Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2021/12218 E. 2021/16601 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2021/12218 |
| Karar No | 2021/16601 |
| Karar Tarihi | 15.12.2021 |
| Dava Türü | Alacak ve Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Mobbing eylemleri sistematik ve kasıtlı olarak yapılmalıdır.
- Psikolojik taciz işçinin anayasal kişilik haklarını zedeler.
- Dava açıldıktan sonra ödenen alacaklar hukuken konusuz kalır.
- Konusuz kalan talepte dava tarihindeki haklılığa bakılır.
Bu karar, iş hayatında giderek daha sık karşılaşılan psikolojik taciz (mobbing) iddialarının nitelendirilmesi ile dava aşamasında ödenen işçilik alacaklarının usul hukuku bakımından doğurduğu sonuçların tespiti hususlarında büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, özellikle ast-üst ilişkisi içerisinde yöneticilerin, çalışanları diğer meslektaşlarının veya üçüncü kişilerin huzurunda küçük düşürmesi ve onur kırıcı davranışlarda bulunması eylemlerini modern iş hukukunun gözetme borcu bağlamında derinlemesine incelemiştir. Karar, işverenin sadece ücret ödemekle yükümlü olmadığını, aynı zamanda işçinin ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü koruyacak sağlıklı bir çalışma ortamı tesis etmek zorunda olduğunu güçlü bir biçimde vurgulamaktadır.
Bunun yanı sıra kararda, usul ekonomisi ve yargılama giderlerinin taraflar arasında adil biçimde paylaştırılması ilkelerine de değinilmiştir. İşçi tarafından dava açıldıktan sonra, yargılama süreci devam ederken işveren tarafından dava konusu alacağın ödenmesi durumunda mahkemelerin nasıl bir yol izlemesi gerektiği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Mahkemelerin, ödeme nedeniyle ortadan kalkan bir talep hakkında doğrudan davanın reddi kararı vermek yerine, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunu gözeterek tespit hükmü kurması gerektiği belirtilmiştir. Bu yönüyle karar, benzer nitelikteki işçilik alacağı ve manevi tazminat davalarında hem maddi hem de usul hukuku kurallarının doğru uygulanabilmesi için uygulayıcılara son derece yol gösterici bir emsal teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, bir banka şubesinde şube müdürü pozisyonunda çalışan davacı işçi ile kendisini istihdam eden davalı işveren banka arasında cereyan etmiştir. Davacı işçi, görev süresi boyunca bölge müdürü tarafından sürekli olarak hedef alındığını, şube müdürlerinin ve personelin katıldığı toplantılarda ağır bir biçimde azarlandığını ve hakarete varan küçük düşürücü sözlere maruz bırakıldığını ileri sürmüştür. Hedefleri tutturmasına, hatta ameliyatını dahi bir yıl erteleyip koltuk değnekleriyle işe gelerek özveriyle çalışmasına rağmen sürekli başarısız gösterildiğini belirten davacı, tuvalete dahi telefonla gitmek zorunda bırakılacak kadar ağır bir baskı ve iletişim kısıtlaması yaşadığını ifade etmiştir.
Yaşadığı bu sistematik psikolojik taciz (mobbing) ve tehditler nedeniyle ruhsal dengesinin bozulduğunu ve motivasyon kaybı yaşadığını savunan davacı, maruz kaldığı bu haksız uygulamalar neticesinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini beyan etmiştir. İşten ayrılmasının ardından mahkemeye başvuran davacı, işverenden kıdem tazminatı, manevi tazminat, kullandırılmayan yıllık izin ücreti, fazla çalışma ve prim alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise işçinin iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddedilmesini istemiş, ancak yargılama devam ettiği esnada davacının yıllık izin ücreti alacağını hesabına yatırmıştır. Uyuşmazlığın temelini, yaşanan olayların mobbing teşkil edip etmediği ve dava sırasında yapılan ödemenin yargılama giderlerine ne yönde yansıyacağı hususları oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığın çözümünde psikolojik taciz (mobbing) olgusunun ulusal ve uluslararası hukuktaki tanımını ve davanın konusuz kalması kurumunu ele almıştır. Kararda mobbing; işyerinde çalışanlara üstleri, astları veya eşit düzeydeki çalışanlar tarafından belirli bir süre sistematik biçimde uygulanan yıldırma, dışlama, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet ve aşağılama olarak tanımlanmıştır. Bu tür kasıtlı olumsuz davranışların, bireylerin yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık derecesine ulaşarak uykusuzluk, depresyon, ani öfkelenme ve yaşama arzusunun kaybı gibi ciddi ruhsal sonuçlar doğurduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın 26. maddesine atıf yapılarak, psikolojik tacizin kişilerin Anayasa ile güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını zedelediği açıkça vurgulanmıştır. Bu bağlamda, işyerinde onurlu çalışma hakkının sağlanması, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarının temel bir gereğidir.
Usul hukuku boyutunda ise, ilke olarak her davanın açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre hükme bağlanması esastır. Ancak dava açıldıktan sonra borcun ödenmesi gibi nedenlerle dava konusunun ortadan kalkması halinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.331 uyarınca, davanın konusuz kalması sebebiyle esasa ilişkin karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerine hükmetmesi yasal bir emirdir. Aynı yasanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.326 ve vekalet ücretini düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.323 hükümleri çerçevesinde, dava başında haklı olan taraf lehine avukatlık ücreti ve mahkeme masraflarının takdir edilmesi zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosyadaki delilleri, tanık beyanlarını ve davacının üst yönetime gönderdiği e-posta kayıtlarını titizlikle incelemiştir. Yapılan yargılama sırasında dinlenen tanıklar ve hatta bir banka müşterisi, şube müdürü olan davacının, bölge müdürü tarafından azarlanmaya varacak ölçüde küçük düşürücü ifadelerle eleştirildiğini ve müşteri önünde dahi bu onur kırıcı muameleye maruz kaldığını doğrulamışlardır. Davacının gönderdiği e-postalarda, şubenin hedeflerini fazlasıyla gerçekleştirmesine ve kendisinin ameliyatını erteleyip koltuk değnekleriyle işe gelmesine rağmen sürekli başarısızlıkla itham edildiği, toplantılarda şube müdürleri önünde aşağılandığı ve tayin isteğinin dahi tehditkâr bir biçimde engellenmeye çalışıldığı hususları sabittir. Hatta bölge müdürünün geri dönüşlerinde birkaç dakikalık gecikmeye dahi tahammül etmemesi nedeniyle davacının lavaboya giderken bile telefonunu yanına almak zorunda bırakılması, yaşanan sistematik baskı ve psikolojik tacizin (mobbing) ulaştığı vahim boyutu gözler önüne sermiştir.
Bununla birlikte mahkeme, usul hukuku yönünden de önemli bir tespitte bulunmuştur. Dosya içeriğine göre, davacının talep ettiği yıllık izin ücreti alacağının dava açıldıktan sonra işverence banka hesabına yatırılarak ödendiği sabittir. Davaya konu alacak yargılama sırasında ödendiği için bu talep yönünden dava hukuken konusuz kalmıştır. Kanuni düzenlemeler gereğince, konusuz kalan bu alacak kalemi hakkında mahkemenin "karar verilmesine yer olmadığına" dair tespit hükmü kurması ve davanın açıldığı tarihte haklı olan davacı lehine vekalet ücreti ile yargılama giderine hükmetmesi gerekmektedir. Ancak ilk derece mahkemesinin bu usul kuralını göz ardı ederek, ödenmiş olan izin alacağı hakkında doğrudan davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dava açıldıktan sonra ödenen izin alacağı hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi ve davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre masraflara karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını ortadan kaldırmış ve İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur.