Anasayfa/ Makale/ Uluslararası Hukukta Hayvanın Metalaşması Ve...

Makale

Uluslararası çevre antlaşmaları, hayvanları doğal bir miras olarak tanımlasa da uygulamada onları ekolojik bir sermaye ve ticari meta olarak konumlandırmaktadır. Bu makale, hayvanların uluslararası hukuktaki ticari statüsünü, sömürü düzenini ve sözleşmelerdeki piyasa odaklı yaklaşımları hukuki bir perspektifle incelemektedir.

Uluslararası Hukukta Hayvanın Metalaşması Ve Ticari Statüsü

Uluslararası hukuk sistemleri, tarihsel gelişimi boyunca kapitalist üretim ve kalkınma modellerinin hukuki altyapısını oluştururken, hayvanları ve genel anlamda doğal çevreyi ekonomik büyümenin bir ham maddesi olarak kurgulamıştır. Bu bağlamda, hayvanların uluslararası hukuk metinlerinde salt bir üretim nesnesi ya da daha ılımlı bir tabirle "korunması gereken bir tüketim nesnesi" olarak yer alması, hukukun insan merkezci ve sömürgeci kökenlerinin bir tezahürüdür. Mevcut uluslararası çevre ve ticaret hukuku rejimleri, hayvanların kendisine içkin yaşamsal değerini tanımaktan ziyade, onları sınırsızca sömürülebilecek bir ekolojik sermaye ve piyasa işlemlerine konu edilebilecek birer ticari meta olarak konumlandırmaktadır. Bu makale, uzman bir hayvan hukuku perspektifiyle, uluslararası hukukta hayvanların doğal kaynak yönetimi adı altında ticari birer objeye nasıl dönüştürüldüğünü irdelemektedir.

Uluslararası Antlaşmalarda Hayvanların Kaynak Olarak Yönetimi

Uluslararası hukukun vahşi yaşamla ve hayvanlarla kurduğu ticari ve hegemonik ilişkinin en yalın örneklerinden biri, 1900 tarihli Afrika'daki Yabani Hayvanların, Kuşların ve Balıkların Korunmasına Dair Londra Sözleşmesi'dir. Bu uluslararası metin, görünürde doğal yaşamın korunması amacını taşısa da, aslında sömürgeci güçlerin ganimet avcılığı faaliyetleri neticesinde tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan hayvan popülasyonlarını daha metodik ve planlı bir şekilde sömürebilme arzusuyla şekillenmiştir. Sözleşme metninde hayvan türleri, insan için yararlı olanlar ve zararlı olanlar şeklinde kesin ticari ve faydacı çizgilerle sınıflandırılmış, insana veya ticari menfaatlere zararlı görülen türlerin ise yok edilmesi hukuken teşvik edilmiştir. Bu durum, uluslararası hukukun hayvanları koruma güdüsünün, onların ekolojik birer sermaye olarak gelecekte de sömürülebilmelerini garanti altına alma ihtiyacından doğduğunu kanıtlamaktadır.

CITES Ve Yabani Hayvanların Ticari Bir Meta Olarak Düzenlenmesi

Günümüz uluslararası çevre hukukunun en önemli metinlerinden biri olan Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES), hayvanların metalaşma sürecinin en modern hukuki dayanaklarından birini oluşturur. Sözleşmenin başlangıç metninde yabani fauna ve floranın dünyanın doğal sistemlerinin yeri doldurulamaz bir parçası olduğu gibi romantik ve korumacı ifadelere yer verilse de, antlaşmanın operasyonel hükümleri tamamen bir küresel piyasa regülasyonudur. CITES, hayvanların korunması ihtiyacını, onların karşı karşıya kaldığı yok olma tehdidinin derecesine göre farklı uluslararası ticaret rejimleri belirleyerek sağlamaya çalışır. Hayvanlar, ticari pazarda alınıp satılabilen ve nesillerinin tükenme riski arttıkça ticari kotaları değişen metalardan ibarettir. CITES çerçevesinde gerçekleştirilen hayvan ticaretinin yıllık ortalama mali değerinin milyarlarca doları bulması, uluslararası hukukun hayvanları kârlı ürünler olarak gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Kapitalist Kalkınma Modelinde Ekolojik Sermaye Olarak Hayvanlar

Modern uluslararası hukukta benimsenen sürdürülebilir kalkınma hedefi, ekolojik krizlere çözüm ararken dahi kapitalist üretim ve tüketim süreçlerini hukuki merkeze almaktadır. Bu yasal sistem içerisinde hayvanlar ve doğa, uluslararası pazarın sürekli artan ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış birer ham madde deposu olarak görülür. Hafriyatçılık mantığı sadece cansız madenleri değil, hayvancılık ve balıkçılık endüstrilerinde olduğu gibi canlı popülasyonları da metalaştırarak küresel ticarete entegre eder. Hayvanların uluslararası hukuk nezdinde ekolojik sermaye olarak konumlandırılması, onların sömürü mekanizmalarını hukuken daha kurallı bir hâle getirmektedir. uluslararası hukuk zemininde hayvanların metalaştırıldığı başlıca alanlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Endüstriyel hayvancılık şemsiyesi altındaki küresel et, süt ve deri ticareti.
  • Kozmetik ve ilaç sektörlerinde ticari ürün geliştirme aşamasında hayvanların yasal test materyali olarak kullanımı.
  • Egzotik hayvanların, uluslararası evcil hayvan pazarında veya ganimet avcılığında yüksek bedelli birer eşya olarak alınıp satılması.
  • Hayvanların ticari bir sergi unsuru olarak kullanıldığı küresel eğlence ve turizm sektörünün hukuki meşruiyet bulması.

İşçi Hayvanlar Ve Sömürünün Ekonomik Maliyeti

Uluslararası hukuk doktrininde ve mevzuat tartışmalarında son yıllarda gündeme gelen hayvanlara işçi hakları tanınması yönündeki öneriler, ilk bakışta hayvan refahı açısından ilerici bir hukuki adım gibi lanse edilmektedir. Belirli aralıklarla dinlenme, azami çalışma süresine tabi olma veya emeklilik gibi kuralları kapsayan bu tartışmalar, derine inildiğinde hayvanların metalaşmasını sonlandırmamakta, aksine ticari sömürüyü hukuki bir sözleşme zeminine oturtmaktadır. Hayvanlara işçi hakları tanınmasının temelindeki pragmatik hukuki argüman, bu haklar sayesinde hayvanları ticari üretimde kullanmanın işverenler için daha maliyetli hâle geleceği ve böylece sömürünün piyasa dengeleriyle sınırlanacağı beklentisidir. Fakat bu vizyon, hayvanları hâlâ kapitalist üretim ağının bir ekonomik dişlisi ve fayda sağlayan bir üretim aracı olarak görmeye devam etmektedir. Bu tarz hukuki reformlar, hayvanların ekonomik sistem içerisindeki sermaye statüsünü yalnızca daha regüle edilmiş bir formda tahkim etmektedir.

4 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: