Kamu görevlisinin, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için haksız menfaat temin etmesi, devlet mekanizmasını derinden yaralayan bir suçtur. Sadece menfaati alanın değil, rüşvet verenin de ağır yaptırımlarla karşılaştığı bu süreçte, iddiaların somut delillerle çürütülmesi veya ispatlanması son derece teknik bir ceza yargılaması konusudur.
Ceza muhakemesinde özel kişiler tarafından usulsüz olarak veya gizlice elde edilen ses ve görüntü kayıtları kural olarak hukuka aykırı delil niteliğinde sayılmakta ve hakkınızda verilecek bir mahkumiyet kararına tek başına dayanak oluşturamamaktadır. Ancak, Yargıtay kararlarına göre, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan ve ani gelişen haksız bir saldırı (örneğin rüşvet istenmesi veya tehdit edilmesi) anında, başka türlü kanıt elde etme imkanının bulunmadığı zaruri durumlarda alınan kayıtların istisnai olarak hukuka uygun sayılabileceği yönünde değerlendirmeler de mevcuttur.
İşlemediğinizi bildiği halde hakkınızda asılsız iddialarla adli veya idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla internet üzerinden yayın yapılması, ceza hukuku bağlamında iftira suçu olarak nitelendirilebilecek ciddi bir eylemdir. İftira suçunun oluşması için mutlaka bir ceza soruşturmasının başlamış olması şartı aranmamakta olup, isnat edilen hukuka aykırı fiilin yayınlanmış olması eylemin gerçekleşmesi bakımından yeterli görülebilmektedir.
Kamu görevlilerinin yürüttükleri mevzuat gereği tarafsızlık ilkesine aykırı hareket ederek rüşvet karşılığında belirli bir firmaya haksız kazanç sağlaması, maddi menfaat temini kapsamında hukuki soruşturmaya temel oluşturabilecek en ağır suçlardan biridir. İhale numunelerinin kasten değiştirilmesi, şartnameye uymayan bir malın kabul edilmesi veya ihalenin haksız yere belli bir zümreye verilmesi eylemi, doktrinde peşkeş çekme olarak da anılan yaygın bir ekonomik istihbarat ve yolsuzluk yöntemidir.
Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre aklama suçunun oluşabilmesi için paranın elde edildiği ilk suçun mutlaka uyuşturucu ticareti gibi çok ağır bir suç olması zorunlu değildir; kanunda belirlenen ceza eşiğini aşan suçlar aklamaya dayanak teşkil edebilir. Mevzuatımıza göre alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren herhangi bir suçtan elde edilen gelir, aklama suçunun konusunu oluşturan öncül suç olarak kabul edilmektedir.
Size yönelen haksız bir saldırıyı başka türlü kanıtlayamayacağınız aniden gelişen bir durumda ses kaydı almanız, ispat sürecinde değerlendirilebilecek önemli bir emaredir. Yargıtay kararları ışığında, kişinin kendisine karşı işlenen bir suçu yetkili mercilere başvurma olanağının bulunmadığı anlarda, kanıtların kaybolmasını engellemek amacıyla karşı tarafın rızası dışında iletişim kaydı alması hukuka uygunluk çerçevesinde ele alınabilmektedir.
Kesinleşmiş bir mahkeme kararı, bu kararı veren hakimin yolsuzluk yaptığına dair güçlü bulgular varsa, resmi bir iptal prosedürü işletilmeden de ayrı bir tazminat davasına konu edilebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hukuki güvenlik ilkesi kavramının mutlak olmadığını ve hakimin rüşvet alması gibi son derece ağır bir ihlalin varlığı durumunda bu ilkeye istisna getirilebileceğini belirtmektedir.
Hakkınızda yapılan haberler varsayımlara veya sorulara dayanıyorsa ve gazetecinin bilgilerin yalan olduğunu bilerek hareket ettiği kanıtlanamıyorsa, ceza verilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, gazetecilerin özellikle kamu görevlileri ve yargı mensupları hakkında kamuoyunu ilgilendiren konularda haber yaparken ifade özgürlüğü kapsamında daha geniş bir korumadan yararlandıkları kabul edilmektedir.
Hayır, devletin kamu çalışanlarına yönelik dürüstlük veya doğruluk testleri yaparken hiçbir makul şüphe olmadan, tamamen rastgele ve ayrım gözetmeksizin gizli gözetim uygulaması insan haklarına aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, yolsuzlukla mücadele meşru bir amaç olsa da, bu tür gizli istihbarat toplama önlemlerinin sınırları net bir şekilde çizilmeli ve ancak belirli bir şüphe veya istihbarat üzerine başlatılmalıdır.
İş yerinizde hakkınızda uygulanan gizli gözetim tedbirleri için alınan mahkeme kararlarının, sırf gizli oldukları gerekçesiyle size gösterilmemesi ve bu tedbirlerin hukuka uygunluğunun denetlenmemesi özel hayata saygı hakkının ihlali niteliğinde olabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen gizli dinleme ve izleme faaliyetlerinin mutlaka kanuna uygun, meşru bir amaca yönelik ve demokratik bir toplumda gerekli olması gerektiğini vurgulamaktadır.
İşvereninize karşı şikayet ve eleştiri sınırlarını aşan, onu töhmet ve zan altında bırakacak ağır ithamlarda bulunmanız durumunda işe iade davasını kazanmanız pek mümkün görünmemektedir. Yargıtay kararlarına göre, işçilerin ödenmeyen fazla mesai ücretleri veya iş güvenliği eksiklikleri gibi hukuka aykırılıkların düzeltilmesi için noter kanalıyla ihtarname göndermesi en doğal haklarıdır.