Makale
Türk hukukunda ve uluslararası mevzuatta hayvanların hukuki statüsü, eşya statüsünden çıkarılarak can sahibi varlıklar olarak kabul edilmeleri yönünde önemli bir evrim geçirmiştir. Bu makale, 5199 ve 7332 sayılı kanunlar ile evrensel bildiriler ışığında hayvanların değişen hukuki niteliğini uzman bir avukat perspektifiyle incelemektedir.
Türk Ve Uluslararası Hukukta Hayvanların Hukuki Statüsü
Tarihsel süreç içerisinde hayvanların hukuki statüsü, hukuk doktrininde ve yargısal içtihatlarda uzun yıllar boyunca tartışmalı bir konu olmuştur. Geçmişte hayvanlar medeni hukuk ve eşya hukuku kuralları çerçevesinde yalnızca bir mülkiyet unsuru, yani "eşya" olarak nitelendirilmiş, sahipli hayvanlar üzerindeki haklar tamamen mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmiştir. Ancak endüstrileşme, modern insanın çevre sorunlarına karşı artan duyarlılığı ve hayvan refahı konusundaki etik kaygılar, bu köhneleşmiş yaklaşımın değişmesini hukuken zorunlu kılmıştır. Günümüzde hayvanların da ekosistemin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği kabul edilerek "hayvan hakları" ve "hayvan refahı" kavramları hukuki metinlerde yerini almıştır. Özellikle küresel ölçekte meydana gelen iklimsel ve sosyal değişimler, hayvan hukukunun sadece ulusal sınırlarla kalmayıp "küresel hayvan hukuku" olarak şekillenmesine yol açmıştır. Bir hayvan hukuku uzmanı olarak vurgulamak gerekir ki, hukukun hayvanlara bakış açısındaki bu dönüşüm, onların yaşam haklarının güvence altına alınması adına atılmış en hayati adımdır.
Türk Ceza Ve Hayvanları Koruma Kanunlarında Değişim
Türkiye'de 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanların rahat yaşamalarını sağlamak ve onlara eziyet edilmesini önlemek amacıyla yürürlüğe konulmuş temel mevzuattır. Ancak yakın geçmişte Yargıtay'ın bazı kararlarında, sokağa bırakılan evcil hayvanlar malikin mülkiyet hakkından vazgeçtiği gerekçesiyle "terk edilmiş eşya" ve dolayısıyla "sahipsiz eşya" olarak tanımlanabilmiştir. Uzman bir hukuki perspektifle değerlendirildiğinde, hayvanların salt bir zilyetlik ve eşya hukuku kavramlarıyla tanımlanması çağdaş hukuk felsefesine aykırıdır. Nitekim 7332 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile devrim niteliğinde hukuki adımlar atılmıştır. Bu reformla birlikte hayvanlar kanunlarımız nezdinde kesin olarak bir eşya olmaktan çıkarılmış ve "can sahibi" varlıklar olarak kabul edilmelerini sağlayacak güçlü hukuki düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Artık hukuki statüleri bir mülkiyet eşyası olmaktan çıkmış, yaşayan ve hisseden birer can temelinde güvenceye kavuşturulmuştur.
Sahipli Ve Sahipsiz Hayvan Ayrımında Ceza Adaleti
Hayvanların eşya statüsünden can statüsüne geçişinin en somut ve pratik yansımalarından biri ceza hukuku uygulamalarında görülmektedir. 7332 sayılı kanun değişikliğinin hukuki gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, hayvanlara karşı gerçekleştirilen eziyet, işkence ve öldürme gibi haksız fiiller İdari Yaptırımlar (kabahat) kapsamından çıkarılmış ve doğrudan Türk Ceza Kanunu kapsamında birer "suç" olarak düzenlenmiştir. Özellikle kedi veya köpeklere karşı işlenen suçlarda, failin eyleminin mağduru olan hayvanın sahipli veya sahipsiz olup olmadığına bakılmaksızın aynı ceza yaptırımları uygulanmaktadır. Sokakta yaşayan sahipsiz bir kedi veya köpek dahi, insan tarafından kültüre alınmış bir tür olarak "evcil hayvan" sıfatıyla bu suçun korunan mağduru olabilmektedir. Bu durum, yasa koyucunun koruduğu hukuki yararın artık kişilerin mülkiyet hakkı değil, doğrudan doğruya hayvanın bedensel bütünlüğü olduğunu kanıtlamaktadır.
Uluslararası Hukukta Ve Bildirilerde Hayvanların Yeri
Uluslararası düzeyde hayvan hukuku normlarına ilişkin henüz tek bir bağlayıcı sözleşme mutabakatı sağlanamamış olsa da, konu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve evrensel bildiriler ile küresel bir boyut kazanmıştır. Bu alanda en çok göze çarpan referans belgeler, Hayvan Haklarına İlişkin Evrensel Bildiri ve hayvan refahına İlişkin Evrensel Bildiri'dir. Felsefi anlamda hayvana "hukuki kişilik hakkı" ile "hukuki yollara başvuru hakkı" tanınmasına zemin hazırlayan Hayvan Haklarına İlişkin Evrensel Bildiri, hayvanların yaşam hakkını güçlü bir şekilde savunur. Diğer yandan, 2000'li yıllarda şekillenen hayvan refahına İlişkin Evrensel Bildiri, hayvanların refah durumunu iyileştirmeyi hedefleyerek modern yasalara temel teşkil etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında ise hayvanlar, mülkiyet kısıtlamalarına tabi eşyalar olmaktan öteye taşınarak, sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir bir çevrenin korunması gereken bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Hukuki Statü Dönüşümünün Temel Parametreleri
Hayvanların hukuki statüsünde yaşanan bu köklü değişimi ve mevzuatımıza yansımalarını, bir hayvan hukuku avukatı merceğinden şu temel maddelerle özetleyebiliriz:
- Hayvanlar medeni hukuk uygulamasında artık "eşya" veya "mal" niteliğinde değerlendirilemez; kanunlarımızca korunan "can sahibi" varlıklar statüsündedir.
- Hayvanlara yönelik gerçekleştirilen fiiller kabahatler hukukunun idari para cezalarından çıkarılarak, doğrudan ceza mahkemelerinde yargılamayı gerektiren "suç" teşkil eden fiiller arasına alınmıştır.
- "Sahipli hayvan" ile "sahipsiz hayvan" ayrımı, hayvanın yaşam hakkı ve bedensel bütünlüğünün korunması noktasında, ceza yaptırımları ve hukuki koruma kalkanı açısından tamamen kaldırılmıştır.
- Uluslararası hukuk arenasında ve evrensel bildiriler ışığında, hayvanlara felsefi ve hukuki bağlamda bir tür kişilik hakkı ve hak özneliği atfedilmeye başlanmıştır.
Bu gelişimler ışığında, hukuki süreçlerde sahipsiz hayvanların salt birer çevre eşyası olarak değil, kanuni hakları bulunan canlı özneler olarak ele alınması mutlak bir hukuki zorunluluktur.