Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/28474 E. | 2020/14801 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/28474 E. 2020/14801 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/28474
Karar No 2020/14801
Karar Tarihi 04.11.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Maaş kartının işverende olması ödemeyi geçersiz kılar.
  • Aralıklı çalışmalar birleştirilerek tek süre kabul edilir.
  • Tasfiye edilen dönem fazla mesai hesabından dışlanamaz.
  • Yıllık izin hakkı tüm çalışma süresini kapsar.

Bu karar, iş hukukunda işçinin banka maaş kartının işveren tarafından alıkonulması durumunda, banka kanalıyla yapılan ödemelerin hukuken geçerli bir tasfiye sayılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. İşverenin şeklen banka üzerinden ödeme yapmış gibi görünmesi, kartın işverenin fiili hakimiyetinde olması halinde geçersiz kabul edilmekte ve işçinin tüm çalışma dönemlerinin birleştirilerek hesaplama yapılması gerekliliği vurgulanmaktadır. İş ilişkisinde zayıf taraf olan işçinin korunması ilkesi gereği, maddi gerçeğin araştırılması esastır.

Uygulamada sıkça rastlanan aralıklı çalışmaların tasfiyesi ve hakların ödenmiş gibi gösterilmesi sorununa karşı bu karar, benzer davalarda işçi lehine çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle işverenin işçinin iradesini sakatlayarak veya fiili baskı kurarak maaş kartını elinde tutması durumunda, ispat yükü ve delillerin değerlendirilmesinde tanık beyanlarının soyut banka kayıtlarına üstün tutulabileceği gösterilmektedir. Ayrıca, kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek tasfiye edildiği varsayılan dönemlerin dahi, yıllık izin, ulusal bayram ve fazla çalışma gibi diğer işçilik alacaklarının hesabında kesinlikle dışlanamayacağı yönündeki tespit, yerel mahkemelerin hatalı hesaplama yöntemlerinin önüne geçecek niteliktedir. Karar, usulsüz tasfiye iddialarına karşı çok önemli bir kalkandır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait işyerinde deri dikim makinesi ustası olarak çalışırken işveren tarafından tek taraflı olarak ücretsiz izne çıkarıldığını, sonrasında işe dönmek istediğinde kendisine çalışması için tarih verilmediğini ve nihayetinde işe döndüğünde de mobbing uygulanarak işten haksız yere atıldığını iddia ederek dava açmıştır. İşçi, bu kapsamda kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai, yıllık izin, aylık ücret ve genel tatil ücretlerinin ödenmesini talep etmiştir.

Buna karşılık işveren, işçinin farklı dönemlerde kesintili olarak çalıştığını, ilk dönemin istifa ile bittiğini, ikinci dönemin ise tazminatları banka hesabına yatırılarak tamamen tasfiye edildiğini, son dönemin ise işçinin işbaşı yapmaması, yani devamsızlık sebebiyle haklı nedenle sonlandırıldığını savunmuştur. Uyuşmazlığın temel konusu, işçinin çalışma sürelerinin birleştirilip birleştirilmeyeceği, banka hesabına yatan paranın gerçekte işçiye ödenip ödenmediği ve aralıklı çalışma dönemlerinin nasıl hesaplanması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki prensipler, aralıklı çalışmaların tasfiyesi ve işçilik alacaklarının hesaplanmasına ilişkindir. İş hukukunda, işçinin aynı işverene ait işyerinde farklı aralıklarla çalışması durumunda, kural olarak bu çalışma süreleri birleştirilerek toplam kıdem süresi bulunur. Ancak önceki dönem çalışma, yasalara uygun bir şekilde kıdem tazminatı ödenerek tasfiye edilmişse, o dönem artık yeni hesaplamalara dâhil edilmez. 4857 sayılı İş Kanunu m. 14 ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince işverenin kıdem ve ihbar tazminatı ödemesi şeklindeki yükümlülükleri, işçinin fiilen bu ödemelere kavuşması ve iradesinin serbest olması ile yerine getirilmiş sayılır.

Bununla birlikte, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, şayet işçinin maaş kartı işverende duruyorsa ve işveren bankaya yatırdığı parayı bizzat kendisi çekiyorsa, bu durumda şeklen bir banka ödemesi olsa dahi hukuken geçerli bir tasfiyeden söz edilemez. İbra ve tasfiye savunması, işçinin özgür iradesi ve fiili tahsilatı ile desteklenmek zorundadır. Dürüstlük kuralı gereğince şekli ödemeler geçerli kabul edilemez.

Diğer çok önemli bir kural ise, bir çalışma dönemi kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek tamamen tasfiye edilmiş olsa bile, bu tasfiye sadece kıdem ve ihbar tazminatları kalemi için geçerlidir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 41 ve 4857 sayılı İş Kanunu m. 53 uyarınca fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin hakları açısından önceki dönemin tamamen dışlanması hukuken mümkün değildir. İşçinin yıllık ücretli izne hak kazanması ve tatil ücretlerinin hesabı tüm çalışma süresi üzerinden bir bütün olarak değerlendirilmeli, şayet bu kalemler ödenmişse ancak o zaman mahsup yoluna gidilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, yerel mahkeme işçinin banka hesabına geçmiş bir tarihte kıdem ve ihbar tazminatı yatırıldığını tespit ederek, bu tarihten önceki çalışma dönemlerini tasfiye edilmiş kabul etmiş ve sadece son çalışma dönemini hesaba katarak karar vermiştir. Ancak dosya kapsamındaki tanık beyanları detaylı incelendiğinde, işçilerin banka maaş kartlarının fiilen işverenin elinde olduğu, işverenin bankaya yatırdığı tutarları bizzat kendisinin çektiği ve işçilere sadece haftalık elden ödeme yapıldığı açıkça anlaşılmıştır. İşçinin hesabına yatan paradan dahi haberi olmadığı sabittir ve dosyada buna yönelik herhangi bir geçerli ibraname de bulunmamaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bu fiili durumu göz önüne alarak, şeklen bankaya yatırılan paranın işçiye ödenmiş sayılamayacağını tespit etmiştir. İşverenin, banka kartına el koyması ve sistemi bu şekilde yönetmesi, tasfiye savunmasını kökünden çürütmektedir. Bu sebeple, davacının istifa ederek ayrıldığı iddia edilen ilk dönemi ile tazminatlarının ödendiği iddia edilen ikinci döneminin hukuken geçerli şekilde sonlandırılmadığı anlaşılmıştır. Tüm aralıklı çalışma sürelerinin birleştirilerek alacakların tek bir bütün halinde hesaplanması gerektiği vurgulanmıştır.

Bunun yanında Yüksek Mahkeme, önceki dönemin hukuken geçerli bir şekilde tasfiye edildiği kabul edilse bile yerel mahkemenin büyük bir hesaplama hatası yaptığını belirtmiştir. Önceki çalışma dönemi kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek bitirilmiş olsa dahi, bu durum fazla mesai, ulusal bayram, genel tatil ve yıllık izin ücretlerinin hesabı bakımından o dönemin tamamen dışlanmasını gerektirmez. Hak kazanılmış bu alacaklar, tasfiye edilmemişse tüm çalışma süresi dikkate alınarak hesaplanmalıdır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçinin tüm çalışma sürelerinin birleştirilerek hesaplama yapılması gerektiği ve tasfiye iddialarının kanıtlanamadığı yönünde karar vererek yerel mahkemenin kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: