Çocuğun iadesi durumunda fiziksel veya psikolojik olarak ağır bir zarar görme riski bulunuyorsa ya da katlanılmaz bir duruma düşme ihtimali varsa iade kararı durdurulabilir. Kural olarak yasa dışı yollarla ülke dışına çıkarılan veya alıkonulan çocukların Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşme kapsamında mutat meskeni olan ülkeye derhâl iade edilmesi gerekmektedir.
Cezaevinde yazdığınız mektuba el konulması ve bu işleme karşı yaptığınız itirazların yetersiz gerekçelerle reddedilmesi durumunda Anayasa Mahkemesine yapacağınız bireysel başvuru neticesinde yeniden yargılama kararı çıkması mümkündür. Mektubunuzun içeriğinin cezaevi güvenliğini tehdit ettiği veya yasa dışı örgüt mensuplarıyla haberleşme niteliği taşıdığı iddia edilerek sansürlenmesi durumunda, infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi gibi mercilerin bu iddiayı somut delillerle gerekçelendirmesi şarttır.
Mahkemenin, suçlamalara karşı ileri sürdüğünüz arama kayıtlarının incelenmesi gibi somut delil toplama taleplerinizi reddederek sadece duruşmada dinlenmeyen tanıkların sözlerine dayanıp mahkumiyet kararı vermesi temel haklarınızın ihlali anlamına gelebilecektir. Ceza yargılamasında, aleyhinize olan iddiaları çürütmek için talep ettiğiniz teknik incelemelerin mahkemece göz ardı edilmesi ve hükmün yalnızca doğruluğu test edilmemiş tanık ifadelerine dayandırılması savunma hakkınızı önemli ölçüde kısıtlar.
Katıldığınız eylemde meydana gelen terör saldırısında devletin doğrudan sorumlu tutulabilmesi için yetkili makamların o toplanmaya yönelik somut, belirli ve yakın bir tehdit bulunduğunu bilmesi veya bilmesinin gerekmesi şarttır. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre devletin, yetki alanındaki bireylerin yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülük altında olduğu kabul edilmektedir.
Evet, idarenin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle maddi ve manevi zararlarınızın karşılanması için idari yargıda tam yargı davası açmanız mümkündür. Ancak mahkemeler bu tür terör saldırılarında devletin sorumluluğunu değerlendirirken, kamu makamlarının o belirli etkinliğe yönelik gerçek ve yakın bir tehdit olduğunu bilip bilmediğine dikkat etmektedir.
Gözaltına alınma esnasında attığınız sloganlar ve üzerinizde ele geçirilen bildirilerin içeriği tek başına terör örgütü propagandası suçunu oluşturmayacağından bu yönde verilen bir ceza hukuka aykırı kabul edilerek beraat ile sonuçlanmalıdır. Anayasa Mahkemesi kararına konu olan benzer bir olayda, polis müdahalesi sırasında işkence karşıtı sloganlar atan ve üzerinde çeşitli örgüt uzantılarına ait imzalar taşıyan bildiriler ile pankartlar bulunan kişiler hakkında ilk derece mahkemesince hapis cezası verilmiştir.
Ceza infaz kurumunda tutuklu veya hükümlü olarak bulunurken özel mektuplarınızda yer alan eleştirel ifadeler nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmanız ifade özgürlüğü hakkınızın ihlali anlamına gelebilir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, ceza infaz kurumunda bulunmanın bir sonucu olarak güvenlik ve disiplinin sağlanması amacıyla mahpusların haklarına elbette birtakım sınırlamalar getirilebilir.
Ceza infaz kurumunda görevli personelin tutum ve davranışlarına yönelik alaycı veya sert eleştiriler içeren düşüncelerinizi mektup yoluyla dile getirmeniz tek başına kurum düzeni ve güvenliği ihlali olarak kabul edilemez. İnfaz hukukuna göre bir eylemin disiplin suçu oluşturabilmesi için sadece kanunda yazılı yasaklı eylemlerden birine şeklen uyması yeterli değildir; aynı zamanda bu fiilin cezaevindeki disiplini bozacak veya düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte gerçekleşmesi şarttır.
Devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için kamu makamlarının gerçekleşen eyleme dair belirli, somut ve yakın bir tehdit bulunduğunu bilmeleri veya bilmeleri gerektiği aranmaktadır. Anayasa Mahkemesi, olay öncesinde elde edilen istihbarat bilgilerinin yer, zaman ve kişiye ilişkin somut bilgiler ihtiva etmediğini veya teyide muhtaç nitelikte olduğunu göz önünde bulundurarak idarenin somut bir tehditten haberdar olduğu sonucuna ulaşmamıştır.
Koruyucu yasal düzenlemeler sadece aile içi şiddeti veya doğrudan aile bireylerini değil, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan tüm kadınları ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarını da kapsayacak şekilde geniş bir koruma alanı sunmaktadır. İtiraz mercilerinin, eylemin aile içinde gerçekleşmemesi veya uyuşmazlığın temelinde farklı hukuki nedenler bulunması sebebiyle durumu koruma kanunu kapsamı dışında bırakması, hukuki korumanın genel amacına ve ruhuna aykırı düşer.