Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/36041 E. 2020/9039 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/36041 |
| Karar No | 2020/9039 |
| Karar Tarihi | 08.07.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Ücret ihtilafsız ise bordro miktarlarına uyulmalıdır.
- Bordrolar varken oranlama yöntemiyle alacak hesabı yapılamaz.
- Bordrodaki kesin miktarlar usuli kazanılmış hak yaratır.
Bu karar, işçilik alacaklarının hesaplanmasında ispat yükü ve bordroların bağlayıcılığı bakımından oldukça net ve temel bir kural koymaktadır. Hukuken uyuşmazlığın özü, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ile genel tatil ücretlerinin belirlenmesinde, tarafların beyanları ile sonradan dosyaya sunulan resmi kayıtların yargılama sürecinde nasıl değerlendirileceği üzerine kuruludur. Yargıtay bu emsal kararında, dava dilekçesinde iddia edilen ve davalı işverence de açıkça kabul gören temel ücretin bordrolarla uyumlu olması hâlinde, artık asgari ücrete oranlama gibi farazi ve varsayımsal yöntemlerin kullanılamayacağını kesin bir dille ifade etmiştir. Tarafların uzlaştığı ve resmi belgelerle sabit olan bir değer varken, bilirkişinin varsayımsal hesaplama yapması hukuka aykırı bulunmuştur.
Emsal niteliğindeki bu içtihat, iş hukuku uygulamasında sıklıkla karşılaşılan bilirkişi hesaplama yöntemlerine doğrudan bir sınır çizmektedir. Mahkemeler ve bilirkişiler, ücretin ihtilaflı olmadığı ve itiraza uğramamış güncel bordroların dosyaya sonradan da olsa kazandırıldığı durumlarda, doğrudan bu belgelerdeki rakamları esas almak zorundadır. Özellikle usuli kazanılmış hak ilkesine yapılan güçlü vurgu, iş yargılamasında tarafların iddia ve savunma sınırlarının korunması ile yargılamanın öngörülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. İşçi ve işveren uyuşmazlıklarında adaletin tam ve kesin olarak tecellisi için, mahkemelerin bu kuralı titizlikle uygulaması gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, elektronik ve haberleşme mühendisi olarak bir şirkette proje şefi sıfatıyla çalışan işçi ile işveren şirket arasında yaşanmıştır. İşçi, işveren tarafından sürekli şehir dışında görevlendirildiğini, yıllık izinlerinin yaklaşık dokuz yıl boyunca hiç kullandırılmadığını, çok yoğun bir şekilde fazla mesai yaptığını, resmi tatillerde de çalıştırılmasına rağmen ücretlerinin ödenmediğini ve kendisine sistematik olarak manevi baskı (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. Bu şikayetlerini noter kanalıyla işverene ihtar eden işçi, alacakları ödenmeyince iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiştir. İşveren ise mobbing iddialarını tamamen reddederek, şehir dışı seyahatlerin işin doğası gereği olduğunu savunmuş, işçinin mazeretsiz şekilde art arda işe gelmemesi üzerine sözleşmeyi kendilerinin devamsızlık nedeniyle sonlandırdıklarını belirtmiştir. Davacı işçi; kıdem tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili ve genel tatil ücretlerinin ödenmesini talep ederek yargı yoluna başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş uyuşmazlıklarının çözümünde, tarafların ileri sürdüğü iddialar ve bu iddiaların ispatında kullanılan resmi belgeler büyük bir titizlikle incelenmek zorundadır. İşçinin temel alacak kalemleri olan fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ile genel tatil ücretlerinin hesabı, doğrudan işçinin fiilen aldığı net veya brüt ücret üzerinden yapılmaktadır. Bu hesaplamanın yasal dayanağı 4857 sayılı İş Kanunu m.32 kapsamında yer alan geniş anlamda ücretin tespiti kurallarıdır. Eğer işçinin ne kadar ücret aldığı hususu taraflar arasında tartışmalıysa, mahkeme emsal ücret araştırması, sendikalardan veya meslek odalarından bilgi alma veya bilinen son ücretin asgari ücrete oranlanması yöntemi ile işçinin kıdemine uygun gerçek ücreti tespit etme yoluna gider.
Ancak taraflar arasında ücretin miktarına ilişkin bir çekişme yoksa ve hem davacı hem de davalı belirli bir rakam üzerinde mutabık kalmışsa, mahkemenin ve hesaplamayı yapan bilirkişinin bu ortak kabulün dışına çıkarak farazi bir oranlama yapması hukuken mümkün değildir. Ayrıca yargılama aşamasında dosyaya ibraz edilen ve dönemin ödemelerini yansıtan ücret bordroları, işçi tarafından hile veya sahtelik iddiasıyla usulünce itiraza uğramadığı sürece hesaplamalarda mutlak surette dikkate alınması gereken en güçlü delillerdendir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre, tarafların üzerinde anlaştığı vakıalar çekişmeli olmaktan çıkar ve davanın sınırları bu kabuller ile çizilir. Yargılamanın devamı sırasında sonradan dosyaya sunulan ve taraf iddialarını birebir doğrulayan bordrolar, uyuşmazlığın çözümünde temel alınması gereken kesin deliller hâline gelir.
Yerleşik Yargıtay içtihatları prensiplerine göre, usuli kazanılmış hak kurumu yargılamanın güvenliğini ve tutarlılığını sağlayan en önemli evrensel hukuk ilkelerinden biridir. Bir mahkeme önüne gelen uyuşmazlıklarda, taraflardan birinin lehine oluşan bir usuli durum, diğer taraf aleyhine ve bu elde edilen hakkı zedeleyecek keyfi bir şekilde değiştirilemez. Dolayısıyla, işçilik alacakları hesaplanırken dava dosyasındaki mevcut talepler, taraf beyanları, resmi nitelikteki bordrolar ve maktu ücretler birbirinden kopuk değil, bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede farazi oranlamalardan ve asgari ücret endeksli varsayımsal hesaplamalardan kaçınılmalı, ihtilafsız ve somut belgelere sıkı sıkıya itibar edilerek hüküm kurulmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyasına yansıyan tüm belgeler, taraf iddiaları ve sunulan deliller ışığında, davacı işçi ile davalı işveren arasındaki uyuşmazlığın, işçilik alacaklarının hesaplanmasına esas teşkil edecek asıl ücretin belirlenmesi noktasında düğümlendiği hukuken açıkça tespit edilmiştir. Davacı işçi, mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde aylık net ücretinin 6.500,00 TL olduğunu şeffaf bir şekilde iddia etmiş, davalı işveren de yargılamaya sunduğu cevap dilekçesinde bu miktarı aynen doğrulayarak kabul etmiştir. Dolayısıyla, işçinin çalışmasının karşılığı olarak almış olduğu temel aylık ücret konusunda taraflar arasında yargılamayı zorlaştıracak herhangi bir çekişme veya ihtilaf bulunmamaktadır.
İlk Derece Mahkemesinin hükme esas aldığı ilk bilirkişi raporunun düzenlendiği ve hesaplamaların yapıldığı tarihte, dosya içerisinde işçinin son çalışma dönemini kapsayan ıslak imzalı veya resmi onaylı ücret bordroları henüz yer almamaktaydı. Bilirkişi yalnızca geçmiş yıllara ait sınırlı sayıdaki belgeleri inceleyebilmişti. Bu teknik eksiklik nedeniyle bilirkişi, davacının net 6.500,00 TL olan bilinen son ücretinin, o dönemin yasal asgari ücretine olan oranını matematiksel olarak tespit etmiş ve dosyada belgesi bulunmayan bilinmeyen dönemlerdeki fazla mesai, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını bu farazi oran üzerinden hesaplama yoluna gitmiştir.
Ne var ki, yargılamanın ilerleyen aşamalarında maddi gerçeğin ortaya çıkması adına davalı işveren tarafından eksik olan güncel maaş bordroları mahkeme dosyasına usulüne uygun şekilde sunulmuştur. Yargıtay incelemesinde, sunulan bu son dönem bordrolarının tetkik edilmesi neticesinde, işçinin bordroya yansıyan net ücretinin gerçekten de tam olarak 6.500,00 TL olduğu görülmüş olup, bu tutar davacının en başından beri ileri sürdüğü iddialarıyla birebir örtüşmektedir.
Bordroların yargılama aşamasında dosyaya kazandırıldığı ve davacı işçinin bu resmi belgelere yönelik herhangi bir itirazının bulunmadığı bu durum karşısında, işçilik alacaklarının hesaplanması için artık asgari ücrete oranlama gibi farazi yöntemlere başvurulamayacağı Yargıtay tarafından kesin bir dille vurgulanmıştır. Oranlama yöntemi, yalnızca işçinin aldığı ücretin net olarak bilinemediği veya resmi belgelerle hiçbir şekilde ispatlanamadığı durumlarda işçi lehine başvurulan istisnai bir hesaplama aracıdır. Somut uyuşmazlıkta ise her iki tarafın kayıtsız şartsız kabulünde olan ve resmi bordrolarla da desteklenerek kanıtlanan net bir ücret tutarı ortadadır.
Bu hukuki gerçeklik ışığında, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının, varsayımsal oranlama yöntemi tamamen terk edilerek, doğrudan dosyaya sonradan sunulan bordrolardaki kesin miktarlar üzerinden hesaplanması hukuki bir zorunluluktur. Ortaya çıkan bu tablo, hem maddi gerçeğe ulaşma gayesinin hem de usuli kazanılmış hak ilkesinin kaçınılmaz bir sonucudur.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, tarafların kabulünde olan net ücret ve dosyaya sunulan bordrolar mevcutken, alacak hesaplamalarının oranlama yöntemi yerine doğrudan bordrodaki tutarlar üzerinden yapılması gerektiği yönünde karar vererek İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur.