Haksız yere gözaltına alınmanız veya tutuklanmanız sonrasında hakkınızda beraat kararı verilmişse doğrudan Anayasa Mahkemesine başvuru yapmanız mümkün değildir, öncelikle tazminat davası açmanız gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı, yakalama veya tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiaları bakımından asıl dava sonuçlanmış ve hakkınızda beraat kararı verilmişse, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında öngörülen tazminat davası açma imkânı, öncelikle tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yoludur.
Haksız yere gözaltında kalmanız nedeniyle açtığınız davada hükmedilen tutarın çok düşük olması, Anayasa ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınızın ihlali anlamına gelebilir. Beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan dosyalarda, haksız yakalama ve gözaltı işlemleri için Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında tazminat davası açma hakkınız bulunmaktadır.
Açtığınız tazminat davasında mahkemenin ileri sürdüğünüz bazı önemli talepler hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir değerlendirme yapmaması, adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkınızın açık bir ihlalidir. Yargı organları önünde davacı olarak iddialarınızı sunma hakkınız, yalnızca şeklen bir mahkeme kararı elde etmenizi değil, aynı zamanda uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerinizin incelenerek bir sonuca bağlanmasını da gerektirir.
Hakkınızda yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi durumunda, maruz kaldığınız hukuka aykırı koruma tedbirleri nedeniyle devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkınız elbette bulunmaktadır. Ceza muhakemesi süreçlerinde şüpheliler hakkında uygulanan gözaltı, tutuklama veya iletişim dinlenmesi gibi işlemler, soruşturmanın sonunda suçsuzluğunuzun anlaşılmasıyla birlikte haksız bir nitelik kazanmaktadır.
Beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar sonrası açılan tazminat davalarında hükmedilen tutarın, meydana gelen ihlalle orantısız derecede düşük olması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında öngörülen tazminat yoluna başvurduğunuzda, ağır ceza mahkemelerinin somut olayın şartlarına göre bir takdir yetkisi bulunsa da, bu miktar Anayasa Mahkemesinin benzer davalarda verdiği tazminat miktarlarına göre kayda değer ölçüde düşük olmamalıdır.
Haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarında, mahkemelerin uygulanan tedbirin ifade özgürlüğüne veya toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik bir müdahale niteliğinde olup olmadığını değerlendirmesi ve bunu tazminat miktarına yansıtması gerekmektedir. Kanun koyucu, koruma tedbirleri sonucu doğan kişisel hak mahrumiyetlerinin giderimi için açılacak manevi tazminat davasında duyulan üzüntünün giderimi hususunda herhangi bir sınırlama öngörmemiştir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne katıldığınız için hakkınızda yalnızca yakalama veya gözaltı tedbiri uygulandığı durumlarda doğrudan bireysel başvuru yapmak yerine öncelikle tazminat davası açmanız gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, hakkınızda kovuşturmaya yer olmadığına veya beraata karar verilmişse, uğradığınız zararların giderilmesi amacıyla Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında öngörülen tazminat yolunu tüketmeniz kural olarak zorunludur.
Adli muayene raporlarında darp ve cebir izinden söz edilmemiş olsa bile, olaydan sonra bağımsız kuruluşlardan aldığınız tıbbi raporlar ve dosyanıza sunduğunuz fotoğraflar savcılık tarafından mutlaka değerlendirilmesi gereken geçerli ve önemli delillerdir. Kolluk görevlilerinin muayeneyi yapan doktora baskı kurarak bulguların rapora yazılmasını engellediği yönünde savunulabilir bir iddia öne sürdüğünüzde, savcılığın bu durumu görmezden gelerek iddialarınızı tamamen soyut kabul etmesi hukuka uygun bir yaklaşım değildir.
Gözaltı sürecinde havasız ortamlarda bekletilme, uykusuz bırakılma veya temel insani ihtiyaçların engellenmesi gibi olumsuz tutulma koşulları nedeniyle yaşadığınız mağduriyetleri doğrudan savcılığa bildirerek şikayetçi olmanız mümkündür. Ancak bu şikayetlerin hukuki olarak dikkate alınabilmesi için maruz kaldığınız eylemlerin belirli bir ağırlık derecesine ulaşması ve somut delillerle desteklenmesi gerekmektedir.
Haksız yere gözaltına alınıp beraat etmeniz durumunda tarafınıza ödenen manevi tazminat miktarının hakkın özünü zayıflatacak kadar düşük olması anayasal haklarınızın ihlali anlamına gelir. Mahkemelerin manevi tazminat miktarını belirlerken belli bir takdir yetkisi bulunsa da, hükmedilen miktar meydana gelen ihlalle orantısız veya önemsiz seviyede olmamalıdır.