Karar Bülteni
YARGITAY 10. HD 2022/5690 E. 2023/7006 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 10. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2022/5690 |
| Karar No | 2023/7006 |
| Karar Tarihi | 20.06.2023 |
| Dava Türü | Tazminat (İş Kazası ve Manevi Tazminat) |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İş kazası tespiti SGK tarafından yapılmalıdır.
- Kuruma bildirilmeyen kazalar için tespit davası açılmalıdır.
- Tespit davası tazminat davasında bekletici mesele yapılır.
- İşverenin işçiyi gözetme borcu yurt dışında geçerlidir.
- Psikolojik taciz sürekli ve sistematik bir eylemdir.
Bu karar, yurt dışında çalışırken silahlı terör örgütleri tarafından şantiyenin basılması suretiyle esir alınma gibi ağır travmatik vakaların iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku ekseninde nasıl nitelendirileceğini kesin çizgilerle ortaya koymaktadır. Yargıtay, işçinin barınma kampında uğradığı terör saldırısının, öncesindeki kötü çalışma koşullarının ve iddia edilen psikolojik taciz (mobbing) eylemlerinin bir bütün olarak iş kazası kuralları çerçevesinde incelenmesi gerektiğine işaret etmiştir. İşverenin işçiyi gözetme ve koruma borcu gereğince, özellikle can güvenliğinin risk altında olduğu kriz bölgelerinde güvenlik önlemlerinin eksiksiz alınması yasal bir zorunluluktur. Ancak kararda asıl vurgulanan husus, esasa girilmeden önce giderilmesi gereken katı bir usuli eksikliktir.
Kararın uygulamadaki en kritik emsal etkisi, bir olayın işverenin kusuruna dayalı tazminat davasına konu edilebilmesi için öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından resmen iş kazası olarak kabul edilmesinin zorunlu dava şartı hâline getirilmesidir. İlgili vakaya dair Kuruma ihbar yapılmamışsa, mahkemenin doğrudan kusur tayini ve tazminat hesabı yapması mutlak bir bozma nedenidir. Mahkemelerin, yargılamanın başında davacıya SGK'ya başvuru yapması ve Kurumun ret kararı vermesi ihtimalinde "iş kazası tespit davası" açması için kesin önel (mehil) vermesi kuralı pekiştirilmiştir. Bu içtihat, yurt dışı projelerinde görev alan işçilerin maruz kaldığı terör veya rehin alınma eylemlerinin bağımsız bir haksız fiilden ziyade doğrudan iş kazası prosedürüne tabi tutulacağını kanıtlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirketin Irak'ın Bağdat şehrindeki stadyum inşaatı şantiyesinde çalışmak üzere alt yüklenici firma aracılığıyla yurt dışına götürülmüştür. Davacı taraf, şantiyede insani olmayan barınma koşullarında çalıştırıldığını, yeme ve içme gibi en temel ihtiyaçların dahi gereği gibi karşılanmadığını, oturma izni alınmadığı için şantiyeden dışarı çıkma imkânı tanınmadan esir hayatı yaşatıldığını ve yöneticiler tarafından kendisine sürekli psikolojik taciz uygulandığını iddia etmiştir. Terör olaylarının yoğunlaştığı bir dönemde, Dışişleri Bakanlığının uyarılarına rağmen gerekli güvenlik önlemleri alınmamış ve şantiye silahlı gruplar tarafından basılarak davacı ile birlikte çok sayıda Türk işçisi kaçırılmıştır. Davacı ve annesi, haftalar süren esaret dönemi, öncesinde maruz kalınan mobbing, ağır çalışma koşulları ve işverenin kurtarma sürecindeki iddia edilen ilgisizliği nedeniyle büyük bir ruhsal çöküntü yaşadıklarını belirterek manevi tazminat talep etmişlerdir. Davalı işverenler ise şantiyenin beton duvarlarla korunduğunu, olayın fidye amacı gütmeyen uluslararası bir terör eylemi olduğunu ve olayın engellenemez niteliği sebebiyle kendilerine herhangi bir kusur atfedilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığın esasına ilişkin normatif değerlendirmede öncelikle işverenin işçiyi gözetme borcunu düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.417 hükmüne dayanmaktadır. Bu emredici kurala göre işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamak zorundadır. İşçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları için her türlü önlemi almak, iş sağlığı ve güvenliğini eksiksiz şekilde tesis etmek temel borçtur. İşçinin yaşam hakkının, bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunması bu genel yükümlülüğün ayrılmaz bir parçasıdır. Kararda, işyerinde psikolojik tacizden (mobbing) söz edilebilmesi için hedeflenen eylemin belirli bir işçiye yönelmesi, belirli bir süreklilik taşıması ve sistematik bir hâl alması gerektiği de tanımlanmıştır.
Sosyal güvenlik mevzuatı açısından uyuşmazlığın asıl çözüm noktasını 5510 sayılı Kanun m.13 teşkil etmektedir. Söz konusu maddede iş kazasının yasal çerçevesi çizilmiş olup, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen yahut ruhen engelli hâle getiren tüm olaylar iş kazası sayılmaktadır. Bununla bağlantılı olarak 5510 sayılı Kanun m.5 uyarınca, Türkiye ile sosyal güvenlik sözleşmesi akdetmemiş ülkelere (örneğin Irak) çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinin de kısa vadeli sigorta kolları kapsamında mutlak yasal güvence altında olduğu ve meydana gelen zararların SGK mevzuatı ekseninde ele alınacağı ifade edilmiştir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, iş kazasından kaynaklanan ve SGK tarafından karşılanmayan zararların ödetilmesine yönelik maddi veya manevi tazminat davalarında, gerçekleşen olayın Kurum tarafından iş kazası ya da meslek hastalığı olarak kabul edilip edilmediği hususu yargılamanın başında çözülmesi gereken öncelikli sorundur. Şayet yetkili mercilere ve Kuruma olaya ilişkin resmî bir bildirim yapılmamışsa, mahkemece davacıya doğrudan SGK'ya ihbarda bulunması; talebin idarece reddedilmesi hâlinde ise Kuruma ve işverene karşı husumet yönelterek iş kazası tespit davası açması için kesin bir mehil verilmesi emredici bir kuraldır. Asıl tazminat davasının kaderi, bu tespit davasının sonucuna ve Kurumca hesaplanacak sürekli iş göremezlik oranına doğrudan bağlıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı işçinin yurt dışı şantiyesinde bulunduğu sırada barınma koşullarının asgari standartların çok altında olduğu, temel insani ihtiyaçların karşılanmadığı, sistematik mobbing iddialarının bulunduğu ve nihayetinde 02.09.2015 tarihinde şantiyeyi basan terörist bir grup tarafından kaçırılarak haftalarca rehin tutulduğu, tüm bu yaşananlar sonucunda bedensel ve ağır ruhsal zarara uğradığı ileri sürülmüştür. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada, terör eylemlerinin yüksek olduğu bir kriz bölgesine Dışişleri Bakanlığının uyarılarına rağmen işçi götürülmesi eylemi nedeniyle işverenin %90 oranında kusurlu olduğu, tehlikeyi bilmesine rağmen çalışmaktan kaçınma hakkını kullanmayan işçinin ise %10 oranında müterafik kusurunun bulunduğu tespit edilerek davacı işçi ve annesi lehine manevi tazminat talebi kısmen kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davalı tarafın istinaf başvuruları esastan reddedilerek karar onanmıştır.
Ancak Yargıtay incelemesinde, davanın temelini oluşturan adam kaçırma, uzun süre esir tutulma ve bu süreçte yaşanan ağır travmaların, işçinin görev yapmak amacıyla bulunduğu işyeri sınırları içerisinde ve doğrudan işverenin yasal otoritesi altındayken gerçekleşmesi nedeniyle hukuken tipik bir iş kazası niteliği taşıyabileceği üzerinde durulmuştur. Yargıtay tarafından dosya kapsamı titizlikle incelendiğinde, gerçekleşen bu ağır zarar doğurucu vakaya ilişkin işveren tarafından yetkili kolluk kuvvetlerine ve SGK'ya usulüne uygun hiçbir iş kazası bildiriminde bulunulmadığı, davacı tarafın da Kuruma kendi adına doğrudan bir ihbar ve müracaatının olmadığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşılmıştır.
Yargıtay, iş kazasından kaynaklanan manevi tazminat davalarında sosyal güvenlik hukukunun emredici usuli kurallarının katı bir şekilde uygulanması gerektiğinin altını çizmiştir. İddia edilen psikolojik taciz, ağır fiziki çalışma koşulları ve terörist eylem sonucu oluşan ruhsal travma bir bütün olarak dikkate alındığında, davanın esasına girilip kusur oranları üzerinden bir tazminat hükmü kurulmadan önce olayın bir iş kazası olup olmadığının SGK tarafından net bir şekilde tespit edilmesi yasal bir zorunluluktur. Mahkemece yapılması gereken hukuki işlem; davacıya derhal olayı SGK'ya ihbar etmesi için uygun bir kesin süre vermek, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi ihtimalinde ise davacının hem SGK'ya hem de işverene dava yönelterek "iş kazası tespit davası" açabilmesi için yeni bir önel vermektir. Şayet işçi tarafından bu tespit davası açılırsa, mevcut manevi tazminat davasında bekletici mesele yapılmalı ve sonucunda sigortalının Kurum tarafından belirlenecek sürekli iş göremezlik oranı tespit edildikten sonra tazminat talepleri hakkında nihai bir karar verilmelidir. Yargıtay, bu elzem usuli adımlar atılmadan doğrudan uyuşmazlığın esasına girilerek manevi tazminata hükmedilmesini ağır bir eksik inceleme olarak nitelendirmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, olayın Kuruma bildirilmesi ve gerekli görülmesi hâlinde iş kazası tespit davası açılması için davacıya yasal bir önel verilmeden eksik inceleme ve değerlendirmeyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, kararı bozmuştur.