Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 10. HD | 2024/7396 E. | 2025/5574 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 10. HD 2024/7396 E. 2025/5574 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 10. Hukuk Dairesi
Esas No 2024/7396
Karar No 2025/5574
Karar Tarihi 10.04.2025
Dava Türü Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İşveren her türlü güvenlik tedbirini almalıdır.
  • Geçici iş göremezlik süresi maddi zarardır.
  • Teknik güvenlik kuralları objektif kusur kriteridir.
  • Sürekli iş göremezlik olmasa da tazminat istenebilir.

Bu karar, iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğünün ne kadar geniş ve objektif bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini hukuken ortaya koymaktadır. Karar, kalıcı bir bedensel engel (sürekli iş göremezlik) oluşmasa dahi, işçinin kaza sonrası istirahatli olduğu ve fiilen çalışamadığı (geçici iş göremezlik) döneme ait ücret kayıplarının mutlak surette maddi zarar kalemi olarak hesaplanması gerektiğini net bir şekilde vurgulamaktadır. Ayrıca, iş ekipmanında bulunması gereken sensör gibi temel güvenlik donanımlarının eksikliği halinde, inisiyatifin işçiye bırakılamayacağı ve işçiye yüksek oranda kusur yüklenemeyeceği belirlenmiştir.

Benzer nitelikteki iş kazası davalarında bu karar, özellikle kusur oranlarının belirlenmesi ve maddi tazminatın kapsamı yönünden önemli bir emsal etkisi yaratacaktır. Uygulamada mahkemelerce sıkça rastlanan "maluliyet oranının sıfır olması halinde hiçbir maddi zarar doğmamıştır" şeklindeki eksik ve yanlış kanı bu güçlü içtihatla kesin olarak ortadan kaldırılmaktadır. İşverenlerin sadece kanunda yazılı kurallara değil, teknolojinin gerekli kıldığı tüm güvenlik önlemlerine harfiyen uymak zorunda olduğu, aksi halde çok daha yüksek kusur oranlarıyla ve tazminat yükleriyle karşılaşacakları bir kez daha tescillenmiş olup, mahkemelerin bu tür uyuşmazlıklarda uzman heyetlerden daha titiz ve detaylı raporlar alması zorunluluğu pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalı işveren şirkete karşı iş kazası geçirdiği gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Olay, davacı işçinin olağan işleyişte makine bölümünde çalışırken, hiçbir bilgi ve tecrübesi olmadığı halde aniden presleme bölümüne geçirilmesiyle başlamıştır. İlk görev gününde, koruyucu sensörleri bulunmayan presleme makinesinde çalışırken, makinenin aşağı inmesi sonucu iş kazası geçirmiş ve sağ işaret parmağında kopma ile his kaybı meydana gelmiştir. İşçi, bu kaza nedeniyle işverenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ve eğitim vermediğini belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İşveren tarafı ise işçinin işe girişte gerekli eğitimleri aldığını, olayın tamamen işçinin dikkatsiz çalışmasından kaynaklandığını ve yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının temel prensiplerini ve işverenin işçiyi gözetme borcunu temel alarak sonuca gitmiştir. İşverenin işyerinde işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü önlemi alma yükümlülüğü, ilk olarak mülga 4857 sayılı İş Kanunu m.77 hükmünde yer bulmuş, sonrasında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.4 ile çok daha spesifik, geniş ve ayrıntılı bir yasal çerçeveye oturtulmuştur. Bu kanun düzenlemeleri uyarınca işveren, mesleki risklerin önlenmesi, çalışanlara eğitim verilmesi, risk değerlendirmesi yapılması ve alınan tedbirlere işçiler tarafından uyulup uyulmadığının aktif olarak izlenip denetlenmesi ile yükümlü tutulmuştur.

Yine aynı mevzuat kapsamındaki 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.5 hükmü, işyerlerindeki risklerden korunma ilkelerini açıkça belirleyerek, teknolojik gelişmelere uyum sağlanması, risklerle kaynağında mücadele edilmesi ve tehlikeli olanın tehlikesiz olanla değiştirilmesi zorunluluğunu yasal bir güvence olarak getirmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, iş güvenliği mevzuatında yer alan bu teknik kurallara uyulmaması işveren açısından doğrudan objektifleştirilmiş bir kusur olarak kabul edilmektedir. Hatta işveren, sadece yasada yazılı kurallara değil, bilimin ve teknolojinin gerekli kıldığı yazılı olmayan önlemlere dahi uymak zorundadır.

Bunun yanında, maddi tazminatın hukuki kapsamı değerlendirilirken 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.18 düzenlemesine özel olarak atıf yapılmıştır. İlgili yasa maddesi uyarınca iş kazası geçiren sigortalıya kurum tarafından istirahatli olduğu dönemde geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Borçlar hukuku kuralları gereği, sigortalının kaza nedeniyle fiilen tedavi gördüğü ve çalışamadığı bu istirahat döneminde mahrum kaldığı ücret geliri de maddi zarar kapsamındadır. Mahkemelerce bu geçici dönemde işçinin %100 oranında iş gücü kaybına uğradığı hukuken kabul edilerek tam ve eksiksiz bir hesaplama yapılmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkemece yapılan detaylı incelemede, somut olayın gerçekleşme özellikleri ve İlk Derece Mahkemesinin kararına dayanak yaptığı kusur raporu titizlikle değerlendirilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, işverenin presin hareketli parçaları ile teması önleyecek olan hayati önemdeki koruyucu sensör donanımını sisteme entegre etmediği açıkça saptanmıştır. Ayrıca, makine üzerindeki çift el kumanda sisteminin kullanımının işçinin kendi inisiyatifine bırakıldığı, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının teknik olarak engellenmediği ve sonuç olarak pres tezgahında güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmadığı kesin olarak tespit edilmiştir. Ancak tespit edilen tüm bu ağır teknik ihlallere ve gözetme borcuna aykırılığa rağmen, İlk Derece Mahkemesince işverene yalnızca %60 oranında kusur yüklenmiş olması, olayın oluş şekliyle, nedensellik bağıyla ve iş sağlığı ile güvenliği kurallarının emredici niteliğiyle bağdaşmaz bulunmuştur. İşverenin sayılan bu ciddi ihmalleri karşısında belirlenen kusur oranı son derece yetersiz görülmüştür.

Öte yandan, davacı işçinin geçirdiği iş kazası sonrasında Adli Tıp Kurumu ve Sosyal Güvenlik Kurumu sağlık kurulları raporlarıyla sürekli iş göremezlik oranının (kalıcı maluliyetinin) %0 olarak belirlenmiş olması, mahkemece maddi tazminat talebinin tamamen reddedilmesine gerekçe yapılmıştır. Ancak mahkeme, işçinin kaza nedeniyle hastanede tedavi gördüğü ve raporlu olarak evde istirahatli olduğu dönemde fiilen çalışamadığı gerçeğini göz ardı etmiştir. Yerleşik içtihatlar doğrultusunda, işçinin raporlu olduğu ve fiilen çalışamadığı bu geçici iş göremezlik döneminde %100 oranında malul kaldığı peşinen kabul edilmeli ve bu dönemde elde edemediği ücret geliri doğrudan maddi zarar olarak hesaplanmalıdır.

Mahkemece elde edilecek bu brüt maddi zarar tutarından, şayet Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kazalı işçiye ödenen ve rücuya tabi olan bir geçici iş göremezlik ödeneği bulunuyorsa, bu meblağ düşülerek kazalının karşılanmamış gerçek maddi zararı ortaya çıkarılmalıdır. Tüm bu usuli ve esasa ilişkin eksiklikler giderilmeden, kusur oranlarının hatalı tespiti ve geçici iş göremezlik dönemine ilişkin maddi zarar hesabı yapılmadan doğrudan sonuca gidilmesi hukuka açıkça aykırı bulunmuştur. Mahkemenin, A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşacak yeni ve yetkin bir heyetten tüm çelişkileri giderecek şekilde kusur raporu alması ve sonrasında belirtilen usulde maddi zararı hesaplatması gerektiği vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve araştırma ile hatalı değerlendirmelere dayanılarak verilen kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: