Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 10. HD | 2023/740 E. | 2023/7484 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 10. HD 2023/740 E. 2023/7484 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No 2023/740
Karar No 2023/7484
Karar Tarihi 04.07.2023
Dava Türü İş Kazası ve Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzenindendir.
  • Fazlaya ilişkin hak saklı tutulmadan yapılan ıslah bağlayıcıdır.
  • Haksız fiil tazminatında faiz başlangıcı olay tarihidir.
  • Islah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi hukuka aykırıdır.

Bu karar, iş kazalarından doğan tazminat davalarında yargılama usulünün temel taşlarından biri olan "usuli kazanılmış hak" kurumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Davacının bilirkişi raporuna itiraz etmeyerek ve ıslah dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutmayarak belirlediği maddi zarar tavanı, davalı lehine usuli bir müktesep hak oluşturmuştur. Yargıtay, tarafların kendi usul işlemleriyle sınırlandırdıkları talep aralığının daha sonra alınacak yeni ve daha yüksek bedelli bir bilirkişi raporuyla aşılamayacağını vurgulayarak, yargılamanın belirli bir istikrar içinde yürümesinin zorunlu olduğunu hüküm altına almıştır. Ayrıca, iş kazasının bir haksız fiil olması dolayısıyla tazminat alacaklarına uygulanacak faizin başlangıç tarihinin, dava veya ıslah tarihi değil, doğrudan zararın doğduğu kaza tarihi olduğu bir kez daha hukuken tescillenmiştir.

Benzer nitelikteki iş kazası ve tazminat davalarında bu karar, taraf vekilleri için kritik bir emsal ve usul uyarısı niteliği taşımaktadır. Bilirkişi raporlarına karşı süresi içinde itiraz edilmemesi ve özellikle ıslah dilekçelerinde "fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması" ibaresinin kullanılmaması, ilerleyen aşamalarda ortaya çıkabilecek ek zararların talep edilmesini kesin olarak engellemektedir. Uygulamada sıkça yapılan hatalardan biri olan faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olarak belirlenmesi de bu kararla birlikte Yargıtay denetiminden dönmüştür. Karar, usul işlemlerinin titizlikle yapılmasının, davanın esası kadar büyük bir öneme sahip olduğunu hukuk uygulayıcılarına hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, 1993 yılından itibaren imalat operatörü olarak çalıştığı fabrikada, 2007 yılında yurt dışından gelen makinelerin montajında yabancı bir operatöre yardım etmek üzere kendi alanı dışında görevlendirilmiştir. Bu sırada makinenin aniden çalışmasıyla meydana gelen iş kazası sonucunda ağır şekilde yaralanmıştır. Boynu ve sırtı kesilen, sağ kolunda güç kaybı yaşayan ve yüzde 46,2 oranında sürekli iş göremez hale gelen işçi, olayda kusurunun bulunmadığını belirterek şirkete karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Ayrıca, işçinin eşi de ayrı bir birleşen dava açarak, kocasının kaza sonrası bakıma muhtaç hale geldiğini, bu durumun kendisini derinden etkilediğini ve şirketin kazadan sonra eşine ağır koşullarda iş verip mobbing (psikolojik baskı) uygulayarak işten ayrılmaya zorladığını iddia etmiştir. Eş de kendi adına manevi tazminat talep etmiştir. Uyuşmazlık, meydana gelen iş kazası nedeniyle ortaya çıkan maddi ve manevi zararların kim tarafından, ne oranda ve hangi tarihten itibaren işletilecek faizle karşılanacağı noktalarında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin iş kazası kaynaklı uyuşmazlığı çözerken başvurduğu temel hukuki metinler ve içtihat prensipleri, işverenin işçiyi gözetme borcu ile usul hukukunun emredici ilkelerine dayanmaktadır. İş kazası bağlamında işverenin sorumluluğu, olay tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu m.77 çerçevesinde işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlama yükümlülüğünün ihlali temeline oturmaktadır. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde, işveren gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak zorundadır.

Manevi tazminatın belirlenmesi noktasında ise mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.47 ile yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.56 hükümleri devreye girmektedir. İşçinin ve yakınlarının duyduğu acı, elem ve ızdırabın telafisi amacıyla, tarafların kusur oranları, sosyal ve ekonomik durumları ile olayın ağırlığı gözetilerek 22.06.1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında hak ve nefaset kuralları çerçevesinde bir tutar takdir edilmelidir.

Yargıtay’ın bozma kararına temel teşkil eden en önemli hukuki kural ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 ve devamında şekillenen taleple bağlılık ile Yargıtay uygulamalarıyla doktrinde kökleşmiş olan "usuli kazanılmış hak" kurumudur. 04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, bir davada tarafların ya da mahkemenin yaptığı bir usul işlemiyle taraflardan biri lehine doğan ve uyulması zorunlu olan haklar, yargılamanın uzamasını ve kararlara karşı güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla kamu düzeninden sayılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede, ilk derece mahkemesinin maddi tazminatın hesaplanması ve faiz başlangıç tarihinin belirlenmesi hususlarında temel usul kurallarında yanılgıya düştüğü tespit edilmiştir. Öncelikle, yargılama sürecinde davacı vekilinin 08.06.2017 tarihli kök hesap raporuna herhangi bir itirazda bulunmadığı ve bu raporu dayanak göstererek sunduğu ıslah dilekçesinde "fazlaya ilişkin haklarını" açıkça saklı tutmadığı görülmüştür. Yapılan bu usuli işlem, davalı işveren yararına hukuken korunması gereken kesin bir usuli kazanılmış hak oluşturmuştur.

Bu hukuki tablo karşısında mahkemece yapılması gereken, tarafların üzerinde zımnen mutabık kaldığı ve itiraza uğramayan bu ilk kök raporda belirlenen maddi zarar tutarından, rücu edilebilecek peşin sermaye değerinin indirilerek nihai maddi tazminatın hüküm altına alınmasıdır. Ancak mahkeme, bu usuli kazanılmış hakkı ihlal ederek, daha ileri bir tarihte alınan (15.09.2022) ve çok daha yüksek bir meblağ içeren yeni hesap raporunu esas alarak maddi tazminata hükmetmiştir. Yargıtay, bu durumu hukuki güvenlik ve usuli kazanılmış hak ilkesinin açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir.

İkinci önemli tespit ise tazminatlara yürütülecek faizin başlangıç tarihi ile ilgilidir. İş kazası, hukuki niteliği itibarıyla bir haksız fiildir ve haksız fiillerde temerrüt, zararın doğduğu an olan haksız fiil tarihinde (olay tarihinde) gerçekleşir. Davacı tarafın hem dava hem de ıslah dilekçesinde tazminatlara açıkça olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmesine rağmen, mahkemece talep aşılarak ve hukuka aykırı şekilde ıslahla artırılan kısma ıslah tarihi olan 28.06.2017'den itibaren faiz işletilmiştir. Bu husus, haksız fiil sorumluluğunun temel ilkeleriyle ve taleple bağlılık kuralıyla çelişmektedir. Belirtilen bu eksik inceleme ve usule aykırı işlemler, doğrudan bozma nedeni yapılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, usuli kazanılmış hak ihlali ve faiz başlangıç tarihinin hatalı belirlenmesi sebepleriyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: