Anasayfa Makale İşçiyi Gözetme Borcu İhlalinden Doğan Tazminatlar

Makale

İşverenin işçiyi gözetme borcunun ihlali, işçinin zarara uğraması halinde hukuki sorumluluk doğurur. Makalemizde, iş kazası veya meslek hastalığı gibi ihlaller neticesinde gündeme gelen maddi tazminat, manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı tüm detaylarıyla ele alınmış, bu tazminatların kapsamı ve yasal şartları incelenmiştir.

İşçiyi Gözetme Borcu İhlalinden Doğan Tazminatlar

İş hukuku, doğası gereği işçi ile işveren arasındaki bağımlılık ilişkisini düzenlerken, işçinin korunması amacını temel felsefe olarak benimsemiştir. İşverenin yönetim hakkı karşısında zayıf konumda olan işçinin korunması, işverene yüklenen çeşitli yasal yükümlülükler ile sağlanmaktadır. Bu yükümlülüklerin en önemlilerinden biri, hiç şüphesiz işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcudur. İşverenin bu asli borcu, sadece işçinin fiziksel sağlığını değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğünü ve kişilik haklarını da korumayı kapsar. İşyeri sınırları içerisinde veya işin ifası sırasında işverenin bu yükümlülüğe aykırı davranması, iş kazaları veya meslek hastalıkları gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir. Meydana gelen bu ihlaller neticesinde işçinin veya yakınlarının uğradığı zararların giderilmesi, sorumluluk hukukunun temel prensipleri çerçevesinde değerlendirilir. İş mevzuatında özel bir hüküm bulunmayan hallerde Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri devreye girerek, zarara uğrayan tarafın tazminat taleplerine hukuki zemin oluşturur. Bu bağlamda, işçiyi gözetme borcunun açık bir ihlali durumunda ortaya çıkan tazminat türleri ve bu tazminatların hukuki sonuçları, iş hukukunda işçi haklarının korunması adına büyük bir pratik ve teorik önem taşımaktadır.

İşverenin İşçiyi Gözetme ve Koruma Borcu

İş sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte işveren, işçiye karşı sadece ücret ödeme borcu altına girmez; aynı zamanda onu her türlü tehlikeden koruma ve gözetme yükümlülüğünü de üstlenir. Türk Borçlar Kanunu madde 417 ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde şekillenen işçiyi gözetme ve koruma borcu, işverenin iş ilişkisinin devamı süresince işçinin kişiliğini korumasını, kişilik haklarına saygı duymasını ve işyerinde sağlık ve güvenlik önlemlerini eksiksiz olarak almasını gerektirir. İşçilerin psikolojik ve cinsel tacize maruz kalmamaları için gerekli tüm önlemlerin alınması ve bu tür olumsuz durumların engellenmesi de bu yükümlülüğün ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. İşverenin bu geniş kapsamlı borcu, iş ilişkilerinde dürüstlük kuralına tam olarak uygun davranarak işçiyi muhtemel tehlikelerden korumasını ve kişisel bakımdan ona herhangi bir zarar verecek her türlü eylemden özenle ve kesinkes kaçınmasını emreder.

İşverenin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatını ihlal eden hukuka aykırı eylemleri veya ihmalleri sonucunda işçi zarara uğrarsa, özel hukuk hükümleri bağlamında derhal tazminat sorumluluğu doğar. Bu sorumluluğun temelinde yatan ana unsur, işverenin işçiyi gözetme borcunu tam ve gereği gibi yerine getirmemesi olgusudur. İşveren bu borcu ihlal ettiğinde, iş sözleşmesine aykırı davranmış kabul edilir ve borçlar hukuku bağlamında akdi sorumluluğu gündeme gelir. Aynı zamanda, sergilenen bu hukuka aykırı davranış işçinin şahıs veya mal varlığını doğrudan ihlal ettiği için, işveren aleyhine haksız fiil sorumluluğu da oluşmaktadır. İşveren, yasal düzenlemelerin açıkça öngördüğü koruyucu ve önleyici tedbirleri tam olarak almadığında, işçinin uğradığı iş kazası veya meslek hastalığı neticesinde doğan bedensel ve ruhsal zararları tüm boyutlarıyla gidermekle mükellef kılınmıştır.

Maddi Tazminatın Şartları ve Kapsamı

İşverenin yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda işçinin başvurabileceği en temel ve birincil hukuki yollardan biri maddi tazminat talebidir. Maddi tazminat, haksız bir eylem veya taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık sonucunda kişinin malvarlığında meydana gelen irade dışı eksilmenin, yani maddi zarar kapsamındaki ekonomik kayıpların karşılanması amacını taşır. Bu tazminatın sorumluluk hukukundaki temel işlevi, zarar verici olay hiç gerçekleşmemiş olsaydı mağdurun malvarlığı hukuken ve fiilen hangi durumda bulunacaksa, o malvarlığını nakden veya aynen o önceki duruma eksiksiz bir biçimde geri getirmektir. Özel hukukta tazminatın asıl ve kabul gören amacı faili cezalandırmak değil, oluşan malvarlığı zararının mağdur lehine doğrudan telafi edilmesidir. Türk Borçlar Kanunu sistematiğinde, iş kazası ve meslek hastalığı gibi durumlarda uygulanacak maddi tazminat davaları için haksız fiil sorumluluğu prensipleri kıyasen iş ilişkilerine uyarlanarak tatbik edilir.

Maddi tazminatın hukuken doğabilmesi ve işverenden talep edilebilmesi için somut olayda temel sorumluluk şartlarının eksiksiz olarak gerçekleşmesi aranmaktadır. Bu bağlamda, maddi tazminat talebinin temel şartları şu şekilde sıralanabilir:

  1. Hukuka aykırı fiil: İşverenin gözetme borcunu, iş sağlığı ve güvenliği kurallarını ihlal eden eylem veya ihmalinin bulunması.
  2. Zarar: İşçinin malvarlığında, tedavi masrafları veya kazanç kaybı şeklinde ortaya çıkan ve parayla ölçülebilen irade dışı kesin eksilme.
  3. Uygun illiyet bağı: Hukuka aykırı fiil ile meydana gelen maddi zarar arasında olayların olağan akışına uygun bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması.
  4. Kusur: İşverenin eylemi kast veya ihmal şeklinde gerçekleştirmesi durumu olup, iş hukukundaki kusursuz sorumluluk hallerinin istisnaları yasal düzenlemelerce saklı tutulmuştur. Bu dört temel şartın somut olayda bir arada varlığı halinde işçi, haksız eylem veya sözleşmeye aykırılık sonucu ortaya çıkan tedavi giderlerini ve çalışma gücü kaybından doğan ciddi maddi zararlarını işverenden hukuken talep etme hakkına sahip olmaktadır. İşverenin bu şartlar sağlandığında tazminattan kaçınma imkanı ortadan kalkar.

İşçinin beden bütünlüğünün haksız fiil sonucu zedelenmesinden kaynaklanan maddi zararların yasal kapsamı oldukça geniştir ve çeşitli kalemlerden oluşur. İlk olarak, işçinin olay öncesi sağlığına tam anlamıyla kavuşması için yapılması gereken tüm tedavi giderleri, muayene masrafları, hastaneye ulaşım giderleri ve gerekli ise bakıcı ücretleri bu tazminat kaleminin içinde yer almaktadır. İkinci önemli unsur, işçinin zarar verici olay nedeniyle geçici veya sürekli olarak çalışma gücünü kaybetmesinin yarattığı büyük ekonomik tahribattır. Geçici iş göremezlik durumunda işçinin raporlu olduğu dönemdeki kazanç kaybı hesaplanırken; sürekli iş göremezlik halinde ise işçinin meslekte kazanma gücünü kısmen veya tamamen yitirmesi neticesinde oluşan, geleceğe yönelik efor ve kazanç kayıpları titizlikle değerlendirilip tazmin edilir. Üçüncü olarak, bedensel kalıcı bir engel oluşmasa dahi işçinin dış görünüşünün bozulması sebebiyle ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan muhtemel zararlar da telafi kapsamına dahil edilir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

İş kazası veya meslek hastalığı sonucunda işçinin ne yazık ki yaşamını yitirmesi durumunda, vefat eden işçinin sağlığındaki desteğinden fiilen faydalanan üçüncü kişilerin uğradığı zararların telafisi için destekten yoksun kalma tazminatı kurumu gündeme gelir. Bu özel tazminat türü, ölen işçinin mirasçılarına miras hukuku yoluyla intikal eden bir hak olmayıp, doğrudan doğruya desteğinden yoksun kalan üçüncü kişilerin kendi şahıslarında doğan asli ve bağımsız bir haktır. Yani, ölen kişinin sağlığında düzenli bakımını üstlendiği veya gelecekte bakmasını kuvvetle muhtemel olduğu eşi, çocukları, anne-babası veya fiilen sürekli destek sağladığı hukuki bağı bulunmayan herhangi bir yakını bu tazminatı doğrudan doğruya işverenden talep edebilme yetkisine sahiptir. Mirasın yasal mirasçılar tarafından reddedilmiş olması dahi, bu bağımsız tazminatın talep edilmesine hiçbir şekilde yasal bir engel oluşturmaz.

Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için, temel haksız fiil koşullarının yanı sıra kanunun aradığı bazı özel şartların da olayda mutlaka birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Genel şartlar; ölüm sonucunu doğuran hukuka aykırı bir işveren fiilinin bulunması, bu fiille işçinin ölümü arasında uygun illiyet bağının kesin olarak mevcut olması ve haksız fiil sorumluluğuna temel teşkil eden kusur unsurunun varlığıdır. Özel şartlar ise, ölen kişi ile tazminat talep eden kişi arasında hukuken veya fiilen kurulmuş bir desteklik ilişkisinin bulunması, ölen kişinin hayattayken yeterli bir bakım gücüne sahip olması ve talepte bulunan üçüncü kişinin de bu düzenli bakıma ekonomik olarak muhtaç durumda bulunmasıdır. Destekten yoksun kalanların uğradıkları bu dolaylı nitelikteki malvarlığı eksilmesi, hukuk doktrininde yansıma zarar olarak nitelendirilir.

Zararın Belirlenmesi ve Destek Kavramı

İş hukukunda destek kavramı, sadece nakdi bir meblağ vererek parasal bir katkı sağlamayı ifade etmez; bunun yanında ev işlerini yapmak veya bedensel bir hizmet sunmak gibi ekonomik değeri ölçülebilen her türlü düzenli fiili yardımı da geniş kapsamlı olarak içerir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında da desteğin sadece maddi bir gelir aktarımı olmadığı, ölenin sağladığı her türlü fikri ve bedeni sürekli katkıların da destek kapsamında kabul edilerek zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerektiği net bir biçimde vurgulanmaktadır. Zararın yasal hesaplamasında ise, ölümün gerçekleştiği tarihten karara kadar olan bilinen dönem zararları ile karardan sonraki bilinmeyen dönem zararları aktüeryal hesaplamalarla ayrı ayrı incelenir. Destek gören kişi kendi imkanlarıyla, desteğin ölümünden sonra da aynı sosyal ve ekonomik hayat standardını koruyabiliyorsa, hukuken korunması gereken bir bakım ihtiyacından söz edilemeyeceği için tazminata hükmedilmesi hukuken mümkün olmayacaktır.

Manevi Tazminat ve Kişilik Haklarının İhlali

İş ilişkisinde işverenin hukuka aykırı olan ve gözetme borcunu ihlal eden eylemleri yalnızca işçinin malvarlığında değil, şahıs varlığında ve iç dünyasında da son derece derin yaralar açabilmektedir. İşçinin bizzat kendisinin veya vefatı halinde yakın akrabalarının, yaşanan ağır bir iş kazası, yıpratıcı meslek hastalığı veya kişilik haklarına doğrudan saldırı sebebiyle duydukları fiziksel acı, elem, ıstırap ve yaşama sevincindeki büyük azalmanın telafi edilmesi, manevi tazminat kurumu aracılığıyla sağlanır. Manevi zarar, kişinin kendi iradesi ve rızası dışında manevi değerlerinde, onurunda veya psikolojik bütünlüğünde meydana gelen telafisi zor eksilmeyi ifade eder. Hukukumuzda manevi tazminatın asıl gayesi, mağdurun haksız eylem sonucu bozulan ruhsal dengesini, tatmin edici bir miktar para ödemek suretiyle hafifletmek ve ona bir nebze olsun huzur sağlamaktır. İşverenin işçiyi gözetme borcuna aykırı her ağır ihlali, bu tazminatın talep edilmesine haklı zemin hazırlar.

Manevi tazminatın iş mahkemelerinden talep edilebilmesi için, genel haksız fiil şartları olan hukuka aykırı fiil, manevi bir zararın doğumu ve illiyet bağı unsurlarının yanı sıra, somut olayda yasanın aradığı bazı özel şartların da varlığı titizlikle incelenir. Türk Borçlar Kanunu madde 56 uyarınca, bedensel bütünlüğün ağır ve kalıcı bir şekilde ihlal edilmesi veya işçinin ölümü halinde, doğrudan zarar görenin yakın akrabaları da kendi çektikleri büyük acı ve ıstırap için manevi tazminat davası açabilirler. Hakim, manevi tazminatın adil miktarını takdir ederken; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, olayın meydana geliş şeklini, zararın ağırlığını ve işverenin iş sağlığı güvenliği önlemlerini alma konusundaki ihmalinin derecesini objektif bir biçimde göz önünde bulundurur. Sadece bedensel ihlaller değil; işverenin işçiye yönelik psikolojik taciz uygulaması, kişisel verilerinin hukuka aykırı ifşası gibi durumlarda da manevi tazminat gündeme gelir.

Sonuç itibarıyla, işverenin işçiyi gözetme ve koruma borcu, modern iş hukukunun en temel ve vazgeçilmez koruma mekanizmalarından birini oluşturmaktadır. Bu asli borcun işverence ihlal edilmesi, işçinin sadece çalışma yaşamını zorlaştırmakla kalmaz, aynı zamanda onun en temel hakkı olan yaşam hakkını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü de doğrudan ve açıkça tehdit eder. İş kazaları, meslek hastalıkları veya işçinin kişilik haklarına yönelik haksız saldırılar neticesinde ortaya çıkan geri dönülemez zararların etkin bir biçimde telafisi, ancak adil, hızlı ve tatmin edici bir tazminat sistemi ile mümkündür. İşverenin kanuni yükümlülüklerine tamamen veya kısmen aykırı davranarak bilfiil sebep olduğu maddi zararlar, manevi yıkımlar ve geride kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talepleri, borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde titizlikle tazmin edilerek adalete ulaşılmalıdır. Hukuk sistemi, mağduriyetlerin eksiksiz giderilmesi için gerekli mekanizmaları kararlılıkla işletirken, işverenleri de caydırıcı yükümlülükler altına sokmaktadır.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: