Bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle hem adli para cezasına çarptırılmanız hem de yüksek miktarda tazminat ödemeye mahkum edilmeniz, orantısız derecede ağır bir yaptırım olarak değerlendirilebilir. Mahkemelerin bir ifadenin sınırlarını aştığına karar verdiği durumlarda uyguladıkları cezanın, izlenen meşru amaçla yani karşı tarafın itibarının korunmasıyla orantılı olması gerekmektedir.
Bir kamu görevlisini veya bakanı göreviyle ilgili konularda sert bir dille eleştirdiğinizde size tazminat cezası verilmesi, ifade özgürlüğünüzün haksız bir şekilde ihlal edilmesi anlamına gelebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, siyasetçilerin ve üst düzey kamu görevlilerinin, sıradan vatandaşlara kıyasla eleştirilere karşı çok daha yüksek bir hoşgörü göstermesi gerektiğini kabul etmektedir.
Siyasetçilerin eylemlerini ve açıklamalarını kamuoyunu yakından ilgilendiren bir tartışma bağlamında aptalca olarak nitelendirmeniz, doğrudan hakaret değil koruma altındaki kişisel bir kanaat ve ifade olarak kabul edilir. Mahkemeler, gazetecilik ve ifade özgürlüğünün doğası gereği bir miktar abartı, kışkırtıcılık ve sert söylemler barındırabileceğini kabul etmektedir.
Cezaevi yönetiminin size verilen disiplin cezaları sonucunda ailenizle görüşme hakkınızı fiilen ve sürekli olarak ortadan kaldırması, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde orantısız bir müdahaledir. Bir mahkumun cezaevi personeline sözlü hakaret etmesi veya kurallara uymaması gibi nedenlerle disiplin cezası alması yasalarda öngörülmüş olsa da, bu yaptırımların uygulanması ziyaret hakkının tamamen ve uzun süreli olarak askıya alınmasına yol açmamalıdır.
Eski bir kurum yöneticisi veya amirinizin basına sizin hakkınızda mesleki itibarınızı zedeleyecek nitelikte asılsız iddialarda bulunması durumunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı çerçevesinde hukuki yollara başvurmanız mümkündür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir kişinin mesleki onuruna ve itibarına yönelik ciddi saldırıların özel hayatın ihlali sayılabileceğini kabul etmektedir.
Açtığınız davada yerel mahkemelerin, size yönelik karalayıcı ifadeleri yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirip davanızı reddetmesi halinde, bu kararın haksız olduğunu adil denge testinin yapılmadığını öne sürerek gösterebilirsiniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ifade özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurulurken mahkemelerin belirli kriterleri dikkate alması gerektiğini belirtmektedir.
Bir gazetenin sizin hakkınızda yaptığı yayının itibarınızı zedelediği iddiasıyla açacağınız davayı kazanıp kazanamayacağınız, haberin şiddete teşvik edip etmediğine ve kamu yararı taşıyıp taşımadığına bağlıdır. Mahkemeler bu tür uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğü ile özel hayata saygı hakkı arasında bir denge kurmak zorundadır.
Hakkınızda köktendinci veya radikal gibi ifadelerin kullanılması, bu kelimeler şiddete veya teröre doğrudan bir çağrı içermediği sürece otomatik olarak hakaret veya özel hayata saldırı sayılmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bir haberin içeriği değerlendirilirken kullanılan kelimelerin sadece sokak ağzındaki yaygın anlamlarına değil, aynı zamanda sözlük anlamlarına ve haberin bütünü içindeki bağlamına da bakılmaktadır.
Mahkemelerin, gazetelerin kullandığı tarikat veya mezhep gibi ifadeleri bir değer yargısı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmesi, kural olarak devletin dinî konulardaki tarafsızlık yükümlülüğünü ihlal etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ulusal mahkemelerin din ve vicdan özgürlüğü ile ifade özgürlüğü arasında bir denge kurarken kullandığı ifadelerin tek başına inancın meşruiyetini sorgulamak anlamına gelmediğini belirtmektedir.
Televizyon programlarında veya basında hakkınızda sarf edilen kaba, şok edici veya rahatsız edici sözler her zaman doğrudan tazminat kazanmanızı sağlamayabilir. Yargı mercileri, bu tür durumlarda basının ifade özgürlüğü ile sizin şeref ve itibarınızın korunması hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalışır.