Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/28475 E. | 2020/14802 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/28475 E. 2020/14802 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/28475
Karar No 2020/14802
Karar Tarihi 04.11.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Önceki dönem salt kağıt üzerinde tasfiye edilemez.
  • Kartı işverende olan işçinin ödemesi kanıtlanamaz.
  • Tasfiye edilen dönem yıllık izin hakkını sıfırlamaz.
  • Kesintili gösterilen çalışmalar birleştirilerek hesaplanmalıdır.

Bu karar hukuken, işçilerin banka maaş kartlarına işveren tarafından el konulması suretiyle yapılan sözde ödemelerin hiçbir geçerliliğinin olmadığını ve önceki çalışma dönemlerinin kağıt üzerinde tasfiye edilmiş gibi gösterilmesinin işçilik alacaklarını sıfırlamayacağını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay, işçinin banka kartının işverenin kontrolünde bulunması ve hesaba yatan paraların bizzat işveren tarafından çekilmesi durumunda, banka kanalıyla yatırılan kıdem ve ihbar tazminatlarının işçiye yapılmış fiili ve hukuki bir ödeme olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. Bu hayati tespit, işçi iradesinin fesada uğratıldığı muvazaalı tasfiye ve girdi-çıktı işlemlerinin hukuken geçersiz olduğunu göstermektedir.

Benzer davalarda emsal etkisi oldukça yüksek olan bu karar, aralıklı çalışmaların birleştirilmesi ve işçilik alacaklarının hesaplanması metodolojisinde son derece önemli bir yol göstericidir. Uygulamada sıkça rastlanan, işçiyi kağıt üzerinde işten çıkarıp tazminat ödenmiş gibi göstererek geçmişe dönük yıllık izin, fazla mesai ve genel tatil haklarının ortadan kaldırılmaya çalışılması pratiğinin hukuka aykırılığı bir kez daha tescillenmiştir. Özellikle kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek önceki çalışma dönemi hukuken tasfiye edilmiş olsa dahi, bu tasfiyenin yalnızca kıdem ve ihbar tazminatına yönelik olacağı, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık izin gibi diğer alacakların hesaplanmasında ilgili dönemin mutlak suretle dışlanamayacağı kuralı yerleşik içtihat olarak sağlamlaştırılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait işyerinde deri dikim makinesi ustası olarak çalışırken işveren tarafından önce ücretsiz izne çıkarıldığını, ardından işe çağrıldığında kendisine ağır mobbing uygulandığını ve nihayetinde iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek dava açmıştır. İşçi bu iddialarla kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Buna karşılık davalı işveren, davacının işyerinde kesintisiz çalışmadığını, çeşitli dönemlerde kendi isteğiyle istifa ederek işten ayrıldığını, bazı ayrımlar sırasında kendisine hak ettiği tazminatların banka kanalıyla ödendiğini ve en son çalışma döneminin de mazeretsiz devamsızlık yapması nedeniyle haklı sebeple sonlandırıldığını savunmuştur. Uyuşmazlığın temelini, davacının çalışma sürelerinin fiilen kesintisiz olup olmadığı, bankaya yatan tazminat bedellerinin geçerli bir ödeme sayılıp sayılamayacağı ve alacakların hangi hizmet sürelerini kapsayacağı sorunları oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki prensipler, iş sözleşmesinin kesintisizliği, ispat yükünün dağılımı ve aralıklı çalışmaların tasfiyesi ilkelerine dayanmaktadır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi kural olarak o döneme ait iş sözleşmesinin sona erdiğini gösterir. İşçi ara vermeden veya kısa süre sonra aynı işyerinde çalışmaya devam etse bile, tazminatların tam ve eksiksiz ödenmesi halinde bu çalışma yeni bir iş sözleşmesi olarak değerlendirilir. Ancak, söz konusu tasfiyenin geçerli olabilmesi için ödemenin fiilen işçiye yapılmış olması, hayatın olağan akışına uygun düşmesi ve işçinin serbest iradesini yansıtması zorunludur.

İspat hukuku bakımından, işverenin istifa ve tazminatların tam olarak ödendiği yönündeki iddialarını güçlü ve somut delillerle kanıtlaması gerekmektedir. İşçinin maaş kartının işveren veya vekillerinin zilyetliğinde bulunması ve bankaya şeklen yatırılan bedellerin yine işveren tarafınca çekilmesi durumunda, hukuken muteber bir ödemeden ve dolayısıyla yasal bir tasfiyeden söz edilemez.

Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca, işçinin önceki çalışma dönemi kıdem ve ihbar tazminatı gerçekten ödenerek tasfiye edilmiş olsa bile, bu tasfiye işlemi sadece kıdem ve ihbar tazminatı kalemleri için geçerlidir. Tasfiye edilen döneme ilişkin ödenmeyen fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacakları zamanaşımına uğramadıkça her zaman talep edilebilir. Yani önceki dönemin kıdem tazminatı yönünden tasfiye edilmiş olması, diğer işçilik alacaklarının hesaplanmasında bu dönemin bütünüyle dışlanması sonucunu doğurmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamı ve toplanan deliller incelendiğinde, yerel mahkemenin davacının önceki çalışma dönemlerinin kendi isteği ile istifa ederek veya tazminat ödenerek sona erdiğini peşinen kabul edip sadece en son çalışma dönemi üzerinden alacak hesaplaması yapması isabetsiz bulunmuştur. Davalı işveren, davacının banka hesabına geçmiş tarihlerde kıdem ve ihbar tazminatlarının yatırıldığını iddia etse de; davacı işçi banka kartının kendisinde olmadığını, bu ödemelerden haberdar dahi olmadığını belirtmiştir. Yargılama sırasında dinlenen hem davacı hem de davalı tanıklarının beyanları, maaş kartlarının fiilen işverenin elinde olduğu, bankaya yatırılan tutarların bizzat şirket yetkililerince çekildiği şeklindeki iddiayı doğrulamıştır.

Bu somut durum karşısında Yargıtay, banka hesabına şeklen bir para yatırılmasının ve hemen ardından aynı işyerinde tekrar çalışmaya başlanmasının birlikte değerlendirildiğinde, gerçek anlamda bir istifadan veya kıdem tazminatı ödenerek yapılmış geçerli bir hizmet tasfiyesinden söz edilemeyeceğini saptamıştır. Davacının tüm çalışma sürelerinin istifa veya tasfiye ile hukuken bölünmediği kabul edilerek, parçalı gibi gösterilen çalışmaların birleştirilmesi suretiyle tüm hizmet süresi üzerinden hesaplama yapılması gerektiği karara bağlanmıştır.

Öte yandan, bir an için önceki dönemlerin geçerli şekilde tasfiye edildiği varsayılsa bile, bu durumun fazla mesai, ulusal bayram, genel tatil ve yıllık izin ücreti gibi süreye bağlı alacak kalemlerinin hesabında önceki çalışma dönemlerinin tamamen dışlanmasına gerekçe yapılamayacağı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve hatalı delil değerlendirmesi ile sadece son çalışma dönemini dikkate alarak davanın kısmen kabulüne karar veren yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: