İSG Çerçevesinde İşveren Vekilinin Sorumluluğu
İş sağlığı ve güvenliği* hukukunda işveren vekilinin yetki ve sorumlulukları, iş kazalarının önlenmesi bakımından çok kritiktir. Bu makalede, işveren vekili*nin İSG mevzuatı kapsamındaki idari, cezai ve hukuki sorumlulukları ile işyerindeki denetim borçları incelenmektedir.
İş sağlığı ve güvenliği, modern çalışma hayatının en temel yapı taşlarından birini oluşturmakta olup, işyerlerinde çalışanların bedensel ve ruhsal bütünlüklerinin en üst düzeyde korunmasını amaçlamaktadır. Günümüzde giderek karmaşıklaşan üretim süreçleri, gelişen sanayi dinamikleri ve büyüyen işletme hacimleri, işverenin işyerindeki tüm faaliyetleri tek başına denetlemesini ve yönetmesini fiilen ve hukuken imkânsız bir hale getirmiştir. Bu kritik noktada, işveren adına hareket eden ve işin ile işyerinin yönetiminde aktif olarak görev alan işveren vekilleri devreye girmektedir. 6331 sayılı Kanun, işveren vekillerini bu kanunun uygulanması bakımından işveren sayarak, onlara oldukça ağır ve kapsamlı yükümlülükler yüklemiştir. İşveren vekili, işverenin sahip olduğu geniş yönetim hakkını kullanırken, aynı zamanda işyerindeki olası sağlık ve güvenlik risklerini asgariye indirmek, gerekli teknik tedbirleri almak ve bu tedbirlere personelin harfiyen uyup uymadığını sürekli olarak denetlemek zorundadır. Bu bağlamda, işveren vekilinin statüsü sadece yasal bir temsil yetkisinden ibaret olmayıp, insan yaşamını ve vücut bütünlüğünü doğrudan ilgilendiren koruyucu faaliyetlerin tam merkezinde yer almaktadır. Çalışma ortamının güvenli hale getirilmesi, olası kaza ve meslek hastalıklarının önlenmesi, doğrudan yetkili kişilerin müdahalelerine bağlanmıştır.
İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatında İşveren Vekili
6331 sayılı Kanun sistematiğinde işveren vekili, işveren adına hareket eden, işin ve işyerinin yönetiminde fiilen görev alan ve yönetsel kararlara imza atan kimse olarak açıkça tanımlanmaktadır. Bu kanuni düzenleme uyarınca, bir kişinin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı anlamında işveren vekili sıfatını haiz olabilmesi için kendisine belirli bir yönetim, gözetim ve temsil yetkisinin usulüne uygun şekilde devredilmiş olması aranır. İşveren vekili, kendisine devredilen bu kritik yetki sınırları çerçevesinde tıpkı asıl işveren gibi çok yönlü bir yükümlülük altına girer ve iş sağlığı kurallarının işletilmesinde birinci derecede sorumlu tüzel kişi temsilcisi konumuna gelir. İşveren vekili olarak atanacak çalışanın veya yöneticinin, üstlendiği ağır sorumlulukların gerektirdiği teknik, hukuki ve idari donanıma, yani yeterli vasfa ve ehliyete sahip olması hukuk sistemimiz tarafından kesin bir dille zorunlu görülmektedir. Aksi takdirde, sırf cezai ve idari yaptırımlardan kaçınmak maksadıyla ehliyetsiz ve vasıfsız kişilerin sadece kağıt üzerinde yetkilendirilmesi hukuken geçerli bir yetki devri olarak kabul edilmemektedir.
İş sağlığı ve güvenliği hukuku kapsamında işveren vekiline doğrudan yöneltilen yükümlülükler oldukça çeşitli ve hayati öneme sahiptir. İşyerindeki düzenin sağlanması, çalışanların korunması ve yasal prosedürlerin eksiksiz yürütülmesi amacıyla mevzuatın öngördüğü başlıca iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri şunlardır:
- İşyerinde periyodik olarak detaylı risk değerlendirmesi yapmak veya yetkin kişilere yaptırmak,
- Çalışanlara yasalara uygun, güncel, anlaşılır ve nitelikli İSG eğitimleri vermek,
- İşyerine özel acil durum planlarını hazırlayarak bunların tatbikatlarını düzenli olarak organize etmek,
- Kanunun aradığı şartlar mevcutsa iş sağlığı ve güvenliği kurulunu oluşturarak aktif şekilde işletmek,
- Meydana gelen her türlü iş kazası ile meslek hastalıklarını titizlikle kayıt altına alarak Sosyal Güvenlik Kurumu'na süresinde bildirmek. Tüm bu zorlu süreçlerde işveren vekili, sadece mevzuatta öngörülen asgari standartları sağlamakla yetinmemeli, aynı zamanda bilim ve teknolojinin ulaştığı en son yenilikleri işyerine entegre etmelidir. Böylece koruyucu ve önleyici bir kültür inşa edilebilir. Bu güçlü kültürün işletme tabanına yayılması ve yerleşmesi, kurulan modern denetim mekanizmalarının sadece evraklar üzerinde kalmayıp, şantiye, fabrika veya ofis sahasında fiilen, kesintisiz ve titiz bir şekilde uygulanmasıyla hukuken mümkün olabilmektedir.
İşveren Vekilinin Hukuki Sorumluluğu
İş kazası veya olası bir meslek hastalığı neticesinde bedensel veya ruhsal olarak zarar gören işçinin, maddi ve manevi tazminat taleplerini hukuken kime yönelteceği hususu, iş hukukunun ve borçlar hukukunun en temel tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Yargıtay uygulamaları ve doktrindeki yerleşik hakim görüşe göre, işveren vekili ile işçi arasında doğrudan doğruya kurulmuş bir iş sözleşmesi ilişkisi bulunmadığından, işveren vekilinin işçiye karşı doğrudan bir özel hukuk sorumluluğu bulunmamaktadır. İşçiyi her türlü tehlikeden koruma ve gözetme borcu, iş sözleşmesinin asıl tarafı olan işverene aittir ve işveren vekilinin yetkisi dahilindeki işlemleri doğrudan doğruya yasal temsil mekanizması çerçevesinde asıl işvereni bağlamaktadır. Bu yapısal nedenlerle, meydana gelen talihsiz bir iş kazası sonrasında işçinin veya geride kalan hak sahiplerinin açacağı maddi ve manevi tazminat davalarında yasal husumet, kural olarak işveren vekiline değil, doğrudan doğruya işverenin şahsına veya tüzel kişiliğine yöneltilir. Ancak bu durum, işveren vekilinin hiçbir şekilde malvarlıksal bir yaptırımla veya tazminat külfetiyle karşılaşmayacağı anlamına kesinlikle gelmemektedir; iç ilişkide farklı bir tablo mevcuttur.
İşverenin mahkeme kararıyla ödemek zorunda kaldığı yüksek tazminat bedellerini işveren vekiline rücu edebilmesi, işveren vekilinin tamamen kendi görev ve yetki alanı sınırları içerisinde hukuka aykırı ve kusurlu hareket etmesine sıkı sıkıya bağlıdır. İşveren vekili, yönetim tarafından kendisine tahsis edilen bütçe ve yasal yetkiler dahilinde gerekli güvenlik önlemlerini almakta ağır ihmal, dikkatsizlik veya haksız bir gecikme göstermişse, ortaya çıkan ve işvereni zarara uğratan bu tablodan kendi kusuru oranında sorumlu tutulur. Örneğin, işyerindeki tehlikeli bir makinenin koruyucu donanımının takılması için tam yetkisi ve yeterli bütçesi olan bir işletme müdürü bu hayati tedbiri kasıtlı veya taksirli olarak yerine getirmezse, asıl işverenin ödediği yüklü tazminat bedelini iç ilişkide üstlenmek zorunda kalacaktır. Bu zorunlu bağlamda, işveren vekilinin genel hukuki sorumluluğu her ne kadar üçüncü kişi konumundaki işçiye karşı doğrudan işletilemese de, işverenle kendi arasındaki geçerli hizmet veya vekalet ilişkisi bağlamında Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca rücu hakkı çerçevesinde son derece etkin bir şekilde işletilebilmektedir.
İşveren Vekilinin Cezai Sorumluluğu
Çalışma hayatının zorlu süreçlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurallarına riayet edilmemesinin en sarsıcı ve ağır yaptırımı hiç şüphesiz ceza hukuku alanında, mahkemeler nezdinde karşımıza çıkmaktadır. Önlemlerin yetersizliği nedeniyle bir iş kazası neticesinde işçinin ölümü veya ağır şekilde yaralanması meydana geldiğinde, yasaya aykırı fiili doğrudan gerçekleştiren yahut gerekli güvenlik önlemlerini almayarak ihmali bir davranışla bu trajik neticeye sebebiyet veren yöneticiler, Türk Ceza Kanunu'nun katı hükümleri uyarınca şahsen sorumlu tutulurlar. İşveren vekili, işyerinde risklerin tespiti ve önlemlerin alınması konusunda işveren tarafından usulüne tam uygun şekilde, yazılı olarak görevlendirilmiş ve bu görevleri eksiksiz ifa edebilecek fiili imkan, zaman, bütçe ve yetkiyle donatılmışsa, meydana gelen kazalardan dolayı doğrudan doğruya cezai sorumluluk taşır. Ceza hukukunun evrensel şahsilik ilkesi gereği, tüzel kişi konumundaki işveren şirketlerin hapis cezası gibi kısıtlayıcı yaptırımlara çarptırılması fiziksel olarak mümkün olmadığından, şirketin organizasyon şemasında kilit rol oynayan, tehlikeyi önleme hususunda somut görevleri bulunan işveren vekilleri birinci dereceden fail sıfatıyla ağır ceza veya asliye ceza mahkemelerinde yargılanırlar.
İşveren vekilinin hürriyeti bağlayıcı bir cezai sorumluluğa çarptırılabilmesi için, gerçekleşen kaza ile vekilin ihmali arasındaki illiyet bağının ve kusur unsurunun tereddüde mahal bırakmayacak derecede somut ve kesin delillerle ispat edilmesi ceza yargılamasında şarttır. İş kazalarına bağlı yargılamalarda genellikle TCK kapsamında düzenlenen "taksirle ölüme neden olma" veya "taksirle yaralama" suçları iddianamelere konu edilir. İşveren vekili, yasanın ve yönetmeliklerin açıkça öngördüğü güvenlik talimatlarını tamamen hiçe sayarak, sadece fabrikanın üretimini hızlandırmak veya işletme maliyetini yasa dışı yollarla düşürmek gayesiyle hayati koruyucu donanımları sistemden iptal ettirmiş veya tehlikeli çalışma yöntemlerine göz yummuşsa, duruma göre bilinçli taksir veya olası kastın ağır hükümleri uyarınca uzun yıllara varan hapis cezaları ile karşı karşıya kalabilir. Ancak bunun tam aksine, işveren vekiline görevinin gerektirdiği hayati mali olanaklar sunulmamışsa veya karar alma yetkisi şirket yönetimi tarafından açıkça kısıtlanmışsa, hukuken "yapabilme yeteneği ve imkanı" olmayan bir eylemden dolayı o kişinin mahkum edilmesi ceza hukukunun adalet prensiplerine taban tabana zıttır.
Taksir, Bilinçli Taksir ve Olası Kast Ayrımı
Ceza yargılaması aşamasında görevli mahkemeler tarafından tespit edilecek olan işveren vekilinin kusur derecesi, sanığın alacağı hapis cezasının miktarını, cezanın ertelenip ertelenmeyeceğini ve hukuki niteliğini doğrudan doğruya etkileyen en temel faktördür. Temel taksir, kişinin kanuni dikkat ve özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davranması dolayısıyla hukuka aykırı ağır bir sonucun hiç öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi halidir. Oysa işveren vekili, mevzuatın zorunlu kıldığı detaylı İSG eğitimlerini almış, yaklaşan tehlikeyi somut olarak öngörmüş ancak kendisine aşırı güvenerek "bize bir şey olmaz" gibi bir düşünceyle önlem almamışsa eylem doğrudan doğruya bilinçli taksir boyutuna ulaşır. Bilinçli taksir durumunda verilecek olan temel ceza, yasa gereği üçte birden yarısına kadar artırılır. Çok daha vahim olan diğer senaryoda ise, işveren vekili son derece tehlikeli kimyasalların bulunduğu kapalı bir ortamda yüksek patlama riskini kesin olarak bilmesine rağmen hiçbir tahliye, havalandırma ve koruma sistemi kurmadan işçileri o alanda çalışmaya fiilen mecbur bırakmışsa, bu durum adeta "olursa olsun" felsefesiyle hareket edildiğini gösterir. Bu vahim tabloda meydana gelen çoklu ölüm veya yaralanma neticesinde işveren vekili, olası kastın ağır hükümlerine göre yargılanarak çok daha şiddetli ve uzun süreli hapis cezalarıyla topluma karşı cezalandırılabilir.
İşveren Vekilinin İdari Sorumluluğu
İş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin sadece işçi ve işveren arasındaki dar kapsamlı özel hukuku ilgilendiren sıradan bir sözleşme meselesi olmayıp, aynı zamanda toplumun genelini ve kamu düzenini doğrudan doğruya etkileyen hayati bir konu olduğu hukuk sistemimizde tartışmasız kabul edilmektedir. İş hukukunun içerdiği bu güçlü kamu hukuku boyutu, devletin yetkili denetim mekanizmaları ve Çalışma Bakanlığı iş müfettişleri aracılığıyla denetlenen işyerlerine yönelik, caydırıcı nitelikte çok ciddi idari yaptırımlar uygulamasını zorunlu kılar. İlgili yasa uyarınca, tehlikeli bir işyerinde uzman ekiplere risk değerlendirmesi yaptırmamak, tam zamanlı veya kısmi zamanlı iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi atamamak, işçilerin periyodik sağlık taramalarını aksatmak gibi sayılamayacak pek çok yönetsel ihmal, ağır idari para cezası yaptırımlarına bağlanmıştır. Kanunda yer alan idari para cezalarının devlete karşı temel yasal muhatabı doğrudan doğruya tüzel kişi veya gerçek kişi olan işverenin kendisidir. Yeni yasa metninde idari para cezalarının şahsiliği noktasında cezanın doğrudan işveren vekiline kesileceğine dair açık bir ibareye kasten yer verilmemiş olması, idari tahsilatların ve yüklü para cezalarının bizzat işverenin kendi malvarlığına yönelmesi kesin sonucunu doğurmaktadır.
Belirtmek gerekir ki işletmelere yönelik idari sorumluluk sadece Çalışma Bakanlığı tarafından kesilen idari para cezalarından ibaret kalan basit bir süreç değildir. Mevzuatta son derece net şekilde yer alan, tehlikenin boyutuyla orantılı "işin durdurulması" veya kusur halinde "kamu ihalelerinden yasaklama" gibi sert idari tedbirler, şirketin varlığını ve ticari hayatını derinden, doğrudan etkileyecek yıkıcı bir güce sahiptir. İşyerindeki fiziksel bina yapısında, uygulanan üretim ve çalışma yöntemlerinde veya kullanılan devasa iş ekipmanlarında sahada çalışanların hayatı için çok yakın ve hayati bir tehlike arz eden kritik bir durum müfettişlerce tespit edildiğinde, bu ölümcül tehlike tamamen giderilinceye kadar işyerinin tamamında veya riskli bir bölümünde resmi yollarla iş durdurulabilir. İşveren vekili, devletin yetkili organlarınca alınan bu idari tedbir kararlarına harfiyen uymak ve durdurulan riskli alanda çalışmayı derhal kesmek konusunda yasal bir zorunluluk altındadır. Eğer işveren vekili, mühürlenmiş, yetkililerce işin durdurulması kararı verilmiş bir tesiste işçileri gizlice çalıştırmaya devam ederse, hem bu eylem başlı başına bir hapis cezasını gerektiren suç teşkil edecek hem de bu esnada ortaya çıkabilecek kaza sebebiyle dikkat ve özen yükümlülüğü ihlalinden dolayı çok daha ağır yaptırımlarla yüzleşecektir.
Sonuç olarak, iş sağlığı ve güvenliği hukuku çerçevesinde işveren vekilinin statüsü, yetkileri ve yükümlülükleri, son derece hassas dengeler üzerine kurulmuş, çok boyutlu ve hayati bir hukuki müessesedir. İşveren vekili, bir taraftan temsil ettiği işverenin üretim ve yüksek karlılık gibi temel yönetim hedeflerini gerçekleştirmek için çaba harcarken, diğer taraftan emri altındaki işçilerin yaşam hakkını ve sağlığını sarsılmaz bir şekilde koruyacak katı emredici kanun normlarını tereddütsüz uygulamakla yükümlüdür. İş kazaları ve meslek hastalıklarının engellenmesinde sahada aktif ve kritik bir rol oynayan işveren vekilleri, görev tanımları ve yetkileri oranında derin bir sorumluluk altına girmekte; yasanın emrettiği asgari standartları sağlamadıklarında ise işverenin yönelteceği rücu davaları, devletin uygulayacağı idari müeyyideler ve mahkemelerin vereceği hürriyeti bağlayıcı ağır ceza kararlarıyla yüzleşmektedirler. Bu bağlamda, şirket organizasyonlarında sadece şekli ve kağıt üzerinde bir atama yapılmasından ziyade, işveren vekillerine bu yükümlülükleri eksiksiz yerine getirebilecekleri bütçe ve bağımsız inisiyatif alanının fiilen tanınmış olması, etkin bir iş güvenliği kültürünün tam anlamıyla tesis edilebilmesi açısından vazgeçilmez bir hukuki zorunluluktur.