Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/32930 E. 2017/11276 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/32930 |
| Karar No | 2017/11276 |
| Karar Tarihi | 16.05.2017 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Bozma kararından sonra ıslah yapılması mümkün değildir.
- Islah işlemi ancak tahkikat bitene kadar yapılabilir.
- Bozmadan sonraki ıslaha dayalı hüküm kurulması isabetsizdir.
Bu karar, hukuk yargılamasında tahkikat aşamasının sınırlarını ve ıslah kurumunun hangi usulü aşamalarda kullanılabileceğini net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Kararın temelinde yatan en önemli prensip, usul hukukunun emredici nitelikteki kuralı ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yerleşik kararları ile de sabit olduğu üzere, bozma kararından sonra hiçbir şekilde ıslah yapılamayacağı ilkesidir. İş davalarında sıkça karşılaşılan alacak miktarlarının bilirkişi raporu sonrası artırılması işlemi, zaman yönünden katı usul kurallarına tabi tutulmuş ve mahkemelerin bozma sonrası tahkikat işlemlerinde taraflara yeni bir ıslah hakkı tanımasının açıkça hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, ilk derece mahkemelerinin bozma kararlarına uyduktan sonra yapacakları yargılamaların hudutlarını çizen çok güçlü bir rehberdir. Uygulamadaki önemi, yargılamanın adil ve makul sürede bitirilmesi ilkesi ile doğrudan bağlantılıdır. İşçilik alacakları davalarında tarafların, özellikle de davacıların, taleplerini artırmak için ilk derece mahkemesindeki tahkikat aşaması sona ermeden evvel hareket etmeleri gerektiği konusunda kesin bir uyarı niteliğindedir. Avukatlar ve mahkemeler açısından, bozma sonrası aşamada dosyanın ıslah dilekçesi ile yeni bir talep sonucuna götürülemeyeceği ve mahkemenin bu tür geçersiz usul işlemlerini dikkate alarak hüküm kurmasının davanın esasına girilmeden mutlak bir bozma sebebi sayılacağı temel bir içtihat hâlini almıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, davalı Bakanlığa ait işyerinde alt işverenlerin işçisi olarak aşçı pozisyonunda uzun yıllar boyunca çalışmıştır. Çalışma süresi içerisinde bir kısım işçilik alacaklarının kendisine tam olarak ödenmediğini, haklarının gasp edilmesi amacıyla zorla ibraname imzalatılmak istendiğini ve kendisine sürekli mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Bu sebeplerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Bakanlık ve alt işveren şirket ise zamanaşımı itirazında bulunarak, davacının işi kendi isteğiyle bıraktığını, mobbing iddialarının tamamen asılsız olduğunu ve davacının hak ettiği tüm alacaklarının bordrolara yansıtılarak usulüne uygun şekilde ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mevcut uyuşmazlığın temeli, davacının hak kazandığı alacakların ödenip ödenmediği olmakla birlikte; Yargıtay aşamasında davanın asıl kırılma noktası, ilk bozma kararından sonra mahkeme huzurunda davacı tarafça yapılan ıslah işleminin usul hukuku açısından geçerli olup olmadığı meselesine dayanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temelde iş hukukundan ziyade, usul hukukunun davanın yürütülmesine dair çok kritik bir kuralına dayanmıştır. Yargılamanın bu aşamasında mahkemenin odaklandığı ana kural, davanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının bir istisnası olarak taraflara tanınan ıslah kurumunun zamansal sınırlarıdır.
Uyuşmazlığın çözümünde dayanak teşkil eden kanun maddesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 177 düzenlemesidir. İlgili madde gereğince, ıslah işlemi ancak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilmektedir. Tahkikat aşaması, tarafların dilekçelerinde sundukları delillerin mahkeme huzurunda toplanıp değerlendirildiği, davanın maddi vakıalarının aydınlatıldığı ve mahkemenin esas hakkında bir kanaate vardığı süreçtir. İlk derece mahkemesi uyuşmazlık hakkında nihai kararını verdiğinde, bu aşama hukuken sona ermiş kabul edilmektedir.
Bu kanuni düzenlemeye ek olarak Yargıtay, kararında doktrin ve uygulamayı şekillendiren Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 13.05.2016 tarihli ve 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı ilamına doğrudan atıfta bulunmuştur. Bu içtihadı birleştirme kararı ile; Yargıtay tarafından verilen bir bozma kararından sonra, yerel mahkemede bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama aşamasında tarafların ıslah yoluna kesinlikle başvuramayacakları ilke haline getirilmiştir. Bozma kararı sonrası davanın ıslah yoluyla genişletilmesi, yargılamanın bir an evvel bitirilmesi prensibine ve usul ekonomisine aykırıdır. Taraflara sonsuz bir iddia veya talep değiştirme hakkı tanınamayacağından, usuli kazanılmış hakların korunması amacıyla tahkikatın tamamlanmasıyla ıslah yolunun kapanması gerektiği hukukun temel bir gerekliliği olarak uygulamada benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı tarafın ileri sürdüğü iddialar ve mahkemenin bu iddialara istinaden verdiği ilk hüküm, Yargıtay denetiminden daha önce bir kez geçmiş ve bozulmuştur. İlk yargılama neticesinde mahkemenin verdiği kısmen kabul kararı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından detaylı bir analize tabi tutulmuştu. Dairenin 26.11.2015 tarihli önceki bozma ilamında; davacıya ödenmesi gereken ulusal bayram ve genel tatil ücreti miktarının doğru hesaplanması, bordrolardaki tahakkukların mahsup edilerek fark alacak kalıp kalmadığının tespit edilmesi ve bakiye bir alacak bulunması durumunda iş sözleşmesinin işçi tarafından bu ödenmeyen alacaklar nedeniyle haklı sebeple feshedilip feshedilmediğinin açıkça belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
İlk derece mahkemesi, usule uygun biçimde Yargıtay'ın bu bozma ilamına uyulmasına karar vererek yargılamaya devam etmiştir. Ne var ki, bozma kararına uyulduktan sonra yapılan yeni yargılama aşamasında davacı vekili, dava dilekçesinde belirttiği talep miktarlarını artırmak amacıyla davasını ıslah etmiştir. İlk derece mahkemesi ise, usul hukukunun en kesin kurallarından birini atlayarak bu ıslah dilekçesini dikkate almış ve ıslah edilen miktarlar üzerinden davacının taleplerinin kabulüne karar vererek yeni bir hüküm kurmuştur.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, önüne ikinci kez gelen dosyada yaptığı temyiz incelemesinde bu durumu son derece açık bir hukuka aykırılık ve usul ihlali olarak tespit etmiştir. İncelemede, tahkikat aşamasının mahkemenin verdiği ilk hüküm ile sona erdiği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun kararı ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca bozmadan sonraki yargılama aşamasında hiçbir şekilde ıslah yapılamayacağı kesin bir dille hatırlatılmıştır. Mahkemenin, bozma sonrası aşamada geçersiz bir şekilde sunulan ıslah işlemini dikkate alarak davanın esasına dair karar tesis etmesi, bozmayı gerektiren temel bir hukuki hata olarak saptanmıştır. Mahkemenin usul hukukunu ve usuli kazanılmış hakları hiçe sayan bu yaklaşımı nedeniyle esasa dair başkaca bir inceleme yapılmamıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı yönündeki açık kanun ve içtihat hükmünün mahkemece ihlal edilmesi nedeniyle kararı usulden bozmuştur.