Bosna Hersek Anayasası uyarınca "kurucu halklar" olarak tanımlanan Bosnalı, Hırvat veya Sırp kimliklerinden birini beyan etmediğiniz için başkan veya başkan yardımcılığına aday olmanızın engellenmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ayrımcılık yasağının ihlali olarak kabul edilmektedir. Sadece etnik kökeninize dayalı olarak uygulanan bu farklı muamele, anayasal sistem içerisinde "Diğerleri" kategorisinde yer alan vatandaşların siyasi haklarını kısıtladığı için nesnel ve makul bir gerekçeye dayanmamaktadır.
Kamu çalışanları ile özel sektör çalışanlarının gelirlerini elde ettikleri kaynaklar birbirinden tamamen farklı olduğu için, kriz dönemlerinde sadece kamu personeline yönelik kesintiler yapılması hukuken ayrımcılık olarak nitelendirilmemektedir. Mahkeme içtihatlarına göre, ayrımcılık yasağı ancak benzer veya kıyaslanabilir durumda olan kişilere haklı ve nesnel bir gerekçe olmadan farklı muamele edilmesi halinde ihlal edilmiş sayılır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, iki yaşından küçük çocuğu olan yalnız ebeveynlerin sosyal yardım üst sınırından muaf tutulmaması ayrımcılık yasağı kapsamında bir hak ihlali olarak değerlendirilmemektedir. Mahkeme, devletlerin sosyal ve ekonomik politikalarını belirlerken özellikle bütçe dengesini sağlama konularında oldukça geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu belirtmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, iki yaşından küçük çocuğu olan bekâr ebeveynlere uygulanan bu tür bir sosyal yardım üst sınırı hukuken yasa dışı bir ayrımcılık olarak kabul edilmemektedir. Mahkeme, küçük çocuğu olan bekâr ebeveynlerin diğer kişilere kıyasla önemli ölçüde farklı bir durumda olduğunu kabul etse de, devletin kamu bütçesini korumak ve insanları çalışmaya teşvik etmek amacıyla uyguladığı kesintilerin takdir marjı sınırları içinde kaldığını belirtmektedir.
Kolluk kuvvetlerinin bireylere cinsel yönelimleri veya kişisel özellikleri nedeniyle nefret saikiyle hakaret etmesi ve onları aşağılaması durumunda, devletin bu ayrımcı tutumu derhal ve etkili bir şekilde soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, polislerin kişileri alıkoyarken insan onuruyla bağdaşmayan, korku ve aşağılanma duygusu yaratan nefret söylemleri kullanmasını küçültücü muamele yasağı kapsamında değerlendirmektedir.
Yüksek mahkemelerin, özellikle Avrupa Birliği hukukunu ilgilendiren ve ayrımcılık yasağı gibi temel konuları içeren itirazlarınızı yeterli bir açıklama yapmadan reddetmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında adil yargılanma prensiplerine aykırı bulunabilmektedir. Bir tarafın Avrupa hukukuna dair ciddi ve detaylı sorular yönelterek konunun Avrupa Adalet Divanı'na taşınmasını talep etmesi durumunda, iç hukukta başvurulacak başka bir merci kalmamışsa, kararı veren son derece mahkemesinin bu talebi neden kabul etmediğini net bir biçimde açıklaması beklenmektedir.
Mesleki faaliyetleriniz ve savunduğunuz gruplar nedeniyle hedef alınmanız, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ayrımcılık yasağı ve özel hayata saygı hakkı çerçevesinde değerlendirilen ciddi bir ihlaldir. Mahkeme içtihatlarına göre, mağdurun doğrudan o dezavantajlı gruba mensup olmaması, ancak o grubun haklarını savunduğu için saldırıya uğraması, hukuken koruma gerektiren bir durumdur.
Yetkililerin, bir şiddet olayının arkasında yatan olası ırkçı saikleri ortaya çıkarmak için özel bir çaba göstermemesi, ayrımcılık yasağının usul yönünden ihlali olarak kabul edilmektedir. Saldırıya uğrayan kişinin ten rengi veya etnik kökeni nedeniyle hedef alındığına dair ciddi iddialar ve tanık beyanları bulunmasına rağmen, polis ve savcılığın bu yönde derinlemesine bir inceleme yapmaması hukuka aykırıdır.
Sırf farklı bir ülkenin vatandaşı veya etnik azınlık mensubu olduğunuz için ilgili kanunların size farklı uygulandığını düşünmeniz, hukuken her zaman ayrımcılık teşkil etmeyebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, söz konusu sınır ötesi ren geyiği otlatma faaliyetlerini düzenleyen yasal çerçevenin her iki ülkenin mensuplarına da eşit olarak uygulandığını ve ortada milliyete dayalı bir farklı muamele bulunmadığını belirtmektedir.
Yabancı uyruklu kişilerin kendi ülkelerinde aldıkları isimlerin vatandaşlığa geçişte veya nüfus kayıtlarında korunması ile mevcut bir vatandaşın ismini yasaların aradığı şartları taşımayan bir isimle değiştirmesine izin verilmemesi hukuken ayrımcılık olarak nitelendirilmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, ayrımcılık yasağı ihlalinden söz edilebilmesi için kişilerin benzer veya kıyaslanabilir durumlarda bulunması ve buna rağmen farklı muameleye tabi tutulması gerekmektedir.