlarının, hayvanları yalnızca birer eşya ve mülkiyet nesnesi olarak tanımlaması, yaşam hakkı kavramı ile derin bir çelişki yaratmaktadır. Bu makale, hayvanların mülkleştirilmesi sorununu ve ahlaki çemberin genişlemesiyle şekillenen yaşam hakkı tartışmalarını hukuki bir perspektifle ele almaktadır.
Türk hukukunda ve uluslararası mevzuatta hayvanların hukuki statüsü, eşya statüsünden çıkarılarak can sahibi varlıklar olarak kabul edilmeleri yönünde önemli bir evrim geçirmiştir. Bu makale, 5199 ve 7332 sayılı kanunlar ile evrensel bildiriler ışığında hayvanların değişen hukuki niteliğini uzman bir avukat perspektifiyle incelemektedir.