Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2021/10596 E. | 2021/14606 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2021/10596 E. 2021/14606 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2021/10596
Karar No 2021/14606
Karar Tarihi 21.10.2021
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İmzalı ücret bordrosu sahteliği ispatlanana kadar kesin delildir.
  • Fazla çalışma iddiasının ispat yükü davacı işçiye aittir.
  • Elektronik log kayıtlarındaki boşlukların hukuki nedeni mahkemece araştırılmalıdır.
  • Sistem arızası tespit edilirse hesaplamalarda tanık beyanlarına itibar edilmelidir.

Bu karar, işçi ve işveren uyuşmazlıklarında sıkça karşılaşılan fazla mesai alacaklarının ispatı bakımından elektronik ortamdaki log (bilgisayar açılış-kapanış) kayıtlarının nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli bir çerçeve çizmektedir. Yargıtay, elektronik kayıtlarda yer alan eksik günlerin doğrudan işçinin o gün fiilen çalışmadığı anlamına gelmeyeceğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Bu eksikliklerin yıllık ücretli izin, hastalık raporu gibi hukuki bir mazerete mi yoksa salt bir teknik aksaklığa ve sistem hatasına mı dayandığının yerel mahkemece titizlikle araştırılması gerektiği kesin olarak hüküm altına alınmıştır. Mahkemelerin varsayımlar üzerinden hak mahrumiyetine yol açmasının önüne geçilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir. Özellikle bankacılık, çağrı merkezi veya plaza çalışanları gibi mesaisini ağırlıklı olarak bilgisayar başında geçiren personelin açtığı alacak davalarında, işverenlerin sunduğu salt log kayıtlarının tek başına kesin sonuç doğurmayacağı ortaya konmuştur. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin sadece bilirkişi raporuyla yetinmeyip, eksik günlerin bordrolarla ve insan kaynakları kayıtlarıyla karşılaştırmalı olarak detaylıca incelenmesi zorunluluğudur. Eğer log kayıtlarındaki boşluk tespit edilebilir teknik bir hatadan kaynaklanıyorsa, o günler için işçinin gösterdiği şahitlerin tanık beyanlarına göre fazla mesai hesabı yapılması gerekeceği açıkça ifade edilerek işçi lehine hakkaniyetli bir ispat dengesi kurulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir bankada portföy yönetmeni olarak görev yapan davacı işçi, çalıştığı mevcut şubeden kendi isteği ve onayı dışında tamamen farklı bir şubeye tayin edilerek görevlendirildiğini, bu durumun çalışma koşullarında aleyhine esaslı bir değişikliğe yol açtığını ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra çalışma süreci boyunca kendisine yöneticileri tarafından psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını ve ilk işe başladığı yıllardan itibaren gerçekleştirdiği ağır fazla mesailerin ücretlerinin kendisine hiç ödenmediğini dile getiren işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshettiğini öne sürerek işverene karşı tazminat ve alacak davası açmıştır. Uyuşmazlığın temelini, söz konusu haklı fesih iddiasıyla birlikte, ödenmeyen kıdem tazminatı ile yasal sınırların üzerindeki çalışmalarına karşılık gelen fazla çalışma ücretlerinin işverenden tahsil edilmesi talebi oluşturmaktadır. İşveren tarafı ise çalışanın tamamen kendi hür iradesi ve isteğiyle işten ayrıldığını, alacaklarının bulunmadığını savunarak davanın reddedilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku yargılamasında fazla çalışma iddiasının ispatı belirli usul ve temel kurallara bağlanmıştır. Kural olarak, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, çalışma sürelerini ve bu iddiasını somut delillerle ispatla yükümlüdür. 4857 sayılı İş Kanunu uygulamasında işveren tarafından düzenlenen ücret bordroları büyük önem taşımaktadır. İşçinin kendi imzasını taşıyan bir bordro, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliği barındırır. İşçi, ihtirazı kayıt koymadan imzaladığı bordroda gösterilen miktarın daha üzerinde çalıştığını ancak eşdeğer nitelikteki yazılı belgelerle kanıtlamak zorundadır.

Fazla çalışmanın ispatı konusunda öncelikle işverenin tutmakla yükümlü olduğu resmi işyeri kayıtları dikkate alınır. İşyerine giriş ve çıkış saatlerini gösteren turnike sistemleri, elektronik kart okuyucular, bilgisayar açılış-kapanış log kayıtları ile işyeri iç yazışmaları yazılı delil niteliği taşır. Bu bağlamda, Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensipleri gereğince, bilgisayar kullanımına dayalı modern iş kollarında log kayıtları objektif ispat araçlarından biri kabul edilir. Ancak, fazla çalışmanın salt yazılı belgelerle tam olarak kanıtlanamaması veya işyeri kayıtlarının eksik ve tutarsız olması durumunda, yargılamada tanık beyanlarına başvurulması bir zorunluluk haline gelir. Herkesçe bilinen genel vakıalar, işçinin fiilen yaptığı işin özel niteliği, pozisyonu ve mevsimsel iş yoğunlukları da bu süreçte hâkim tarafından göz önüne alınır.

Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 31 uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi bulunmaktadır. İşveren tarafından sunulan log verilerinde eksiklikler tespit edildiğinde, mahkemenin bu eksikliğin kaynağını araştırması şarttır. Eğer eksiklik bir sistem hatasından doğmuşsa, doğrudan reddine karar verilemez; çalışma süresini kapsayan tanık beyanları esas alınarak hakkaniyetli bir sonuca ulaşılması hedeflenmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, davalı bankada portföy yönetmeni statüsünde çalışan davacı, mesaisinin hafta içi her gün 09.00 ile 20.00 saatleri arasında gerçekleştiğini, işe başladığı ilk beş sene boyunca cumartesi günleri de 11.00 ile 15.00 saatleri arasında kesintisiz çalıştığını belirterek karşılığı ödenmeyen fazla mesai ücretlerinin tahsilini talep etmiştir. Mahkemece verilen ilk hüküm, Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından davacıya ait bilgisayar log kayıtları ile tanık beyanlarının kronolojik olarak ayrıntılı bir biçimde incelenmesi gerektiği yönünde bozulmuştur. Bozma ilamına uyan yerel mahkeme, davalı işverenin dosyaya sunduğu log kayıtlarını dikkate alarak davacının alacak taleplerini kısmen kabul etmiştir.

Ancak Yargıtay tarafından yapılan yeni temyiz incelemesinde, mahkemece esas alınan bilirkişi raporundaki log kayıtları değerlendirmesinin oldukça eksik ve yetersiz olduğu saptanmıştır. Zira işverenin sunduğu sistemsel kayıtlara göre davacının bazı ardışık günlerde işyerinde hiçbir giriş-çıkış işlemi yapmadığı ve fiilen çalışmadığı görünmektedir. Buna karşın, söz konusu tarih aralıklarına denk gelen resmi ücret bordroları incelendiğinde, davacının ilgili günlerde yıllık ücretli izinde veya hastalık sebebiyle raporlu olduğuna dair hiçbir yasal kaydın bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Bilirkişi raporunda da bu belirsiz durumun işçinin günlük mazeret izninden kaynaklanabileceği gibi, salt donanımsal bir sistem hatasından da kaynaklanmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur.

Yargıtay, yerel mahkemenin davayı aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli adımları atmadığını tespit etmiştir. Log kayıtlarında belirlenen eksik günlerin gerçekte hangi nedenden kaynaklandığı, davacının söz konusu tarihlerde fiilen çalışıp çalışmadığı hususları hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Sistemsel bir hatanın varlığı halinde, o günlere dair tanık beyanlarının devreye sokularak hesaplama yapılması gerektiği göz ardı edilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, log kayıtlarındaki eksik günlerin sebeplerinin ve davacının izinli olup olmadığının araştırılması, sistem hatası tespit edilirse ilgili dönemler için tanık beyanları değerlendirilerek hesaplama yapılması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: