Çocuğun dinlenebileceği uygun bir yaşa ve olgunluğa eriştiği durumlarda beyanları mahkeme tarafından mutlaka dikkate alınmalıdır ancak çocuğun psikolojik tedavi gördüğü ve ağır ilaçlar kullandığı biliniyorsa sadece bu beyanlara dayanılarak karar verilmesi hukuka uygun kabul edilmemektedir. Mahkemelerin, çocukların beyanlarına üstünlük tanırken aynı zamanda bu psikolojik tedavi sürecinin onların ifadelerine ve olayları algılayış biçimlerine nasıl bir etki ettiğini titizlikle araştırması gerekmektedir.
Ortak velayet kurulan durumlarda taraflardan birinin diğer ebeveynin yeni yaşam tarzı veya çocuklara yönelik tutumları nedeniyle velayetin değiştirilmesini talep etmesi hâlinde mahkemeler, iddiaları somut ve nesnel verilerle derinlemesine incelemekle yükümlüdür. Mahkeme bu uyuşmazlıklarda tarafların koşullarını, çocukların maruz kaldığı olası riskleri gözeterek çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimine en uygun çözümü bulmak zorundadır.
Çocuğunuz adına ihlal başvurusunda bulunabilmeniz için, uzun süren davanın ve velayet belirsizliğinin çocuğunuz üzerinde yarattığı doğrudan ve kişisel olumsuz etkileri somut olarak kanıtlamanız gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi nezdinde bir başvurunun kabul edilebilmesi için ihlale yol açtığı ileri sürülen durumdan kişinin doğrudan etkilenmiş olması ve mağdur statüsü taşıması şarttır.
Boşanma davasının uzun sürmesi nedeniyle çocuğunuz adına hak ihlali iddiasıyla yapacağınız başvurularda, çocuğun doğrudan ve kişisel olarak güncel bir hakkının ihlal edildiğini somut delillerle ortaya koyamazsanız bu talebiniz mağdur sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilecektir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, bir kişinin ihlal iddiasıyla başvuruda bulunabilmesi için o eylem veya işlemden doğrudan etkilenmesi ve mağduriyetini kişisel şartları üzerinden kanıtlaması şarttır.
İcra ceza mahkemesinin, hakkınızdaki uzaklaştırma tedbirini gerekçe göstererek eşinize beraat vermesi, tedbir kararında görüşme günlerinin istisna tutulduğu durumlarda hukuka uygun kabul edilmemektedir. Koruma kararlarında genellikle sizin çocuğunuzla görüşmenize ilişkin haller saklı tutularak yaklaşmama yönünde hüküm kurulur.
Hakkınızda eşiniz tarafından aldırılmış bir uzaklaştırma kararı bulunması, mahkeme tarafından belirlenen gün ve saatlerde çocuğunuzla görüşmenize kural olarak engel teşkil etmemektedir. Uzaklaştırma ve koruma tedbirleri genellikle 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddet mağdurunu korumak amacıyla verilse de, bu kararların birçoğunda kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâllerin saklı tutulduğuna dair hükümler özellikle yer almaktadır.
Çocuğunuzu görmek için icra müdürlüğü aracılığıyla işlem yapmanıza rağmen eski eşinizin bilerek evde bulunmaması nedeniyle görüşme gerçekleşmediğinde, eski eşinizi şikayet ettiğiniz takdirde ceza alıp almayacağı davanın somut koşullarına ve mahkemenin değerlendirmesine göre değişiklik gösterebilmektedir. Siz bu mağduriyetinizi icra memurlarıyla birlikte tutanak altına aldırıp İcra Ceza Mahkemesi nezdinde şikayette bulunsanız dahi, mahkeme hakkınızda devam eden bir koruma veya uzaklaştırma kararı varsa bunu gerekçe göstererek eski eşinizin çocuğu teslim etmeme kastı bulunmadığına kanaat getirip beraat kararı verebilmektedir.
Evet, boşanma aşamasında sırf pürüz çıkmasın diye velayeti karşı tarafa bırakmış olsanız dahi sonradan şartların değişmesi veya çocuğun bakımında ihmal olması durumunda velayetin değiştirilmesi davası açabilirsiniz. Mahkemeler bu tür talepleri incelerken öncelikle çocuğun üstün yararı ilkesini dikkate alarak inceleme yapmak zorundadır.
Velayet hakkı sahibi olan babanın çocuğu bizzat büyütmek yerine babaanneye bırakması ve sizin çocuğunuzla görüşmenizin engellenmesi durumunda mahkemelerin velayeti size vermesi kuvvetle muhtemeldir. Anayasa Mahkemesi, çocuğun her iki ebeveynden de yoksun yaşamak zorunda bırakılmasının çocukta ebeveyn yoksunluğuna sebebiyet vereceğini ve bu durumun sağlıklı bir gelişim için uygun olmadığını açıkça ifade etmektedir.
İstinaf veya temyiz aşamasındaki üst mahkemelerin, dosyada bulunan uzman raporlarını ve emniyet birimlerinin yaptığı somut tespitleri hiçbir makul gerekçe göstermeden hiçe sayması hukuken mümkün değildir. Velayet uyuşmazlıklarında asıl olan, tarafların yakınlarının kişisel düşünceleri değil, bağımsız uzmanlarca hazırlanan ve çocuğun yüksek yararı ilkesini merkezine alan bilimsel değerlendirmelerdir.