Çevrimiçi ortamlarda çocuklara yönelik hakaret, tehdit ve ısrarlı mesaj gönderimi gibi eylemler, ceza hukuku kapsamında yaptırıma tabi tutulabilecek ve hukuki incelemeye esas oluşturabilecek davranışlardır. Her ne kadar mevzuatımızda müstakil bir siber zorbalık suçu tanımlanmamış olsa da, bu tür eylemler niteliğine göre hakaret suçu, tehdit veya kişilerin huzur ve sükununu bozma kapsamında değerlendirilmektedir.
Çocuğunuzun sosyal medya platformları üzerinden tekrarlayan şekilde hakaret ve tehdit içerikli mesajlara maruz kalması, siber zorbalık kapsamında incelenebilecek haksız bir saldırıdır. Bu tür eylemler, çocuğun şeref ve haysiyetini zedeleyici nitelikte olup doğrudan manevi kişilik değerleri üzerinde bir ihlal yaratmaktadır.
Sahte hesaplar üzerinden şahsınıza yönelik gerçekleştirilen hakaret, tehdit veya itibar zedeleyici eylemlerde gerçek faillerin tespit edilebilmesi, yabancı merkezli platformların adli makamlarla adli yardımlaşma süreçlerine ne ölçüde katılım gösterdiğine bağlı bir durumdur. Yabancı teknoloji şirketleri, merkezlerinin bulunduğu ülkenin yasalarını veya kendi iç etik kurallarını öne sürerek, Türkiye'deki adli birimlerin bilgi, belge ve bağlantı adresi taleplerini doğrudan yerine getirmeyi reddedebilmektedir.
Sosyal medya platformlarında çocuklara ait fotoğraf ve videoların ebeveynler tarafından paylaşılması, çocuğun menfaati ile ebeveynin ifade özgürlüğü arasında bir hak çatışması yaratabilmektedir. Kaynak metindeki hukuki değerlendirmelere göre, henüz rıza gösterme kapasitesine sahip olmayan çocukların mahremiyetini ihlal eden aşırı paylaşımlar, kişilik hakkı ihlali olarak değerlendirilebilecek önemli bir emare sayılabilir.
Annenizin sırf sosyal medyada popülerlik ve takipçi kazanmak amacıyla rızanız hilafına özel anlarınızı paylaşmakta ısrar etmesi, velayetin kaldırılmasına kadar gidebilecek ciddi bir hukuki sürecin tetikleyicisi olabilir. Kanunlarımıza göre ebeveynler, velayet yetkisini çocuğun üstün yararını gözeterek kullanmakla mükelleftir ve sosyal medyada çocuğu metalaştırarak sürekli ihlallerde bulunmak, velayet görevinin ağır biçimde savsaklanması olarak yorumlanmaya oldukça müsaittir.
Kişisel verilerinizin ve özel bilgilerinizin rızanız dışında yayınlanması tehlikesiyle karşı karşıya kaldığınızda, Türk Medeni Kanunu kapsamında hukuki koruma yollarına başvurarak mahkemeden bu saldırının önlenmesini veya durdurulmasını talep edebilirsiniz. Bilgileriniz henüz ifşa edilmediyse ancak ciddi bir yayınlanma tehlikesi bulunuyorsa, önleme davası açarak verilerinizin izinsiz olarak paylaşılmasını fiilen engelleyecek bağlayıcı bir karar alınmasını isteyebilirsiniz.
Kişilik haklarınıza ve kişisel verilerinize yönelik henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşeceğine dair çok ciddi ve yakın bir tehlike oluşturan eylemlere karşı hukuki koruma talep etmeniz kanunen mümkündür. Tarafınıza gönderilen tehdit içerikli mesajlar, saldırı tehlikesinin yakın ve ciddi olduğuna dair çok güçlü bir emare olarak değerlendirilebileceğinden, mahkemeye acilen başvurarak önleme davası açma hakkınız bulunmaktadır.
Ergenlik çağındaki çocukların kişisel yazışmalarının ebeveynler tarafından sürekli ve gizlice denetlenmesi, ebeveynin koruma ve gözetim hakkı ile çocuğun özel hayatın gizliliği hakkı arasında hassas bir çatışma alanı doğuran hukuki bir meseledir. Ebeveynlerin çocuklarını zararlı durumlardan koruma yükümlülüğü bulunsa da, hukuken çocuğun gelişen kapasitesine saygı duyulması ve onun da kendine ait bir mahrem alanı olduğunun kabul edilmesi esastır.
Özel hayatınıza dair görüntülerin rızanız ortadan kalktıktan sonra internet ortamında yayılması veya yayılma tehlikesi altında bulunması, hukukumuzda özel hayatın gizliliği ve kişilik haklarının ağır bir ihlali olarak ele alınmaktadır. Görüntüler çekilirken rızanız bulunsa bile, bu rızanın sonradan görüntülerin üçüncü kişilerle paylaşılmasını kapsamadığı kabul edilmektedir.
İşvereninizin hırsızlık gibi olayları önlemek veya işyeri güvenliğini sağlamak istemesi anlaşılır olsa da, açık rızanız bulunmaksızın üzerinizin veya çantanızın sürekli aranması vücut dokunulmazlığına müdahale niteliği taşıyabilir. Anayasamız uyarınca, kanunla yetkili kılınmış mercilerin veya hâkimin açık kararı bulunmadığı müddetçe kimsenin üstü ve özel eşyaları keyfi olarak aranamaz.