Anasayfa/ Makale/ İhale Makamının Ücret Sorumluluğunun Kapsamı...

Makale

[İş hukuku mevzuatımız çerçevesinde, kamu kurumlarının taraf olduğu işlerde çalışan işçilerin ücret alacaklarına yönelik ihale makamının yasal sorumluluğunun kapsamı, yasal sınırları, hakediş ve teminat kesintileri ile bu sorumluluğun sözleşmeler aracılığıyla değiştirilmesi detaylı bir hukuki perspektifle incelenmektedir.]

İhale Makamının Ücret Sorumluluğunun Kapsamı ve Sınırları

4857 sayılı İş Kanunu'nun otuz altıncı maddesi, kamu makamlarının müteahhitlere ihale yoluyla verdiği yapım ve onarım işlerinde çalışan işçilerin ücret alacaklarını özel bir yasal koruma kalkanı altına almaktadır. Bu düzenleme, ekonomik yönden zayıf konumda bulunan işçinin yegâne geçim kaynağı olan ücretinin tam ve düzenli olarak ödenmesini sağlama gayesi taşırken, diğer yandan devletin mali kaynaklarının sınırlarını da gözeterek hassas bir denge kurmaktadır. Düzenlemenin merkezinde yer alan bu koruma mekanizması, sınırsız ve şartsız bir garanti niteliği taşımamakta, aksine yasa koyucu tarafından özenle belirlenmiş katı sınırlamalara ve kapsama tabi tutulmaktadır. İşçinin, emek vererek hak ettiği ücretine kavuşamaması durumunda devreye giren bu hukuki müessese, yalnızca belirli alacak kalemlerini ve belirli zaman dilimlerini güvence altına almaktadır. Bu metinde, iş hukuku uygulamaları ve yerleşik yargı içtihatları ışığında, söz konusu idarelerin işçilere karşı üstlendikleri bu istisnai ücret ödeme yükümlülüğünün hukuki çerçevesi, miktar bakımından yasal sınırları, hakedişlerden ve teminatlardan yapılacak kesintilerin işleyişi ile bu yasal sınırların taraflar arasındaki idari sözleşmelerle ne ölçüde esnetilip daraltılabileceği kapsamlı bir analize tabi tutulmaktadır.

Sorumluluğun Hukuki Niteliği ve Miktarsal Çerçevesi

Kamu makamlarının, yüklenici nezdinde çalışan işçilerin ücret alacaklarından doğan hukuki sorumluluğu, doğrudan doğruya yasa hükmünden kaynaklanan ve kendine özgü sınırları olan istisnai bir sorumluluk türüdür. Sorumluluk hukukundaki yeri itibarıyla bu durum, idarenin yasada belirtilen ilan yapma, araştırma yapma ve ödenmemiş ücretleri tespit ederek hakedişten kesme gibi yükümlülüklerini ihlal etmesi halinde doğan bir kusurlu sorumluluk halidir. İdarenin üzerine düşen kanuni denetim ve kesinti ödevlerini usulüne uygun şekilde yerine getirmemesinden veya eksik yerine getirmesinden kaynaklanan zararlar, genel hukuk prensipleri çerçevesinde tazmin edilmelidir. Yasa koyucu, işçinin emeğinin karşılığını güvence altına alırken idareye bir nevi kanuni vekil statüsü yüklemiş ve bu görevin büyük bir özenle, prosedürlere sadık kalınarak ifa edilmesini şart koşmuştur.

Sorumluluğun en temel niceliksel sınırı, her hakediş dönemi için ödenmeyen işçi ücretlerinin yalnızca üç aylık kısmı ile sınırlandırılmış olmasıdır. Bu üç aylık sınır, idarenin hakedişten kesebileceği maksimum tutarı değil, idarenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde kendi malvarlığından şahsen sorumlu tutulabileceği üst limiti ifade etmektedir. Eğer işçinin ödenmeyen beş aylık bir ücreti varsa ve müteahhidin içeride yeterli hakedişi bulunuyorsa, idare bu beş aylık tutarın tamamını kesmek zorundadır. Ancak idare bu kesintiyi yapmadan hakedişi müteahhide öderse, yargılama neticesinde yalnızca son üç aylık tutar üzerinden cezalandırılacak, yani kanuni çerçevede üç aylık kısımdan sorumlu olacaktır. Birden fazla hakediş döneminde kesinti yapmayan idare için ise ihmal edilen her hakediş dönemi başına ayrı ayrı üç aylık bir mali sorumluluk doğabilmektedir.

Sorumluluğa Dahil Olan Ücret Alacakları

Yasal düzenlemede güvence altına alınan "ücret" kavramının iş hukuku doktrininde geniş anlamda değil, yalnızca dar anlamda ücret olarak kabul edilen temel ücret olarak anlaşıldığı yerleşik yargı kararları ile tereddüde mahal bırakmayacak şekilde sabitlenmiştir. Yasa koyucunun buradaki asli amacı, işçinin sadece emeğinin karşılığı olan çıplak ücretini korumak ve kendisi ile ailesinin en temel hayat standartlarını idame ettirmesini sağlamaktır.

  • Kapsama Alınan Alacaklar: Sadece işçinin normal çalışmasının karşılığı olan asıl ücreti ve bu ana paranın zamanında ödenmemesinden kaynaklanan yasal temerrüt faizleri bu güvence zırhı içindedir.
  • Kapsam Dışı Çalışma Alacakları: İşçinin normal mesaisi dışında kalan fazla çalışma ücretleri, hafta tatili ücretleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerindeki çalışma ücretleri koruma kapsamında değildir.
  • Tazminatlar ve Yan Haklar: İş akdinin feshine bağlı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı gibi kalemler ile ikramiye, liyakat primi, yemek ve yol yardımı gibi sosyal nitelikli ek ödemeler kesinlikle kamu kurumunun sorumluluk sınırlarının dışındadır.

Sorumluluk miktarının hesaplanması ve kesinleştirilmesi aşamasında dikkate alınacak ücretin, işverenin Sosyal Güvenlik Kurumu'na eksik bildirdiği ve çoğu zaman asgari ücret seviyesinde düzenlenen zahiri bordro tutarları üzerinden değil, işçinin işyerinde fiilen eline geçen gerçek ücret olması gerektiği esastır. Hukuk yargılamasında işçinin kazancının net tespiti maksadıyla sendikalardan, ilgili meslek odalarından ve piyasadaki emsal ücret araştırmalarından faydalanılmalıdır. İdare, işte bu araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak reel meblağlara göre hesaplanacak üç aylık tutardan sorumludur. Şayet spesifik bir hakediş döneminde birden çok işçi alacak talebiyle idareye başvurmuşsa ve içerideki mevcut hakediş meblağı tüm işçilerin birikmiş alacaklarını eksiksiz karşılamaya kafi gelmiyorsa, idare mevcut hakedişi başvuru yapan işçilerin alacak tutarlarına orantılı (garameten) şekilde paylaştırarak ödemekle yükümlü tutulmuştur.

Hakediş ve Teminatlar Üzerinden Sorumluluğun Sınırları

İdarenin yasal mevzuat sınırları içinde işçiye karşı üstlendiği nihai mali sorumluluğun tavanı, söz konusu hakediş periyodunda müteahhide ödenmesi planlanan veya ödenen hakedişin toplam miktarı ile sınırlanmıştır. Yasada açıkça her hakediş dönemi için üç aylık ücret güvencesi ihdas edilmiş olsa da, eğer işçinin mahkemede ispatladığı üç aylık ücretinin brüt toplamı, müteahhidin o dönemki mevcut hakediş alacağından daha yüksek bir tutara tekabül ediyorsa, kamu kurumu ancak elindeki hakediş miktarı kadar olan kısımdan sorumlu tutulabilecektir. İşçinin bakiye kalan alacak kalemleri için hukuken sadece kendi işverenine husumet yöneltmesi icap edecektir. Nitekim büyük ölçekli altyapı projelerinin henüz başlangıç evrelerinde işverene yapılan sınırlı bir ödeme diliminde işçi hak talebinde bulunursa, idarenin o güne kadar ifa ettiği ödeme limitini katbekat aşacak bir meblağı kendi bütçesinden şahsen karşılamaya zorlanması, hukukun genel ilkelerine ve kamu maliyesi disiplinine aykırı düşecektir.

Projenin fiziki olarak tamamlanmasıyla birlikte tüm hakedişlerin yükleniciye eksiksiz ifa edilmesine rağmen, sahada çalışan işçi ücretlerinin hala tam olarak tasfiye edilmediği kriz durumlarında, idare uhdesinde yasal zorunlulukla bekletilen kesin teminat akıbeti büyük bir hukuki ehemmiyet taşır. Doktrindeki hâkim görüş ve işçi lehine yorum evrensel ilkesi ışığında, idarenin müteahhitten proje güvencesi olarak aldığı teminatların da işçi ücretlerinin ödenmesi maksadıyla doğrudan kesintiye tabi tutulabileceği yargısal içtihatlarla desteklenmektedir. İdare, periyodik hakedişin yetersiz kaldığı kilitlenmiş senaryolarda tereddüt etmeden işverenin teminatlarına başvurmalı ve işçi ücretlerini bizzat bu kaynaktan tatmin yoluna gitmelidir. İdarenin mevcut teminatları, maaşı içeride kalan işçilerin ücretlerini kesmeden doğrudan müteahhide usulsüzce iade etmesi, idareyi üç aylık ücret tutarı nispetinde kendi malvarlığıyla şahsen sorumlu kılmaya devam edecektir.

İdarenin İşverene Yönelteceği Rücu Mekanizması

İşçinin doğrudan açtığı alacak davası neticesinde mahkemenin vereceği ilam doğrultusunda, idarenin hakedişte veya teminatta nakdi karşılığı bulunmayan bir meblağı kendi kamu bütçesinden işçiye ödemek zorunda kalması, idareye işverene karşı mutlak bir rücu hakkı kazandırır. Bahsi geçen bu hukuki rücu mekanizması, borçlar hukukunun en köklü yapıtaşlarından biri olarak kabul edilen sebepsiz zenginleşme normlarına dayanarak işlerlik kazanır. İdare, iş mahkemesi yerine doğrudan asliye hukuk mahkemelerinde ikame edeceği detaylı bir rücu davası ile kendi kasasından çıkan ve aslında müteahhidin ifa etmesi gereken ana parayı faiziyle birlikte talep etme ehliyetine sahiptir. Yüksek Mahkeme uygulamalarına göre rücu edilecek meblağ, denkleştirici adalet evrensel ilkesi doğrultusunda, ödemenin idarece fiilen yapıldığı tarih ile rücu davası tarihi arasında geçen zaman zarfındaki enflasyon farkları ve ekonomik değer kayıpları titizlikle dikkate alınarak bilirkişi marifetiyle güncellenmelidir.

Sözleşme Serbestisi ve Sorumluluğun Değiştirilmesi

İş Kanunu metninde yer alan ücret güvencesine ilişkin düzenlemeler, hukuki bağlayıcılığı ve niteliği itibarıyla mutlak emredici yasaklar silsilesi değil, tam aksine işçi lehine esnetilebilen bir nispi emredici kural kategorisindedir. Bu esnek yapının hukuki sahadaki fiili karşılığı, yasa ile katı bir şekilde çizilen üç aylık mali sorumluluk sınırının hiçbir sözleşme maddesiyle işçi aleyhine daraltılamayacağı, ancak idarenin kendi hür iradesiyle bu sınırı işçi lehine rahatlıkla genişletilebileceğidir. Kamu idareleri, büyük bütçeli projelere ait ihale şartnamelerine veya yüklenici ile karşılıklı imza altına aldıkları idari sözleşmelere özel taahhütler dercederek, şantiyedeki işçilerin üç aydan daha uzun süreli kronikleşmiş ücret alacaklarından dahi kendilerinin tam sorumlu olacaklarını beyan edebilirler. Bu tarz sözleşmesel iyileştirmeler hukuken baştan sona geçerli kabul edilmekte olup, sosyal koruma devlet felsefesiyle muazzam bir uyum sergilemektedir.

Meselenin diğer cephesinde ise, ihale şartnamesi hazırlıklarında veya müteahhit ile idare arasında akdedilen sözleşme metinlerinde, idarenin yüklenici işçi alacaklarından hiçbir şart ve koşulda yasal olarak sorumlu tutulmayacağına veya kanuni sorumluluğunun üç ayın da altında bir sembolik süreyle sınırlandırıldığına dair korumacı hükümler bulunması ticari hayatta kuvvetle muhtemeldir. İşçi aleyhine kaleme alınan bu tür kısıtlayıcı bariyerler veya tek taraflı sorumsuzluk kayıtları, hakkını arayan işçiye karşı mahkeme huzurunda kesinlikle ve tamamen hükümsüzdür. İlgili işçi, sözleşmenin sayfaları arasında yer alan bu tip maddelere rağmen, iş kanununun bizzat kendisine bahşettiği üç aylık koruma zırhından eksiksiz bir şekilde yararlanmaya devam eder ve idareyi doğrudan sorumlu tutarak alacağını tahsil edebilir. Ne var ki, bahsi geçen bu kısıtlayıcı sözleşme fıkraları idare hukuku düzleminde tamamen yok hükmünde sayılmaz; sadece işçiye karşı uygulanamazken idare ile asıl borçlu müteahhit arasındaki "iç ilişkide" hukuki gücünü ve geçerliliğini sonuna kadar korur.

Toparlamak gerekirse, kamu kurumlarının taraf oldukları yapım ve onarım projelerinde işçilere karşı istisnai olarak üstlendiği bu spesifik ücret ödeme sorumluluğu, devletin sosyal koruma temel misyonu ile kamu kaynaklarının son derece disiplinli kullanımı arasında ince bir yasal sınır belirler. Sadece yasadan neşet eden bu çok özel mali mesuliyet, yalnızca dar anlamdaki temel ücret kalemleriyle çevrelenmiş olup; iş hukuku pratiğinde sıkça karşılaşılan tazminatlar, ulusal bayram mesaileri ve sosyal nitelikli yan haklar gibi diğer tüm işçilik taleplerini kesin bir yargısal çizgiyle devre dışı bırakmaktadır. Maksimum üç ay ve ilgili hakedişin nakdi limiti ile çerçevelenmiş bu sistem, alın teri döken işçilerin mağduriyete düşmesini acil ve asgari düzeyde bertaraf etmeyi hedeflerken, kamu idarelerini de sahada kesinti ve kontrol görevlerini büyük bir bürokratik ciddiyetle ifa etmeye zorlamaktadır. İade edilen teminatlar üzerinden idareye kusur atfeden bu hukuki düzenleme, sebepsiz zenginleşme temelli rücu müessesesi sayesinde de kamunun uğradığı zararın nihai borçlu müteahhide geri yansıtılmasını adil bir biçimde temin ederek sistemin kusursuz işlemesini sağlar.

8 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: