Ailevi meseleleri ilgilendiren ve ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkiyi doğrudan etkileyen davaların, telafisi imkansız zararları önlemek adına mahkemeler tarafından özel bir özenle ve makul bir sürede sonuçlandırılması gerekmektedir. Ebeveynlik haklarından yoksun bırakılma veya velayet hakkı kısıtlamalarına ilişkin yargısal süreçlerin gereksiz yere uzaması, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın kalıcı olarak zedelenmesine ve çocuğun mevcut koruyucu aile ortamına alışarak öz ailesini unutmasına yol açabilmektedir.
Mahkemeler, çocuğun özel durumu ve menfaatleri gerektiriyorsa yasal ebeveynlerin biyolojik babaya çocuk hakkında bilgi vermemesini hukuka uygun bulabilir ve bilgi alma talebini reddedebilir. Yargıya yansıyan bir olayda, çocuğun biyolojik babası olmasına rağmen velayet hakkı bulunmayan kişinin, çocuğun sağlığı ve eğitimi hakkında bilgi alma talebi yerel mahkemelerce reddedilmiştir.
Hayır, diğer ebeveynin rızası olmadan çocukların tek taraflı olarak başka bir şehre taşınması hukuken geçerli ve yasal bir eylem değildir. İlgili medeni hukuk kurallarına ve mahkeme içtihatlarına göre, bir çocuğun nerede yaşayacağı ve hangi okula gideceği gibi önemli konular ortak velayet hakkı kapsamındadır ve her iki ebeveynin de onayını gerektirir.
Evet, çocuklarınızın izniniz dışında uzak bir yere götürülmesi durumunda, nihai karar verilene kadar eski duruma dönülmesini sağlamak amacıyla mahkemeden acil bir geçici tedbir kararı talep edebilirsiniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarına göre, bir ebeveynin çocukların yerleşim yerini hukuka aykırı şekilde değiştirmesi halinde, yetkili makamların diğer ebeveyn ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkinin kopmasını önlemek için tüm makul araçları kullanması beklenmektedir.
Hayır, mahkemelerin bir ebeveynin hukuka aykırı olarak yarattığı fiili durumu zamanın geçmesine göz yumarak meşrulaştırması ve bu eylemi ödüllendirecek şekilde karar vermesi hukuka ve adil denge ilkesine uygun değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, çocukların rızasız olarak uzak bir şehre taşınması karşısında yerel mahkemelerin zamanında müdahale etmemesi ve aylar sonra çocukların yeni çevreye uyum sağladığı gerekçesiyle tek velayet hakkını taşınan ebeveyne vermesi, geride kalan ebeveynin haklarının ihlali anlamına gelir.
Çocuğunuz koruma altına alındığında, bakımını yeniden üstlenebilmeniz için kanunlarda öngörülen belirli bir makul süre bulunmaktadır ve bu sürenin çocuğun gelişimine zarar vermeyecek uzunlukta olması beklenir. İlgili yasal düzenlemelere göre, ebeveynlerin çocuğun bakımını geri üstleneceği bu zaman dilimi kabul edilebilir süre olarak adlandırılmaktadır.
Velayet yetkinizin hukuka ve insan hakları standartlarına aykırı bir şekilde sonlandırıldığının tespit edilmesi halinde, bu süreçte yaşadığınız acı ve sıkıntılar için manevi tazminat talep etme hakkınız bulunmaktadır. Ulusal makamların ve mahkemelerin, aileyi yeniden birleştirme amacından çok erken vazgeçmesi ve ebeveynlik yeteneklerinizi yeterince araştırmadan velayeti sonlandırması durumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal kararı verebilmektedir.
Sığınma hakkı elde etmiş olmanız, çocukların iadesine ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükleri otomatik olarak ortadan kaldırmayabilir ve geri gönderilmeme garantisi sağlamayabilir. İlgili yargı makamları, çocuklara tanınan sığınma statüsünün doğrudan onların karşı karşıya kaldığı somut bir tehlikeye mi yoksa ebeveynlerinden birine bağlı olarak türetilmiş bir hakka mı dayandığını detaylıca değerlendirecektir.
Mahkemeler çocuğun mutat meskenine iade edilip edilmeyeceğine karar verirken her şeyden önce çocuğun üstün yararı ilkesini temel alarak kapsamlı bir inceleme yapmaktadır. Bu süreçte çocuğun Türkiye'ye getirildikten sonraki yaşam koşulları, ebeveyni ile olan ilişkisi ve yeni ortamına uyum sağlayıp sağlamadığı gibi hususlar alanında uzman kişilerin hazırladığı raporlar doğrultusunda değerlendirilir.
Mahkemenin çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tam olarak incelemeden eksik bir raporla velayet kararı vermesi durumunda bu duruma elbette itiraz edebilirsiniz. Velayet davalarında en önemli unsur çocuğun üstün yararı ilkesidir ve mahkemelerin bu ilkeyi gözeterek karar vermesi anayasal bir zorunluluktur.