Makale
İhtiyari Tahkim ve Özel Hakem Yargılaması Süreçleri
İş hukuku pratiğinde, çalışma yaşamının ayrılmaz parçası olan işçi ve işveren tarafları arasında meydana gelen uyuşmazlıkların çözümünde devlet yargısına alternatif olarak öngörülen en önemli kurumlardan biri ihtiyari tahkim müessesesidir. Sanayileşmenin hız kazanması, ticari ilişkilerin gelişmesiyle artan uyuşmazlıklar, devlet mahkemelerinin iş yükünü ağırlaştırmıştır. Bu durum, adaletin gecikmesine yol açtığı için daha hızlı, esnek ve teknik uzmanlık gerektiren çözüm yollarının aranmasına neden olmuştur. Bu arayışın sonucu olarak modern hukuk sistemimize entegre edilen özel hakem yargılaması, tarafların kendi aralarında serbestçe anlaşıp uyuşmazlığın çözümünü devletin resmi yargı organları yerine bağımsız, tarafsız ve uzman üçüncü kişilere bırakmalarını ifade eder. Bireysel iş ilişkilerinden doğan belirli uyuşmazlıklarda ve toplu iş sözleşmesi müzakereleri süreçlerinde ortaya çıkan ihtilaflarda, tarafların irade özerkliği çerçevesinde bu yola başvurmaları mümkündür. Mahkeme süreçlerinin katı şekilciliğinden uzak, uyuşmazlığın niteliğine en uygun usul kurallarının taraflarca belirlenebildiği bu yöntem, adil yargılanma prensiplerinden ödün vermeden çalışma barışının tesis edilmesine hizmet eder. İş uyuşmazlıklarının karmaşık yapısı dikkate alındığında, konuyu derinlemesine bilen uzman hakemlerin yargılamayı yönetmesi, verilecek kararların isabetini artırarak tarafların hukuki tatminini üst düzeye çıkarmaktadır.
İhtiyari Tahkim Kavramı ve Hukuki Niteliği
Hukuk sistemimizde tahkim kurumu, genel usul kuralları çerçevesinde detaylı bir biçimde Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile düzenlenmiş olup, iş hukuku bağlamında bilhassa Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında kendine özgü ve özel bir öneme sahip bulunmaktadır. İhtiyari tahkim, uyuşmazlık taraflarının aralarındaki mevcut hukuki ilişkiden doğmuş veya ileride doğması kuvvetle muhtemel olan ihtilafların kesin çözümünü, kendi özgür ve hiçbir baskı altında kalmayan iradeleriyle seçtikleri özel hakem veya hakem kurullarına bırakmalarını ifade eden hukuki bir süreçtir. Tarafların söz konusu yöntemi seçmesinde yasalarca dayatılan herhangi bir hukuki mecburiyetin bulunmaması, ilgili kurumu tamamen ihtiyari kılan ve zorunlu kurallardan net çizgilerle ayıran en temel yapısal unsurdur. Yargılama yetkisinin, devletin egemenlik hakkına dayanan bağımsız mahkemelerinden alınarak geçici olarak özel kişilere devredilmesi, ancak ve ancak taraflar arasında hukuken geçerli bir anlaşmanın varlığı ile mümkündür. Özel hukuk alanında her daim hâkim olan irade serbestisi ilkesi gereğince, doğrudan kamu düzenini ilgilendirmeyen ve uyuşmazlık taraflarının üzerinde sulh ve kabul yoluyla serbestçe tasarruf edebilecekleri nitelikteki iş uyuşmazlıkları, tahkime elverişli uyuşmazlıklar olarak kabul edilmektedir.
Tahkim kurumunun hukuki niteliği meselesi, akademik doktrinde uzun yıllardır çokça tartışılan ve mahkeme uygulamalarında da birbirinden oldukça farklı sonuçlar doğurabilen teknik bir konudur. Hakemler aracılığıyla bir yargılama faaliyetinin yürütülmesi ve ihtilafın karara bağlanması, bir yönüyle tarafların karşılıklı irade beyanlarına dayanan maddi hukuk sözleşmelerine dayanırken, diğer yönüyle devletin yargı gücüne eşdeğer usul hukuku sonuçları doğurmaktadır. Bu çok boyutlu yapı nedeniyle tahkim, modern hukuk öğretisinde hem maddi hem de usuli niteliğe sahip olan karma nitelikte hukuki bir kurum olarak değerlendirilmektedir. Tahkim sözleşmesi bizzat tarafların bağımsız, serbest ve karşılıklı birbirine uygun iradeleri sonucunda kurulması ve karşılıklı rızaya dayanması, hiç şüphesiz işin maddi hukuk yönünü oluşturmaktadır. Ancak tahkim sürecinde hakemlerin yürüttüğü bu faaliyetin özünde tam bir yargılama faaliyeti olması, tarafların iddia ve savunmalarının resmi olarak alınması, sunulan delillerin titizlikle değerlendirilmesi ve nihayetinde yargılama sonucunda verilen kararın kesin hüküm teşkil ederek tıpkı bir mahkeme ilamı gibi icra edilebilir vasıf kazanması, bu hukuki kurumun güçlü usul hukuku yönünü açıkça ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.
Tahkim Sözleşmesi ve Özel Hakem Şartı
Tahkim yargılaması sürecinin hukuken geçerli bir biçimde başlayabilmesi için aranılan en temel ve vazgeçilmez ön koşul, taraflar arasında her türlü itirazdan uzak, hukuken geçerli bir tahkim sözleşmesinin veya sözleşme içerisine derç edilmiş bir tahkim şartının bulunmasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca, tahkim sözleşmesinin geçerliliği mutlak surette yazılı şekil şartına bağlanmış olup, sözlü olarak yapılan tahkim anlaşmalarının hiçbir hukuki geçerliliği bulunmamaktadır. Taraflar, aralarında henüz herhangi bir uyuşmazlık doğmadan önce akdettikleri bir ana sözleşmeye ileride doğabilecek uyuşmazlıkların münhasıran hakem yoluyla çözüleceğine dair açık bir tahkim şartı koyabilecekleri gibi, sözleşmenin ifası sırasında bir uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra da tamamen bağımsız bir tahkim sözleşmesi akdederek süreci fiilen başlatabilirler. Özel hakem şartının veya müstakil tahkim sözleşmesinin geçerli kabul edilebilmesi için, uyuşmazlığın kesin, net ve tereddütsüz bir biçimde devlet mahkemeleri yerine hakemde çözüleceğine dair taraf irade beyanlarının ilgili belgede hiçbir yoruma mahal vermeyecek açıklıkta yer alması zorunludur.
İş hukuku pratiğinde tahkim şartının hukuki geçerliliği meselesi, bireysel iş uyuşmazlıkları ve toplu iş ilişkilerinde uygulamada bazı önemli farklılıklar ve yasal kısıtlamalar göstermektedir. Özellikle iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız feshinden kaynaklanan işe iade gibi bireysel uyuşmazlıklarda, zayıf konumda olan işçinin yüksek düzeyde korunması ilkesi gereği tahkim anlaşmasının mutlak surette fesih işleminden sonra yapılması şartı aranmaktadır. Toplu iş hukuku boyutunda ise hukuki durum çok daha esnek ve tarafların serbestisine açık bir nitelik taşır. Kanuni düzenlemeler uyarınca taraflar, aralarında karşılıklı müzakere ederek imza altına aldıkları toplu iş sözleşmesine, çıkabilecek ihtilafların tahkim ile çözüme kavuşturulacağı yönünde genel veya özel bir tahkim düzenlemesi koyabilirler. Ancak, toplu iş sözleşmesine yerleştirilen bu özel tahkim kaydı, hukukun nisbiliği ilkesi gereğince yalnızca sözleşmeyi bizzat imzalayan taraf işçi sendikası ve işveren tüzel kişilikleri bakımından doğrudan bağlayıcıdır. Toplu iş sözleşmesinin imzacısı tarafı olmayan ancak yasa gereği sözleşmeden fiilen yararlanan bireysel bir işçinin, kendi anayasal hakkı olan mahkemeye gitme hakkı tahkim şartı gerekçe gösterilerek kesinlikle elinden alınamaz.
Özel Hakemlerin Seçimi ve Görevlendirilmesi
Tahkim yargılaması sürecinin şüphesiz en kritik ve uyuşmazlığın kaderini belirleyen aşamalarından biri, yargılamayı yönetecek olan hakem veya hakem kurulunun taraflarca adil bir biçimde belirlenmesidir. İlgili kanun mevzuatı, taraflara hakemleri seçme usulünü belirleme, hakemlerin sahip olması gereken nitelikleri tayin etme ve uyuşmazlığı fiilen çözecek hakem sayısını saptama konusunda son derece geniş bir serbesti alanı tanımıştır. Taraflar, uyuşmazlığın büyüklüğüne, teknik karmaşıklığına ve niteliğine uygun olarak tek bir alan uzmanını hakem olarak atayabilecekleri gibi, şayet dilerlerse birden fazla uzmandan oluşan bağımsız bir hakem kurulu da oluşturabilirler; ancak burada kanun gereği hakem sayısının mutlaka tek sayı olması yasal bir zorunluluktur. Tarafların hakem seçimi konusunda uzlaşmazlığa düşmeleri veya hakem atanmasında kilitlenme yaşanması halinde, taraflardan herhangi birinin resmi talebi üzerine görevli asliye mahkemesi devreye girerek bağımsız hakem atamasını bizzat gerçekleştirir. İş hukuku pratiğinde uyuşmazlık tarafları, akademik veya sektörel tecrübesine güvendikleri uzman şahısları hakem olarak görevlendirebildikleri gibi, şayet aralarında anlaşırlarsa Yüksek Hakem Kurulu'nu da özel hakem sıfatıyla yetkilendirerek uyuşmazlığın çözümünü bu kurula bırakabilirler.
Toplu İş Uyuşmazlıklarında İhtiyari Tahkime Başvuru
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan toplu iş uyuşmazlıkları, temel hukuki yapıları itibarıyla toplu hak uyuşmazlığı ve toplu menfaat uyuşmazlığı olmak üzere keskin biçimde ikiye ayrılır ve her iki uyuşmazlık türünde de kanunen ihtiyari tahkim yoluna başvurulması son derece mümkündür. Toplu menfaat uyuşmazlıkları, daha önceden var olmayan yepyeni bir sosyal veya mali hakkın elde edilmesi yahut taraflar arasındaki mevcut durumun ileriye dönük olarak değiştirilmesi maksadıyla yürütülen zorlu toplu pazarlık süreçlerinde ortaya çıkan menfaat çatışmalarıdır. Mevzuatın taraflara tanıdığı özerklik hükümleri uyarınca, işçi ve işveren tarafları bu türden bir toplu menfaat uyuşmazlığının henüz müzakere aşamasından tutun da uyuşmazlık eyleme dökülene kadar her evresinde özel hakeme başvurma konusunda özgürce anlaşabilirler. İhtilaf henüz yasal arabuluculuk evresinde bulunuyorken dahi tarafların aralarında tahkim anlaşması yapabilmeleri mümkündür. Toplu menfaat uyuşmazlığının adil çözümü maksadıyla taraflarca özel hakeme müracaat edilmesi hukuki halinde, yetkilendirilen hakem uyuşmazlığı teknik olarak çözerek aslında taraflar adına yeni sözleşmesel kurallar koyar, boşlukları doldurur ve uyuşmazlığı esastan sonlandırarak sözleşmeyi bağıtlar.
Diğer bir uyuşmazlık türü olan toplu hak uyuşmazlıkları ise, yasadan veya taraflar arasında halihazırda yürürlükte bulunan geçerli bir toplu iş sözleşmesinden açıkça doğan ve sınırları belirli olan hakların uygulanmaması, ihlal edilmesi veya farklı şekillerde yorumlanmasından doğrudan doğruya kaynaklanan uyuşmazlıklardır. Bu tür hak ihlaline dayalı uyuşmazlıklarda da, tarafların resmi yargı makamları yerine karşılıklı anlaşarak doğrudan doğruya özel hakem yolunu tercih etmeleri önünde hiçbir yasal veya doktriner engel bulunmamaktadır. Taraflar, hukuki uyuşmazlığın spesifik niteliği ile bağdaştığı ölçüde HMK'nın özel hakem yargılamasına ilişkin usul hükümlerini kıyasen işletirler. Toplu hak uyuşmazlıklarında yetkilendirilen özel hakemin temel adli görevi, menfaat uyuşmazlıklarında olduğu gibi taraflar adına yeni bir kural veya hak ihdas etmek kesinlikle değildir; aksine, taraflar arasındaki mevcut hukuki durumu objektif kurallara göre yorumlayarak, sözleşmeye aykırılıkları tespit etmek veya taraf edimlerinin ifasını emrederek süregelen uyuşmazlığı hukuka uygun biçimde gidermektir. Şunu da önemle vurgulamak gerekir ki, gerek hak gerekse menfaat uyuşmazlıklarında, taraf iradeleriyle tahkim yoluna başvuru kararı kati olarak alındıktan sonra, artık anlaşmazlığın resmi arabuluculuk veya benzeri diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine geri döndürülmesi hukuken hiçbir şekilde mümkün olmaz.
Tahkim Yargılaması Usulü ve Kanun Yolları
İhtiyari tahkim sürecinde izlenecek yargılama usulü, mahkemelerde katı biçimde uygulanan usul kurallarına kıyasla taraflara oldukça geniş bir esneklik sunar. Taraflar, hukuk sistemimizin emredici nitelikteki temel kurallarına, hukuki dinlenilme hakkı gibi anayasal güvencelere ve eşitlik ilkesine aykırı olmamak şartıyla, yargılama sürecinde izlenecek usulü tahkim sözleşmesinde tamamen diledikleri gibi belirleme özgürlüğüne sahiptir. Taraflarca yargılama usulüne ilişkin özel bir belirleme yapılmamışsa, HMK'nın tahkime ilişkin genel hükümleri devreye girerek uygulanır. Tahkim yargılamasında öngörülen kanuni süreler süreci hızlandırmak adına son derece kritiktir; nitekim toplu menfaat uyuşmazlıklarının çözümünde görevlendirilen özel hakemin veya hakem kurulunun, uyuşmazlığı esastan incelemeye başladığı tarihten itibaren en geç otuz işgünü içinde nihai kararını vermesi yasal bir zorunluluktur. Bu süre içinde geçerli karar verilmezse, atanan özel hakemin yargılama yetkisi düşer ve tahkim süreci hükümsüz hale gelir. Toplu hak uyuşmazlıkları bağlamında yürütülen tahkimde ise, taraflarca aksine bir anlaşma akdedilmemişse, usul kanununda yer alan genel kural gereği hakemin resmi olarak seçildiği veya kurulun ilk kez toplandığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde esas hakkında mutlak surette karar verilmesi zorunludur.
Gerçekleştirilen adil bir tahkim yargılaması neticesinde hakem veya hakem kurulu tarafından yasalara uygun olarak verilen karar, tıpkı devlet mahkemelerinin yargılama faaliyeti sonucunda verdiği ilamlar gibi maddi anlamda mutlak kesin hüküm niteliği taşımaktadır. Toplu menfaat uyuşmazlıklarının çözümlenmesi neticesinde verilen bu özel hakem kararı, hukuken doğrudan doğruya kesinleşmiş bir toplu iş sözleşmesi hükmünde kabul edilir ve uyuşmazlığın her iki tarafını da derhal ve bağlayıcı olarak hukuki bir yükümlülük altına sokar. Toplu hak uyuşmazlıklarında verilen kararlara karşı ise, HMK kapsamında açıkça ve sınırlı olarak sayılan usuli sakatlık sebepleri dâhilinde, tarafların görevli asliye mahkemesinde bir iptal davası açmaları hukuken mümkündür. İptal davası açma hakkı süreli olup, bu hakkın hakem kararının ilgili tarafa usulüne uygun şekilde tebliğinden itibaren bir ay içinde kullanılarak davanın açılması gereklidir. Önemle altı çizilmelidir ki, iptal davası açılması salt kendi başına hakem kararının icrasını ve yerine getirilmesini otomatik olarak durdurmaz; icranın mahkeme kararıyla durdurulabilmesi için mutlaka hükmolunan meblağı veya değeri karşılayacak uygun ve yeterli bir teminatın mahkeme veznesine yatırılması zorunludur. İlk derece mahkemesinde görülen iptal davası sonucunda verilen kararlara karşı ise, tarafların yüksek mahkeme nezdinde temyiz kanun yoluna başvurarak hak arama hürriyetlerini kullanmaları yasal güvence altındadır.
Tahkimin Avantajları ve Uygulama Pratiği
Toplu iş uyuşmazlıklarının çözümünde devletin resmi mahkemeleri yerine alternatif bir yargı yolu olan ihtiyari tahkimin tercih edilmesi, iş hayatının dinamik doğasına uygun olarak taraflara pek çok pragmatik avantaj sağlamaktadır. Bu avantajların en başında, sürecin yargısal bürokrasiden uzak, hızlı ve esnek yapısı gelir. Çok dereceli ve oldukça yavaş işleyen devlet mahkemelerinin aksine tahkim süreçleri, uyuşmazlıkların en kısa sürede, bazen birkaç ay gibi dar zaman dilimlerinde esastan ve kesin olarak sonuçlandırılmasına imkân tanıyarak, ekonomik belirsizlikleri ortadan kaldırır. Üstelik taraflar, yargılamanın yapılacağı mekânı, kullanılacak dili ve uygulanacak maddi hukuk kurallarını bizzat kendileri belirleme hakkına sahiptir. Tahkimin sunduğu bu usuli özgürlük alanı, bilhassa karmaşık ticari veya iş hukuku uyuşmazlıklarında, ihtilafın niteliğine en uygun usul kurallarının seçilebilmesine olanak vererek yargılamanın kalitesini ciddi ölçüde yükseltir. Bunun yanı sıra, mahkeme salonlarında halka açık olarak gerçekleştirilen yargılamaların aksine, tahkim yargılamalarında mutlak bir gizlilik ilkesi hâkimdir. Bu sayede, işletmelerin ve sendikaların ticari sırları, mali durumları ve itibar zedeleyici olabilecek hassas uyuşmazlık detayları kamuoyuna sızmadan, tamamen kapalı kapılar ardında, sadece uyuşmazlık tarafları ve hakem heyeti arasında güvenle çözüme kavuşturulmaktadır.
Tüm bu süreçsel esnekliklerin yanı sıra, ihtilafı çözecek olan karar vericilerin niteliği de tahkimin en belirgin ve vazgeçilmez artılarından birini oluşturur. Devlet mahkemelerinde yargılama yapan hâkimler, hukukun pek çok farklı alanına bakmak zorunda olan genel hukukçular iken, tahkim süreçlerinde taraflar uyuşmazlığın tam da merkezinde yer alan spesifik konularda derinlemesine bilgi ve tecrübe sahibi, sektörün içinden gelen veya o alanda akademik çalışmalar yapmış teknik uzmanları bizzat hakem olarak seçme ayrıcalığına sahiptir. Aşağıda ihtiyari tahkimin taraflara sunduğu başlıca hukuki ve pratik avantajlar özetlenmiştir:
- Yargılama sürelerinin çok dereceli mahkemelere kıyasla oldukça kısa ve hızlı olması.
- Tarafların uzman hakem seçebilme özgürlüğü ile daha isabetli kararların elde edilmesi.
- Yargılama kurallarının ve duruşma usullerinin esnek bir şekilde belirlenebilmesi.
- Kesin gizlilik ilkesi sayesinde tarafların ticari itibarlarının ve sırlarının korunması.
- Verilen hakem kararlarının bağlayıcı, kesin ve doğrudan icra edilebilir ilam niteliğinde olması.
Yukarıda sıralanan bu önemli avantajlara rağmen, nitelikli hakem heyetlerinin ücretleri ve kurum masrafları bazen dezavantaj olarak görülebilmektedir. Ancak zamanın maliyeti düşünüldüğünde bu yöntem sıklıkla öncelikli olarak tercih edilmektedir.
Özetlemek gerekirse, iş hukuku uygulamasında derinlemesine yer bulan ihtiyari tahkim ve özel hakem müessesesi, karmaşık ve çözümü zor iş uyuşmazlıklarının bertaraf edilmesinde modern hukukun sunduğu en etkin ve işlevsel araçların başında gelmektedir. Devlet mahkemelerindeki usuli katılıkların, yoğun iş yükünün ve uzun yargılama sürelerinin aksine tahkim mekanizması; taraflara kendi adil usul kurallarını serbestçe belirleme imkânı tanıyarak sürece üst düzey bir esneklik kazandırmakta, uyuşmazlığın spesifik konuya tam anlamıyla hâkim uzman kişilerce çözülmesini güvence altına almakta ve kesin gizlilik prensibiyle kurumların hassas itibarını korumaktadır. Sunduğu hızlı ve kesin karar mekanizmasıyla çalışma hayatındaki istikrarın ve sosyal barışın süratle yeniden tesis edilmesine yadsınamaz bir katkı sağlar. Tüm bu eşsiz avantajlarına rağmen, geçerli bir tahkim sözleşmesinin eksiksiz hazırlanması, tarafsız ve ehil hakemlerin stratejik olarak seçimi ile usul kurallarının doğru belirlenmesi süreçleri, şüphesiz ki derin bir hukuki bilgi ve azami özen gerektiren teknik konulardır. İleride yaşanabilecek usuli hataların ve telafisi son derece güç olabilecek ağır hak kayıplarının kesin olarak önüne geçilmesi adına, uyuşmazlık taraflarının tüm tahkim sürecini bu alanda uzmanlaşmış ve tecrübe sahibi bir hukuk profesyoneli danışmanlığında yürütmeleri şüphesiz en sağlıklı ve güvenli yaklaşım olacaktır.