Makale
Türk yargı sisteminde hayvanların maruz kaldığı şiddet vakalarında yaşanan en büyük hukuki engel temsil sorunudur. Hayvanların kişi sayılmaması ve ilgili kanundaki muhakeme şartı, sivil toplum kuruluşlarının davalara katılımını engellemekte, delil toplanmasını zorlaştırmakta ve cezasızlık politikalarına yol açarak adaleti zedelemektedir.
Türkiye Yargı Pratiğinde Hayvanların Temsil Sorunu
Türk ceza adaleti sisteminde, hayvanlara karşı işlenen suçların soruşturma ve kovuşturma aşamalarında karşılaşılan en temel hukuki krizlerden biri temsil sorunudur. Bir hayvan hukuku avukatı perspektifiyle yargı pratiğini analiz ettiğimizde, hayvanların hak ehliyetine sahip "kişiler" olarak görülmemesinin, mahkemeler önünde kendi haklarını arayamamaları gerçeğiyle birleştiğinde devasa bir hukuki boşluk yarattığı görülmektedir. Hayvanlara yönelik suçların cezasız kalmasının önündeki en büyük bariyer, mağdur olan hayvanın yargılama makamları önünde sesini duyuramaması ve hayvan hakları alanında çalışan kişi veya kurumların hukuki olarak dışlanmasıdır. Bu durum, adaletin tesis edilmesini imkansız kılmakta, faillerin hak ettikleri cezaları almasını engellemekte ve mevcut yasal korumaların teoride kalıp uygulamada işlevsizleşmesine neden olmaktadır.
5199 Sayılı Kanun Kapsamında Muhakeme Şartı Ve Katılma Engeli
Hayvanları Koruma Kanunu'nun 28/A maddesine eklenen fıkra ile getirilen muhakeme şartı, temsil sorununun yasal zeminini oluşturmaktadır. Bu şarta göre, hukuken sahipli sayılan hayvanlara karşı işlenen suçlarda hayvan sahibinin şikayeti aranırken; sahipsiz sayılan hayvanlara karşı işlenen suçlarda suçüstü hali hariç olmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerinin Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusu aranmaktadır. Yargı pratiğinde bu düzenleme, hayvan hakları derneklerinin, baroların ve gönüllülerin suçtan doğrudan zarar gören olarak kabul edilmemesi sonucunu doğurmaktadır. Mahkemeler, Yargıtay'ın suçtan doğrudan zarar görme kriterini dar yorumlayarak, sivil toplum kuruluşlarının müşteki veya katılan sıfatını almasını reddetmektedir. katılma talebi reddedilen ve ihbar eden konumuna indirgenen hak savunucuları; delil sunma, tanıklara ve sanıklara soru sorma veya aleyhe kararları istinaf etme haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bu da yargılamaların, hayvanı koruyacak hiçbir makam olmaksızın, eksik yürütülmesine yol açmaktadır.
Emsal Yargılamalarda Temsil Sorununun Cezasızlığa Etkisi
Türkiye'deki emsal yargılamalar incelendiğinde, temsil sorununun failler lehine nasıl bir cezasızlık kalkanı yarattığı açıkça görülmektedir. Örneğin, kamuoyunda infial yaratan Konya bakımevindeki "kanlı kürek" davasında, baroların ve sivil toplum kuruluşlarının katılma talepleri muhakeme şartı gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Bu durum, hayvanlar adına sanıklara çapraz sorgu yapılmasını ve eksik delillerin toplanmasını engellemiş, sanıkların alt sınırdan hapis cezası alıp hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezadan kurtulmalarına sebep olmuştur. Benzer şekilde, Kocaeli'de uyuşturucu iğneyle köpeklerin öldürüldüğü olayda da sivil toplum kuruluşlarının yargılama dışı bırakılması, enjektörler gibi kritik delillerin zamanında incelenmemesine yol açmış ve sanıkların şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle beraat etmesine zemin hazırlamıştır.
Sahipli hayvanlar yönünden de durum farksızdır. Kırklareli'nde Köpük isimli yavru köpeğin eziyetle öldürüldüğü davada, hayvan sahibinin katılma talebinde bulunmaması ve şikayetini takip etmemesi, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel hayvan koruma görevlisinin de davaya kabul edilmemesiyle birleşince, sanığa verilen alt sınırdan ceza adli para cezasına çevrilmiştir. Katılan sıfatı verilmeyen derneklerin istinaf başvuruları ise usulden reddedilmiştir. Ankara'daki bir tecavüz davasında da yine Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi'nin katılma talebi reddedilmiştir. Bu pratikler göstermektedir ki, hayvanların gerçek anlamda yargı önünde temsil edilmediği her dosya, iddia makamının veya sanıkların insafına bırakılmakta ve adalet mekanizması işlemez hale gelmektedir.
İHAM'ın Kırılgan Mağdur Kavramı Ve Fiili Temsilcilik Çözümü
Hukuk sistemimizdeki bu usuli krizin aşılması için İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'nin (İHAM) içtihatları son derece yol göstericidir. İHAM, Campeanu v. Romanya kararında, kendi hakkını arama ehliyetinden yoksun, ağır engelli ve kimsesiz bir mağdurun durumunu değerlendirirken "kırılgan mağdur" kavramını literatüre kazandırmıştır. Mahkeme, devletin hesap verebilirliğinin ortadan kalkmasını önlemek adına, mağdur ile doğrudan bir bağı olmayan bir sivil toplum kuruluşunu "fiili temsilci" olarak kabul etmiştir. Bir hayvan hukuku uzmanı olarak, hayvanların da adalet sistemi karşısında en korumasız ve hak arama ehliyeti bulunmayan kırılgan mağdurlar olduğu tartışmasızdır. İHAM'ın bu kararı, hayvanlara karşı işlenen suçlarda sivil toplum kuruluşlarının ve hak savunucularının fiili temsilci olarak davalara katılabilmeleri için güçlü bir hukuki zemin sunmaktadır.
Çözüm Önerileri Ve Hukuki Reform İhtiyacı
Yargı pratiğinde hayvanların maruz kaldığı adaletsizliğin giderilmesi ve etkili bir hukuki koruma sağlanması için acil usuli reformlara ihtiyaç duyulmaktadır. Hayvanların yargı mekanizmasında yaşadığı bu hak mahrumiyeti ve cezasızlık zırhının kırılması için uygulamaya geçirilmesi gereken elzem adımlar şunlardır:
- Hayvanları Koruma Kanunu’nun 28/A maddesinde yer alan ve adli sürecin başlatılmasını idarenin inisiyatifine bırakan muhakeme şartı tamamen kaldırılmalıdır.
- Hayvanlara yönelik işlenen suçlarda şikayet hakkı herkese tanınmalı ve suçüstü şartı aranmaksızın doğrudan savcılıklarca resen soruşturma başlatılabilmelidir.
- Baroların, hayvan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve yerel hayvan koruma görevlilerinin, hayvanların "fiili temsilcisi" sıfatıyla soruşturma ve kovuşturma aşamalarına doğrudan "katılan" olarak dahil olmalarını sağlayacak açık yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
- Kamu personellerinin hayvanlara karşı işlediği suçlarda aranan soruşturma izni şartı, bu suçlar bakımından istisna tutularak kaldırılmalıdır.