Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/5691 E. 2023/7010 K.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/5691 E. 2023/7010 K.

Bu karar, yurt dışında çalıştırılan işçilerin terör örgütleri tarafından kaçırılması ve rehin tutulması gibi olağanüstü olayların hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçinin işverenin idaresi altında ve onun sağladığı şantiye alanında bulunurken gerçekleşen silahlı baskın ve kaçırılma vakasını, iş sağlığı ve güvenliği ihlali ile doğrudan bağlantılı bir durum olarak değerlendirmiş ve bu sürecin bir bütün olarak "iş kazası" hukuki çerçevesinde incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Karar, aynı zamanda işverenin işçiyi gözetme borcunun sadece fiili işin ifası sırasında değil, işçinin barınma, yaşam ve genel güvenliğini sağlama noktasında da kesintisiz olarak devam ettiğini vurgulamaktadır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No 2022/5691
Karar No 2023/7010
Karar Tarihi 20.06.2023
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Yurt dışındaki işçinin kaçırılması iş kazasıdır.
  • gavel Kuruma ihbar yapılmadan tazminat davası görülemez.
  • gavel İş kazası tespiti bekletici mesele yapılmalıdır.
  • gavel Tespit davasının sonucu tazminat davasını etkiler.
  • gavel Mobbing iddiaları iş kazasıyla birlikte incelenmelidir.

Bu karar, yurt dışında çalıştırılan işçilerin terör örgütleri tarafından kaçırılması ve rehin tutulması gibi olağanüstü olayların hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçinin işverenin idaresi altında ve onun sağladığı şantiye alanında bulunurken gerçekleşen silahlı baskın ve kaçırılma vakasını, iş sağlığı ve güvenliği ihlali ile doğrudan bağlantılı bir durum olarak değerlendirmiş ve bu sürecin bir bütün olarak "iş kazası" hukuki çerçevesinde incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Karar, aynı zamanda işverenin işçiyi gözetme borcunun sadece fiili işin ifası sırasında değil, işçinin barınma, yaşam ve genel güvenliğini sağlama noktasında da kesintisiz olarak devam ettiğini vurgulamaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat davalarının görülebilmesi için tamamlanması gereken usuli ön şartları netleştirmektedir. Yargıtay, Sosyal Güvenlik Kurumuna usulüne uygun bir ihbar yapılmadan ve olayın iş kazası niteliği resmen tespit edilmeden tazminat davasının esastan karara bağlanamayacağını kesin bir dille hüküm altına almıştır. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin bu tür karmaşık olaylarda öncelikle işçiye Kuruma başvuru yapması ve gerekirse iş kazası tespit davası açması için mehil vermesini zorunlu tutmasıdır. Böylece, maluliyet oranlarının ve kurumun bağlayacağı gelirlerin tazminat hesaplamasından dışlanmasının önüne geçilerek, hukuki güvenlik ilkesi ve usul ekonomisi temin edilmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi ve ailesi, davalı inşaat şirketlerine karşı manevi tazminat davası açmıştır. Olayın temeli, davacı işçinin davalı şirketin Irak'ın Bağdat şehrindeki stadyum inşaatı projesinde çalışmak üzere yurt dışına götürülmesine dayanmaktadır. Davacı, şantiye alanında yeme, içme ve barınma gibi temel insani ihtiyaçların karşılanmadığını, oturma izni alınmayarak adeta hapis hayatı yaşatıldığını, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını ve idari kadro tarafından kendisine sistematik olarak psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir.

Terör olaylarının ve riskin yüksek olduğu bir dönemde şantiyede bırakılan davacı ve beraberindeki 17 işçi, gece saatlerinde kimliği belirsiz asker-polis kıyafetli silahlı bir grup tarafından kaçırılmış ve haftalarca rehin tutulmuştur. Davacı ve ailesi, bu süreçte yaşanan esaret, ölüm korkusu, şirketin ilgisiz tutumu ve olay sonrası kendilerine yönelik uygulanan baskılar nedeniyle ağır manevi çöküntü yaşadıklarını belirterek, mobbing ve iş güvenliği ihmaline dayalı olarak yüksek miktarda manevi tazminat talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kuralların başında, işverenin işçiyi gözetme borcunu düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417 gelmektedir. Bu maddeye göre işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Olayın meydana geldiği tarihte işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma zorunluluğu mülga 4857 sayılı İş Kanunu m. 77 ve akabinde yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında değerlendirilmektedir.

İş kazasının yasal tanımı ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13 hükmünde yapılmıştır. Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaylar iş kazası sayılmaktadır. Yurt dışında çalışan işçilerin durumu da 5510 sayılı Kanun m. 5 kapsamında güvence altına alınmış olup, sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelere götürülen Türk işçileri kısa vadeli sigorta kolları açısından sigortalı kabul edilmekte ve koruma altına alınmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin iş kazası veya meslek hastalığı hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında, olayın Kurum tarafından iş kazası olarak tespit edilmesi, yargılamanın esasını çözüme kavuşturmadan önce açıklığa kavuşturulması gereken zorunlu bir sorundur. Olayın SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmemesi hâlinde, mahkemece davacıya SGK ve işveren aleyhine "iş kazası tespit davası" açması için kesin süre (önel) verilmesi zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Davacı işçinin, davalı şirket tarafından yürütülen Irak'taki şantiyede bulunduğu sırada maruz kaldığı iddia olunan olumsuz barınma ve çalışma şartları, terörist grup tarafından silah zoruyla kaçırılarak haftalarca rehin tutulması ve serbest bırakılmasının sonrasındaki süreçte yaşadıkları, mahkemece psikolojik taciz (mobbing) ve iş sağlığı ve güvenliği ihlallerinden kaynaklı zarar doğurucu eylemler olarak nitelendirilmiştir. İlk derece mahkemesi, işvereni terör riski yüksek olan ve dışişleri tarafından uyarılan bölgede yeterli güvenlik önlemlerini almamakla suçlayarak yüzde 90 oranında kusurlu bulmuş ve hem işçi hem de ailesi lehine manevi tazminata hükmetmiştir.

Ancak Yargıtay incelemesinde, davanın esastan görülme usulü ve şartları açısından çok temel bir hukuki eksiklik tespit edilmiştir. İşçinin şantiyede bulunduğu sırada silahlı bir terörist grup tarafından kaçırılması ve rehin tutulması olayı, yasal tanımı itibarıyla açıkça bir "iş kazası" niteliğindedir. Dosya kapsamında, meydana gelen bu nitelikli olayın işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna iş kazası olarak bildirilmediği, davacı tarafın da Kuruma bu yönde herhangi bir ihbarda bulunmadığı anlaşılmıştır.

Yargıtay, davacıların dava dilekçesindeki iddiaları kapsamında mobbingin yanı sıra iş kazasından kaynaklı iş göremezlik nedeniyle manevi tazminat taleplerinin bulunup bulunmadığının mahkemece açıkça sorulması gerektiğini belirtmiştir. Şayet böyle bir talep mevcut ise, davacı tarafa öncelikle olayı Sosyal Güvenlik Kurumuna iş kazası olarak ihbar etmesi için önel verilmelidir. Kurumun olayı iş kazası olarak kabul etmemesi durumunda, davacıya Kurum ve işveren aleyhine "iş kazası tespit davası" açması için yeniden mehil verilmeli ve açılacak bu davanın sonucu eldeki tazminat davası için bekletici mesele yapılmalıdır. İş kazası tespiti davasının sonucuna göre, Kurum tarafından sürekli iş göremezlik oranı belirlenmeli ve bağlanacak olan olası gelirler dikkate alınarak tazminat talepleri hukuki bir çözüme kavuşturulmalıdır. Mahkemenin, bu zorunlu yasal ön şartları yerine getirmeden ve maddi olguları eksik değerlendirerek doğrudan tazminata hükmetmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve hatalı hukuki değerlendirme nedeniyle kararı bozmuştur.

Yurt dışında çalışırken şantiyede teröristlerce kaçırılmak iş kazası mıdır? expand_more
Evet, Yargıtay içtihatlarına göre yurt dışındaki bir şantiyede işverenin idaresi altındayken silahlı gruplar veya terör örgütleri tarafından kaçırılmanız ve rehin tutulmanız hukuken "iş kazası" olarak kabul edilmektedir. İşverenin sizi gözetme ve koruma borcu sadece fiili olarak çalıştığınız saatlerle sınırlı olmayıp, size sağlanan barınma alanlarında ve yaşam genelinde de kesintisiz olarak devam eder. Bu sebeple şantiyede uğranılan bu tip vakalar, iş sağlığı ve güvenliği ihlali ile doğrudan bağlantılı bir iş kazası çerçevesinde değerlendirilmektedir.
İş kazası geçirdim, SGK'ya bildirmeden doğrudan tazminat davası açabilir miyim? expand_more
Hayır, Kuruma usulüne uygun bir ihbar yapılmadan davanın esastan karara bağlanması mümkün değildir. Yargıtay, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat davalarının görülebilmesi için öncelikle olayın Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bildirilmiş olmasını ve olayın iş kazası niteliğinin resmen tespit edilmesini bir usuli ön şart olarak aramaktadır. Mahkeme, doğrudan tazminat kararı vermek yerine, öncelikle size SGK'ya başvuru yapmanız için yasal bir süre (önel) vermekle yükümlüdür.
SGK olayı iş kazası saymazsa açtığım tazminat davası ne olur, biter mi? expand_more
Davanız hemen reddedilmez ancak mahkeme süreci beklemeye alır. Şayet olayın SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmediği anlaşılırsa, mahkemenin size Kurum ve işveren aleyhine "iş kazası tespit davası" açmanız için kesin bir süre vermesi zorunludur. Açacağınız bu tespit davasının kesinleşmesi, mevcut tazminat davanız için hukuken bir "bekletici mesele" yapılır. Tespit davası sonuçlanıp maluliyet oranlarınız ve Kurum tarafından bağlanacak gelirler netleşmeden, mahkeme tazminat hesaplaması yaparak hüküm kuramaz.
Yurt dışında kaldığımız kampın şartları kötü ve güvensizse işveren sorumlu mu? expand_more
Kesinlikle sorumludur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca işveren, işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve sağlığını güvence altına almakla yükümlüdür. Yargıtay, işverenin gözetme borcunun yalnızca inşaat veya imalat faaliyeti esnasında değil; işçiye tahsis edilen şantiye alanı, yeme, içme, barınma ve genel güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında da geçerli olduğunu altını çizerek belirtmektedir. Bölgenin terör riski taşıması gibi durumlarda dahi işverenin güvenlik önlemlerini almaması, doğacak zararlar açısından işvereni hukuken kusurlu duruma düşürür.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir