Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/31656 E. | 2020/15573 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/31656 E. 2020/15573 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/31656
Karar No 2020/15573
Karar Tarihi 10.11.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İstifa dilekçesindeki özel nedenler bağlayıcıdır.
  • İrade fesadı kanıtlanmadıkça istifa geçerli sayılır.
  • Feshin haklı nedene dayandığını ispat işçiye aittir.
  • Soyut tanık beyanları yazılı belgeyi geçersiz kılmaz.

Bu karar, iş hukukunda istifa dilekçesinin hukuki bağlayıcılığı ve irade fesadı iddialarının ispat yükümlülüğü açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, işçinin kendi özgür iradesini yansıtacak şekilde el yazısı veya imzasıyla sunduğu ve somut olarak "özel nedenler" gibi net ifadelere dayanan istifa dilekçelerinin, aksine kesin ve eşdeğer deliller sunulmadıkça geçerli kabul edileceğini açıkça vurgulamıştır. İşçinin, işverenin yoğun baskısı veya hakareti nedeniyle işten ayrılmaya zorlandığını ve istifa dilekçesini bu baskı altında imzaladığını ileri sürmesi, tek başına hukuki bir sonuç doğurmamaktadır. Bu tür iddiaların somut, kendi içinde tutarlı ve şüpheye yer bırakmayacak kesin delillerle ispatlanması gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Benzer davalarda emsal teşkil eden bu içtihat, alt derece mahkemelerinin yalnızca soyut, genel ve net olmayan tanık beyanlarına dayanarak, işçinin kendi elinden çıkmış yazılı bir istifa dilekçesini geçersiz sayamayacağını göstermektedir. İş hukuku uygulamasında sıklıkla karşılaşılan "baskı altında, zorla veya mobbing neticesinde istifa dilekçesi imzalama" iddialarında, işçinin irade fesadı hâllerini maddi olgularla mahkeme huzurunda kanıtlaması temel bir şart olarak aranmaktadır. İşverenin yargılamaya sunduğu, inkar edilmeyen ve üzerinde tahrifat bulunmayan bir istifa dilekçesi karşısında, işçinin haklı fesih iddiası salt çalışma arkadaşlarının genel tanık anlatımlarıyla ispatlanmış kabul edilemez. Bu hukuki durum, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda yazılı belgelerin delil hiyerarşisindeki üstünlüğünü ve hukuki güvenliğin sağlanması adına ispat kurallarının ne derece titizlikle uygulandığını gözler önüne sermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait işyerinde iki farklı dönem hâlinde (24.07.2008 - 21.08.2011 ve 08.12.2011 - 01.10.2014 tarihleri arasında) ön muhasebe elemanı ve memur pozisyonlarında çalıştığını, ancak iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı ve geçerli bir neden olmaksızın, haksız bir biçimde feshedildiğini ileri sürerek dava yoluna gitmiştir. İşçi; işverenin kendisine sürekli olarak ağır baskı kurduğunu, onur kırıcı davranışlara ve mobbinge maruz kaldığını iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ve kullanmadığı yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesini talep etmiştir.

Buna karşılık davalı işveren ise işçinin iddialarının tamamen gerçeğe aykırı olduğunu, davacı işçinin her iki çalışma döneminin de bizzat kendi sunduğu istifa dilekçeleriyle sona erdiğini savunmuştur. İşveren, dosyaya işçinin kendi imzasını taşıyan istifa dilekçesini sunarak, işyerinde herhangi bir mobbing veya baskı ortamının bulunmadığını, alacak iddialarının asılsız ve haksız olduğunu belirterek açılan davanın bütünüyle reddedilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın hukuki boyutta çözümlenmesinde temel alınan kurallar, iş sözleşmesinin feshinde tarafların ispat yükümlülüğü ve istifa iradesinin hukuki geçerliliği ekseninde şekillenmektedir. İşçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda temel çerçeveyi çizen 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uyarınca fesih sürecinin ve feshin kim tarafından gerçekleştirildiğinin tespiti büyük önem taşır. İş hukukunda "istifa", işçinin iş sözleşmesini tek taraflı olarak, haklı bir neden bildirmeksizin ve kendi serbest iradesiyle sona erdirmesi işlemidir. Kural olarak, istifa dilekçesinde açıkça belirtilen gerekçeler işçiyi hukuken bağlar.

İşçi, işverenine sunduğu dilekçesinde "özel nedenler" gibi tamamen kendi kişisel tercihini yansıtan bir ifade kullanmışsa, sonradan bu beyanından dönerek feshin aslında işverenin baskısı ile gerçekleştiğini iddia edemez. İstifa dilekçesinin işverenin baskısı, tehdidi veya yönlendirmesi altında imzalandığı iddia ediliyorsa, bu durumun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen hata, hile veya korkutma olgularına dayanılarak somut biçimde ispatlanması zorunludur.

İspat hukuku kuralları gereğince, altında işçinin inkar etmediği bir imzası bulunan yazılı bir istifa belgesinin aksi, ancak eşdeğer nitelikteki kesin delillerle ispat olunabilir. Feshin haklı bir sebebe dayandığını iddia eden taraf, iddialarını şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kanıtlamakla mükelleftir. 4857 sayılı İş Kanunu m.24 kapsamında işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkını kullanabilmesi için, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışlarda bulunması (örneğin mobbing, hakaret) veya çalışma koşullarının esaslı tarzda bozulması gerekmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bu gibi haklı fesih iddialarının çalışma ortamındaki soyut ve genel duyumlara dayanan tanık beyanlarıyla değil, tutarlı, doğrudan görgüye dayalı ve inandırıcı delillerle ortaya konulması adil bir yargılama için hukuki bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını ve dosya kapsamındaki tüm delilleri titizlikle inceleyerek hukuki bir değerlendirme yapmıştır. Davacı işçi, her ne kadar dava dilekçesinde ve yargılama aşamasında iş sözleşmesinin işverence haksız olarak, baskı ve mobbing yoluyla feshedildiğini ileri sürmüş olsa da, dosya içerisinde yer alan yazılı belgelerden iş sözleşmesinin bizzat davacının kendi iradesiyle sunduğu istifa dilekçesi neticesinde sona erdiği şüpheye yer bırakmayacak biçimde anlaşılmıştır.

Davacı tarafından sunulan ve dosyaya mübrez olan istifa dilekçesinde açıkça “özel nedenlerden dolayı görevimden istifa ediyorum” ifadesi yer almaktadır. İşçi, yargılama boyunca bu belge üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmemiş, imzayı inkar yoluna gitmemiştir. Aynı zamanda, bu istifa dilekçesini imzalarken iradesinin sakatlandığına, yani işveren tarafından irade fesadı hâllerine maruz bırakıldığına dair herhangi bir somut ve kesin ispat vasıtası sunamamıştır.

Yerel mahkeme, kararını oluştururken davacı tarafın dinlettiği bazı tanıkların ifadelerine itibar etmiştir. Bu tanıklar, işverenin davacıya yönelik olarak "artık seni istemiyorum, çalışmayacaksın, dilekçeni imzala, çek git" şeklinde sözler söylediğini ve ağır ifadeler kullandığını duyduklarını beyan etmişlerdir. Ancak Yüksek Mahkeme, söz konusu tanık beyanlarının son derece genel, zamanı belirsiz ve soyut nitelikte olduğuna dikkat çekmiştir. İşçinin kendi el yazısı veya geçerli imzasıyla sunduğu, sebebini "özel nedenler" olarak açıkça sınırlandırdığı yazılı bir irade beyanı ortadayken, yalnızca bu tür soyut tanık anlatımlarına dayanılarak feshin haklı nedene dayandığının veya işverence gerçekleştirildiğinin kabul edilmesi hukukun genel ilkelerine ve ispat kurallarına aykırı bulunmuştur.

İş ilişkisinde feshin haklı bir sebebe dayanılarak gerçekleştirildiğini ispatlama yükümlülüğü iddia sahibi olan davacı işçiye aittir. Somut olayda davacı, resmiyete dökülmüş istifa dilekçesindeki "özel nedenler" beyanının aksini kanıtlayamamış ve feshin haklı bir mobbing veya hakaret eylemine dayandığını geçerli delillerle ortaya koyamamıştır. Kendi serbest iradesiyle istifa eden bir işçinin kıdem tazminatına hak kazanamayacağı yasal bir gerçekliktir. Bu sebeple, davacının kıdem tazminatı talebinin reddedilmesi gerekirken, yerel mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile kabul yönünde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, istifa iradesinin bağlayıcılığı ve ispat kurallarının mahkemece hatalı değerlendirildiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: