Yaşam Hakkı
Yaşam Hakkı — 93 SORU & CEVAP listelendi.
Olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddiaların mahkemelerce değerlendirilmemesi asıl hukuki sorunu oluşturduğundan, toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkınızın ihlal edilip edilmediği ayrıca incelenmemektedir. Anayasa Mahkemesi, bu tür başvurularda temel meselenin miting ve gösteri yürüyüşünün barışçıl şekilde yapılmasının sağlanması veya kişilerin güvenliğinin temin edilmesi boyutundan ziyade, açılan davada kusur sorumluluğu hakkında hiçbir yargısal değerlendirme yapılmaması olduğuna dikkat çekmektedir.
Devletin, cezaevinde tutulan ve gözetimi altında olan kişilerin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü bulunmaktadır ve kronik rahatsızlığı olan mahpusların ilaçlara erişiminin engellenmesi sonucunda meydana gelen ölümlerde devletin sorumluluğu doğar. Ceza infaz kurumuna kabul edilen bir mahpusun, yanında getirdiği ve hayati öneme sahip olan ilaçları sırf yanında reçetesi bulunmadığı gerekçesiyle elinden alınıp kendisine verilmemesi ve bu ihmal sonucunda kişinin hayatını kaybetmesi, yaşam hakkının ciddi bir ihlali anlamına gelir.
Cezaevinde meydana gelen şüpheli ölümlerde, ölüm nedeninin ve sorumluların tespit edilmesi için yürütülen soruşturmada alınan adli tıp raporlarının yetersiz olması durumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilirsiniz. Devletin gözetimi altındaki kişilerin ölümünde, kamu makamlarının ihmali olup olmadığını ortaya çıkarmak için yürütülen etkili soruşturma süreci büyük önem taşımaktadır.
Cezaevi yetkililerinin mahpusların zorunlu ilaçlarını temin etmemesi sonucunda meydana gelen ölümlerde, mahkemenin eksik incelemeyle ve sadece varsayımlara dayanarak kamu görevlilerini beraat ettirmesi yasalara ve anayasal haklara aykırıdır. Devletin yetkili kurumları, cezaevine giren kişilerin sağlık durumlarını takip etmek ve hayati öneme sahip ilaçların kesintisiz olarak kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.
Vefat eden yakınınızın kazada müterafik kusuru bulunması, idarenin tespit edilen hizmet kusuruna rağmen manevi tazminat talebinizin tamamen reddedilmesi için geçerli ve yeterli bir hukuki gerekçe oluşturmaz. Anayasa Mahkemesi, idarenin kusurlu olduğu tespit edilen ölüm olaylarında, ölenin yakınlarının duyduğu elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesi gerektiğini ve hiçbir manevi tazminat ödenmemesinin devletin koruma yükümlülüklerinin ihlali anlamına geldiğini belirtmektedir.
Devletin ihmali neticesinde meydana gelen ölümlü bir kazada derece mahkemelerinin manevi tazminat taleplerinizi tamamen reddetmesi durumunda, Anayasa Mahkemesine yapacağınız bireysel başvuruda öncelikle yaşam hakkı ihlali iddiasında bulunmanız gerekmektedir. Anayasa uyarınca devletin, yetki alanında bulunan tüm bireylerin hayatını kamusal makamların veya diğer bireylerin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma zorunluluğu vardır.
Çöplük gibi kamuya açık alanlarda askeriyeye ait patlayıcı maddelerin patlaması sonucu yaralanmanız hâlinde, idarenin ihmaline dayanarak maddi ve manevi tazminat talebiyle idari yargıda tam yargı davası açabilirsiniz. Devletin, bireylerin yaşamlarını ve vücut bütünlüklerini koruma konusunda Anayasa'dan kaynaklanan çok temel bir koruma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Gerçekleşen olay sonucunda ölüm meydana gelmemiş olsa bile, yaşanan patlamanın potansiyel olarak öldürücü bir nitelik taşıması ve fiziksel bütünlüğünüz üzerinde ağır sonuçlar doğurması nedeniyle durumunuz yaşam hakkı güvenceleri çerçevesinde incelenmektedir. Yargısal içtihatlara göre, bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi için her zaman ölümün gerçekleşmesi şart koşulmaz.
Vücut bütünlüğünüzü ve hayatınızı ağır derecede tehlikeye sokan bu tür bir ateşli silahla yaralanma olayında, mahkemelerin idarenin sorumluluğunu yeterince araştırmadan tazminat talebinizi reddetmesi doğrudan yaşam hakkınızın ihlali anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, ölüm olayı gerçekleşmese bile eylemin potansiyel olarak öldürücü nitelikte olması ve maruz kalınan eylemin fiziki bütünlüğünüz üzerindeki ağır sonuçları nedeniyle konuyu yaşam hakkı çerçevesinde değerlendirmektedir.
Sınır dışı etme kararına karşı açılan iptal davasının sonucu beklenmeden ve gönderilecek ülkedeki can güvenliği riskleri araştırılmadan kişinin zorla ülkesine gönderilmesi hukuka uygun kabul edilmemektedir. İdari ve yargısal makamlar, kişinin gönderileceği ülkede kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmeyeceğini ve gerçek bir ihlal riski bulunup bulunmadığını ayrıntılı bir şekilde araştırmakla yükümlüdür.