Deepfake teknolojisinin kötü niyetli kullanımı, Türk Ceza Kanunu kapsamında çeşitli bilişim suçlarını oluşturmaktadır. Özellikle dijital verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, paylaşılması ve yok edilmemesi eylemleri, faillerin ciddi hapis cezalarıyla yargılandığı ceza davalarına doğrudan konu olmaktadır.
Küresel bilişim çağında devletlerin ve şirketlerin uyguladığı dijital gözetim pratikleri, bireylerin veri mahremiyetini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu makalede, kişisel verilerin korunması ve bilişim hukuku perspektifinden dijital röntgencilik ile mücadele yöntemleri hukuki boyutuyla incelenmektedir.
Dijital soruşturma süreçlerinde elde edilen kişisel verilerin ceza muhakemesinde kullanılması ve istihbari faaliyetler ile adli süreçler arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesi günümüzün en temel tartışma konularındandır. Bu süreçlerin anayasal haklar ile temel ceza prensiplerine uyumlu bir şekilde yürütülmesi hukuk devleti için elzemdir.
İnternet teknolojilerinin gelişimiyle ortaya çıkan dijital yayıncılık, sınırsız özgürlük algısı yaratsa da kamu düzeninin sağlanması amacıyla hukuki bir çerçeveye ihtiyaç duyar. Bu makale, dijital egemenlik, kamu yararı ve temel haklar ekseninde dijital yayıncılıkta kamu düzeninin hukuki boyutlarını incelemektedir.
Dijital yayıncılığın gelişimiyle birlikte, internet ortamındaki yayınların kamu düzeni, kamu yararı ve genel ahlak çerçevesinde hukuki bir zemine oturtulması zorunlu hale gelmiştir. Bu makale, bilişim hukuku perspektifiyle devletin egemenlik hakları ve kamusal alan bağlamında dijital yayınlardaki kamu düzeni arayışını incelemektedir.
Kamu tedarik sisteminin dijitalleşmesiyle hayatımıza giren e-ihale uygulamalarının hukuki dayanakları, sağladığı avantajlar ve barındırdığı yasal riskler bilişim hukuku perspektifiyle incelenmektedir. Sistemlerin şeffaflık ve rekabet ilkeleri bağlamında güvenliği, hukuka aykırı müdahaleler ve ihaleye fesat karıştırma suçları ele alınmıştır.
Dijitalleşmenin ticari faaliyetlere entegre olmasıyla birlikte elektronik ticaret ve dijital malvarlığına yönelik suçlarda ciddi bir artış yaşanmaktadır. Bu makalede, siber hırsızlık, e-ticaret dolandırıcılığı, dijital reklam hileleri ve haksız kazanç gibi hukuki ihtilafların bilişim ve ceza hukuku eksenindeki yansımaları incelenmektedir.
E-ticaretin hızlı büyümesi, elektronik ortama aktarılan tüketici verilerini siber saldırıların hedefi haline getirmiştir. Veri sorumlusu sıfatını taşıyan e-ticaret işletmelerinin, siber tehditlere karşı gerekli idari ve teknik güvenlik tedbirlerini alması hukuki bir zorunluluktur.
İnternet ve sosyal medyanın gelişimiyle kişisel değerlere yönelik ihlaller şekil değiştirmiştir. Elektronik ortamda e-posta, alan adı, web siteleri, sosyal medya ve zararlı yazılımlar aracılığıyla şeref, haysiyet, özel hayatın gizliliği ve kişisel veriler sıklıkla hedef alınmakta; hukuki uyuşmazlıkların temelini oluşturmaktadır.
İnternete erişimin engellenmesi, siber güvenliğin sağlanması ve suçla mücadele amacıyla uygulanan ihtiyati bir tedbirdir. Ancak bu durum, anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü ile ulusal güvenlik kaygıları arasında hassas bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Demokratik toplumlarda bu dengenin nasıl sağlanacağı tartışılmaktadır.