Makale
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve İş Hukuku Uygulamaları
Modern hukuk düzenlerinde ticaret şirketleri, ortaklarından bağımsız ve ayrı bir malvarlığına sahip hukuki süjeler olarak kabul edilir. Bu durum, ticaret hukukunun temel taşlarından biri olan mal ayrılığı ilkesi ve bu ilkeyle bağlantılı şekillenen sınırlı sorumluluk ilkesi çerçevesinde adlandırılmaktadır. Söz konusu kurallar, ticari hayatın gelişmesi ve girişimciliğin teşvik edilmesi açısından büyük bir öneme sahip olsa da, zaman zaman hukuki yükümlülüklerden kaçınma aracı olarak da kullanılabilmektedir. Özellikle iş hukuku bağlamında, işçilerin yasal haklarına kavuşmasını engellemek, kıdem tazminatı veya iş güvencesi gibi maliyetli kalemleri bertaraf etmek amacıyla şirket tüzel kişiliğinin bir maske gibi kullanıldığı uyuşmazlıklara sıklıkla rastlanmaktadır. İşte tam bu noktada, hukukun şekli kurallarının arkasına sığınılarak maddi adaletin zedelenmesini önlemek maksadıyla yargı içtihatları ile geliştirilen çözüm yolu devreye girmektedir. Hukuk sistemimizde yasal bir dayanağı doğrudan bulunmamakla birlikte, Medeni Kanunumuzun temel ilkelerine dayandırılan bu istisnai teori, zayıf konumda olan tarafın korunmasını ve hakkaniyetin tesis edilmesini sağlamaktadır.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kavramı ve Temelleri
Hukukumuzda genellikle tüzel kişilik perdesinin aralanması veya peçenin kaldırılması olarak da adlandırılan bu teori, kökenlerini Anglosakson hukuk sisteminden, özellikle İngiliz ve Amerikan yargı kararlarından almaktadır. İngiliz mahkemelerinde Salomon davası ile temelleri atılan, Amerikan hukukunda ise tüzel kişiliğin dikkate alınmaması gibi adlarla anılan bu doktrin, zamanla Kara Avrupası hukuk sistemlerine de entegre olmuştur. Türk hukukunda doğrudan bir kanun maddesinde düzenlenmemiş olmasına karşın, teori gücünü temel bir kural olan hakkın kötüye kullanılması yasağı kavramından almaktadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı temel ilkesinden hareketle yargı makamları, tüzel kişiliğin ardındaki niyetin hukuku dolanmak olduğu hallerde şekli savunmaları tamamen bertaraf etmektedir.
Bu teori son derece istisnai bir nitelik taşımaktadır. Zira asıl olan, tüzel kişilerin hak ehliyetine sahip, kendi organlarıyla iradesini açıklayan ve borçlarından kendi malvarlığıyla sorumlu olan bağımsız varlıklar olmalarıdır. Ancak, somut olayda adaleti sağlayabilecek başkaca bir kanun hükmü yoksa ve alacaklının menfaatleri katlanılamaz derecede ihlal ediliyorsa son çare olarak tüzel kişilik perdesine el atılmalıdır. Hukuki ve ticari hayatın öngörülebilirliği açısından, yalnızca ortakların şahsi menfaatleri ile şirket menfaatlerinin adalete aykırı bir biçimde harmanlandığı ve üçüncü kişilerin bilerek zarara uğratıldığı kesin olarak ispatlandığında bu istisnai yola başvurulması hukuki güvenliğin en temel gereğidir. Yargıç, şekli bağımsızlık iddiasının bir kalkan olarak kullanıldığını tespit ettiği an yargısal müdahalesini gerçekleştirir.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılmasını Gerektiren Haller
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılabilmesi için öğretide ve yüksek mahkeme içtihatlarında birtakım maddi koşulların varlığı kesin olarak aranmaktadır. Bu koşulların başında özkaynak yetersizliği durumu gelmektedir. Bir ticaret ortaklığının, giriştiği ticari faaliyetin hacmine ve taşıdığı risklere uygun bir sermaye ile donatılmamış olması, tüzel kişiliğin arkasına sığınarak alacaklıları zarara uğratma kastının en belirgin emarelerinden birisidir. Şirket ortaklarının kendi menfaatlerini güvence altına alırken, şirketi kasten yetersiz bir özsermaye ile ticari hayata sürüklemeleri ve şirketin ekonomik risklerini üçüncü kişilerin veya işçilerin omuzlarına yüklemeleri hukuken himaye edilemez. Ortakların, ticari işletmeyi bilinçli olarak sermayesiz bırakması veya sonradan içini boşaltarak şirketi adeta bir kabuğa dönüştürmesi durumunda alacaklarını tahsil edemeyen işçiler, perdenin kaldırılması yoluyla korunmaktadır.
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer hal ise yönetsel anlamda ve malvarlığı bakımından tam bir özdeşlik durumudur. Şirket ve ortaklarının, piyasaya ve alacaklılara karşı adeta tek bir kişiymiş gibi bütünleşik bir görünüm arz etmeleri, aralarındaki hukuki sınırların fiilen ortadan kalktığını gösterir. Şirketin kasası ile ortağın cebinin birbirine karışması, şirkete ait gelirlerin ortakların kişisel hesaplarına fütursuzca aktarılması veya ortakların kişisel harcamalarının şirket bütçesinden karşılanması bu duruma örnek teşkil eder. Keza, aynı ticari ağa bağlı şirketlerin ticari defterlerinin, banka hesaplarının, personel yönetimlerinin ve fiziksel operasyon alanlarının birbirine girmesi, tüzel kişilik ayrılığının sadece kâğıt üzerinde bir illüzyon olarak kaldığına işaret eder.
Yabancı Yönetim ve Dışarıdan Müdahale
Şirket tüzel kişiliğinin kendi resmi organları aracılığıyla değil de, doğrudan doğruya dışarıdan bir başka tüzel kişi veya hakim pay sahibi tarafından yönetilmesi hali, şirketler hukukunda yabancı yönetim olarak adlandırılır ve perdenin kaldırılmasına zemin hazırlar. Ortaklığın, ticari faaliyetlerini sürdürürken kendi bağımsız karar alma mekanizmalarını tamamen kaybetmesi ve adeta görünmez bir el tarafından dışarıdan idare edilmesi, ayrılık ilkesinin içinin boşaltıldığı anlamına gelir. Şirket yönetim kurulunun hiçbir bağımsız inisiyatifinin kalmadığı, bütün bağlayıcı talimatların perdenin gerisindeki güç odaklarından geldiği senaryolarda, ticari borçların sadece şeklen yönetilen şirkete yıkılması adalet duygusunu derinden sarsar. Yargı makamları, bu tür ağır dışarıdan yönetim pratiklerini tespit ettiğinde, tüzel kişilik zırhını kaldırarak kararları fiilen alan ve uygulatan arka plandaki asıl faillerin malvarlığına el atılmasına olanak tanımaktadır.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılmasının Türleri
Teori, somut uyuşmazlığın niteliğine, tarafların pozisyonuna ve mağduriyetin yönüne göre farklı şekillerde uygulanabilmektedir. Bunlardan ilki tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması yöntemidir. Bu yöntemde, hukuken yalnızca kendi malvarlığı ile sorumlu olması gereken tüzel kişinin borçlarından dolayı, doğrudan perdenin arkasındaki hâkim ortağın sorumlu tutulması söz konusudur. Örneğin, bir şirketler topluluğu bünyesinde faaliyet gösteren ancak mali yapısı bilerek zayıf bırakılmış bir yavru şirketin işçisi, ödenmeyen işçilik alacakları için tüzel kişiliğin arkasındaki çatı şirkete başvurabilir. Düz kaldırmada sorumluluk, tüzel kişiden onu oluşturan üyelere ve ortaklara doğru dikey bir şekilde genişler. Bu sayede, içi boşaltılmış şirketler kurarak yükümlülüklerinden sıyrılmaya çalışanların planları güçlü bir yargısal müdahaleyle boşa çıkarılmış olur.
Bir diğer yöntem ise tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması senaryosudur. Ters kaldırmada, düz uygulamanın tam aksine, şirketin hâkim ortağının şahsi borçlarından dolayı şirketin tüzel kişiliğine başvurulur ve şirketin malvarlığından tahsilat yapılır. Özellikle bir şahsın, alacaklılarından mal kaçırmak maksadıyla tüm varlığını yeni kurduğu veya tam kontrolü altında tuttuğu bir şirkete devretmesi halinde bu hukuki yola başvurulur. İş hukuku bağlamında ele alındığında, işverenin şahsi bir borcundan dolayı tüzel kişinin sorumluluğuna gidilebileceği gibi, haklarını alabilmek için görünürdeki şirketin varlıklarına müracaat edilmesi de bu kapsamda rahatlıkla değerlendirilebilir. Ters kaldırma, süreçleri hukuka aykırı şekilde manipüle etmek isteyen borçlulara karşı geliştirilmiş oldukça işlevsel bir yargısal yöntemdir.
Tüzel Kişilik Perdesinin Çapraz Kaldırılması
İş hukukunda en çok başvurulan ve en işlevsel tür tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılmasıdır. Sermayenin ve ekonomik faaliyetin hukuken bağımsız birden çok tüzel kişi arasında bölünmesi sıklıkla görülür. Ancak bu bölünme, işçilerin yasal haklarını sekteye uğratmak için kasten yapıldığında çapraz kaldırma derhal devreye girer. Kardeş şirketler veya aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan yavru şirketler arasında perde kaldırılarak, bir şirketin işçilik borcundan dolayı aynı gruptaki diğer kardeş şirket sorumlu tutulur. Bu uygulama, işçinin çalışma süresi boyunca kâğıt üzerinde sürekli farklı grup şirketlerine girdi-çıktı yapılarak kıdeminin haksızca sıfırlanmasını veya iş güvencesi hükümlerinden kaçınılmasını engellemek için son derece etkilidir. Yargıtay, bu gibi durumlarda çapraz perde aralaması yaparak işçinin parçalanmış gibi gösterilen çalışma sürelerini birleştirmekte ve birbiriyle entegre tüm şirketleri ortaklaşa sorumlu tutmaktadır.
İşçilik Alacaklarında Perdenin Kaldırılmasının Sonuçları
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının en temel ve sarsıcı hukuki sonucu, borçtan dolayı ortaya çıkan genişletilmiş müteselsil sorumluluk halidir. Perdenin kaldırılmasına mahkemece karar verildiğinde, alacaklı işçi, hak ettiği alacağını hem görünürdeki şekli şirket tüzel kişiliğinden hem de perdenin arkasındaki asıl sorumlulardan eksiksiz talep etme hakkı kazanır. İşçi, davasını doğrudan her iki muhataba karşı aynı anda açabileceği gibi, icra takibini de müştereken ve müteselsilen tahsil talebiyle yürütebilir. Öğretide ve yüksek mahkeme içtihatlarında açıkça vurgulandığı üzere, işçinin alacağına kavuşabilmesi için önce kâğıt üzerindeki işverene başvurup aciz vesikası alması kesinlikle zorunlu tutulmamaktadır. İşçi, usul ekonomisi ve adalete hızlı erişim ilkesi gereği, doğrudan tüm sorumluları birlikte hasım göstererek yargı yoluna başvurabilir.
Ayrıca, işverenlerin bu türden hukuku dolanmaya yönelik ve kötü niyetli davranışları, salt hukuki tazminat yükümlülükleri ile sınırlı kalmayıp şartları oluştuğunda başkaca ağır yaptırımlara da konu olabilmektedir. Ceza hukukunda tüzel kişilerin doğrudan cezai sorumluluğu kural olarak bulunmasa dahi, tüzel kişilik maskesi altında muhasebe hilelerine, belgede sahteciliğe veya hileli iflas gibi eylemlere girişen şirket yetkililerinin bizzat şahsi cezai sorumlulukları doğmaktadır. Bunun ötesinde işçi, işverenin kanunu dolanmaya çalışan bu eylemleri nedeniyle uğradığı maddi kayıpların yanı sıra, yargısal süreç içinde haksızca yıpratılması ve mağdur edilmesi nedeniyle genel hükümler çerçevesinde manevi tazminat talebinde de bulunabilir. Türk hukuk düzeni, şirket kurallarının bir sömürü aracına dönüştürülmesine müsaade etmeyerek zayıf tarafı titizlikle korumaktadır.
Yargıtay İçtihatlarında Dikkate Alınan Temel Kriterler
Yüksek mahkeme kararlarında, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yönünde hüküm tesis edilirken bazı somut göstergelerin varlığı detaylıca incelenmektedir. Hâkimler, resmi sicil kayıtları, tanık beyanları ve ticari defterleri değerlendirerek taraflar arasındaki ekonomik ve hukuki entegrasyonun derecesini objektif bir biçimde ölçerler. Hukuk sistemimizde katı bir şekilcilikten ziyade maddi gerçeğin üstün tutulması esas alındığından, işletmelerin piyasadaki duruşları, çalışanlarla olan etkileşimleri ve şirketler arası malvarlığı akışları titizlikle denetlenir. Yargı organlarının perdeyi aralarken hukuki gerekçe olarak dikkate aldığı başlıca maddi olgular aşağıda sıralanmıştır:
- Şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin, temsilcilerinin veya kurucularının aynı veya birbirine çok yakın kişilerden oluşması.
- Tüzel kişilerin ticaret siciline kayıtlı faaliyet merkezlerinin veya fiili operasyon adreslerinin aynı lokasyonda bulunması.
- Ortakların malvarlıkları ile şirketlerin bütçeleri arasında ticari mantığa uymayan sürekli ve karşılıksız fon transferlerinin yapılması.
- İşçilerin, kâğıt üzerinde farklı işverenlere bağlı görünseler dahi fiilen aynı üretim organizasyonunda, aynı emir ve talimat zincirinde çalışmaya devam etmesi.
- Piyasaya karşı tek bir marka, ortak logo ve ortak internet sitesi üzerinden hizmet verilerek üçüncü kişilerde tek bir grup algısı yaratılması.
- Ticari defterlerin kanuna uygun tutulmaması veya şirketlerin kasten sermayesiz, gayrifaal bir tabela şirketi halinde bırakılması.
Bu kriterlerin bir veya birkaçının bir arada bulunması, işçinin hak kaybına uğratıldığı somut bir uyuşmazlıkta, dürüstlük kuralı sınırlarının kasıtlı olarak ihlal edildiğinin en güçlü ve somut kanıtlarıdır. Şekli hukukun kalın duvarlarını aşarak doğrudan maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen yargı mekanizması, sayılan bu objektif unsurlara dayanarak adaleti eksiksiz biçimde tesis etmektedir. İşverenlerin sadece kâğıt üzerinde bağımsız ticaret şirketleri gibi görünmeleri, fiili ve iktisadi bütünlüğün yargı makamlarından kaçırılmasına hiçbir zaman yetmemektedir. Şirket yapılarının bir kalkan olarak kullanıldığı anlaşıldığı an, yargıcın hukuki nitelendirmeyi kendiliğinden yaparak işçi lehine bu koruyucu mekanizmayı devreye sokması hakkaniyet ilkelerinin doğal bir sonucudur.
Sonuç olarak, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması doktrini, modern şirketler ve iş hukukunun vazgeçilmez bir emniyet sübabı olarak işlev görmektedir. Özellikle zayıf konumda olan işçinin korunması ilkesi gereğince büyük bir öneme sahip olan bu teori, işverenlerin şekli hukukun arkasına sığınarak alın terinden doğan işçilik alacaklarını bertaraf etmesini kati surette engeller. Hukuk sistemi, tüzel kişiliğin sağladığı dokunulmazlıkları ve ticari ayrıcalıkları tanırken, bu ayrıcalıkların mutlak surette iyiniyet sınırları içinde kullanılmasını şart koşar. Yapay şirket kurulumları veya karmaşık ticari yapılanmalar ardında gizlenen asıl sorumluların tespit edilerek müteselsil sorumluluğa tabi tutulması, adaletin ve hukuka olan toplumsal güvenin sarsılmaması için elzemdir. İşçilerin hak arama hürriyetlerinin önündeki bu tür yapay engeller, mahkemelerin yetkin incelemeleri sayesinde aşılmaya devam edecektir.