Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2021/10025 E. 2021/14235 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2021/10025 E. 2021/14235 K.

Bu karar, adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden biri olan "gerekçeli karar hakkı"nın istinaf incelemesindeki mutlak önemini bir kez daha çok güçlü bir hukuki zeminde teyit etmektedir. İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararların istinaf denetiminden geçerken, Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının tarafların iddia ve savunmalarını, toplanan delilleri ve ulaşılan hukuki sonuçları şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta detaylıca ortaya koyması basit bir şekil şartı değil, anayasal bir zorunluluktur. Yargıtay, gerekçesiz veya eksik gerekçeli kararların, hüküm ne kadar isabetli görünürse görünsün hukuki denetime elverişli olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, gerekçenin mahkemenin maddi tespitleri ile hukuki sonuç arasındaki köprüyü oluşturduğunu açıkça vurgulamaktadır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2021/10025
Karar No 2021/14235
Karar Tarihi 13.10.2021
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Mahkeme kararları mutlak suretle gerekçeli yazılmalıdır.
  • gavel İstinaf kararları kanuni zorunlu unsurları barındırmalıdır.
  • gavel Gerekçesiz hükümler adil yargılanma hakkını zedeler.
  • gavel Maddi vakıalar ile hüküm arasında bağ kurulmalıdır.

Bu karar, adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden biri olan "gerekçeli karar hakkı"nın istinaf incelemesindeki mutlak önemini bir kez daha çok güçlü bir hukuki zeminde teyit etmektedir. İlk derece mahkemesi tarafından verilen kararların istinaf denetiminden geçerken, Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının tarafların iddia ve savunmalarını, toplanan delilleri ve ulaşılan hukuki sonuçları şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta detaylıca ortaya koyması basit bir şekil şartı değil, anayasal bir zorunluluktur. Yargıtay, gerekçesiz veya eksik gerekçeli kararların, hüküm ne kadar isabetli görünürse görünsün hukuki denetime elverişli olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, gerekçenin mahkemenin maddi tespitleri ile hukuki sonuç arasındaki köprüyü oluşturduğunu açıkça vurgulamaktadır.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle istinaf mahkemelerinin kanuni yükümlülüklerine sıkı sıkıya bağlı kalması gerektiğine kesin bir dille işaret etmektedir. İş hukukunda sıkça karşılaşılan psikolojik taciz, yani mobbing ve ayrımcılık tazminatı gibi ispatı zor ve oldukça karmaşık vakıaların değerlendirilmesinde, kararın hangi hukuki sebeplere ve hangi somut delillere dayandığının açıkça belirtilmemesi doğrudan doğruya bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının derdest dosyalara etkisinin de mahkemelerce tartışılması gerektiği bu dosya ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Meslektaşlar ve vatandaşlar açısından bu emsal içtihat, üst mahkemelerin soyut ve matbu ifadelerle değil, tamamen somut olaya özgü hukuki tartışmalarla karar tesis etmesi gerektiğini güvence altına almaktadır. Kanun yollarının etkin bir biçimde kullanılabilmesi ve yargıya olan güvenin sarsılmaması için kararların doyurucu bir hukuki temele sahip olması tartışmasız bir yasal şarttır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı avukat, 04/01/2012 ile 16/01/2015 tarihleri arasında davalı işverenler nezdinde görev yapmıştır. İş sözleşmesinin feshi üzerine açtığı işe iade davası süreci devam ederken, davacı bu kez de psikolojik taciz (mobbing) ve ayrımcılık tazminatı talepleriyle eldeki davayı açmıştır. Davacı, işverenlerin kendisini işten ayrılmaya zorlamak amacıyla sistemli bir şekilde psikolojik taciz uyguladıklarını, iş yerinde eşit davranma borcuna aykırı olacak şekilde ayrımcı muamelelere tabi tutulduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca bu duruma direnmesi üzerine, ekibindeki iki avukatla yaşadığı on beş dakikalık sözlü bir tartışmanın kasıtlı olarak büyütüldüğünü ve bu bahaneyle haksız bir şekilde işten çıkartıldığını iddia etmiştir.

Davalı işverenler ise bu iddiaları kesin bir dille reddederek, işverenin farklı yeteneklere ve niteliklere sahip işçiler arasında yönetimsel olarak ayrım yapabileceğini, bunun eşit işlem yapma yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmeyeceğini savunmuştur. İşveren tarafı, davacının hiçbir zaman özel olarak hedef alınmadığını, kendisine yönelik sistematik kötü muamele veya tehdit uygulanmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı karara bağlarken özellikle adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan "gerekçeli karar hakkı" üzerinde durmuştur. Kararda dayanılan temel hukuk kuralları ve içtihat prensipleri şu şekildedir:

Mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunluluğu, doğrudan Anayasa'nın 141. maddesinde güvence altına alınmıştır. Bu kurala göre, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması emredici bir yasal zorunluluktur. Gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında bulunması gereken unsurlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.359 kapsamında açıkça sayılmıştır. İlgili madde uyarınca; tarafların iddia ve savunmalarının özeti, ilk derece mahkemesi kararının özeti, ileri sürülen istinaf sebepleri, toplanan delillerin tartışılması, ret veya üstün tutma sebepleri ve sabit görülen vakıalardan çıkarılan hukuki sonuçların şüpheye yer bırakmayacak biçimde tek tek kararda gösterilmesi emredici bir kuraldır.

Yargıtay ayrıca, bu konuda yerleşik içtihat prensiplerini yansıtan 07/06/1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'na atıf yapmıştır. Bu karara göre; gerekçenin yasal ve geçerli olması, kararı aydınlatması, keyfiliği önlemesi ve tarafları tatmin etmesi zorunludur. Doktrinde de genel kabul gördüğü üzere, gerekçe, mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında hayati bir köprü görevi yapar. Mahkeme, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Tarafların haklı olup olmadıklarını anlayabilmeleri ve üst mahkemelerin denetim görevini hakkıyla yerine getirebilmeleri ancak özenle seçilmiş ifadeler barındıran gerekçeli bir karar sayesinde mümkündür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayın Yargıtay incelemesinde, uyuşmazlığın esası olan mobbing ve ayrımcılık tazminatı iddialarından ziyade, istinaf mahkemesinin usul kurallarına ve anayasal güvencelere uyup uymadığı hususu ön plana çıkmıştır. İlk derece mahkemesi, işyerinde sistemli, kasıtlı ve sürekli bir mobbing uygulandığına dair dosyada yeterli delil bulunmadığı ve daha önce açılan işe iade davasının da reddedilip Yargıtay tarafından onandığı gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir. Bunun üzerine taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

İstinaf aşamasında davacı vekili, işe iade davası ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi tarafından verilen çok kritik bir bireysel başvuru kararını dosyaya sunmuştur. Söz konusu kararla Anayasa Mahkemesi, davacının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine hükmetmiş, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, bu yeni duruma rağmen yargılamada herhangi bir eksiklik bulunmadığını, ancak kanunun olaya uygulanmasında hata edildiğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış ve davacı ile davalıların istinaf başvurularını kısmen kabul etmiştir. Ne var ki Yargıtay 9. Hukuk Dairesi incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesi kararının şekli ve hukuki gereklilikleri taşımadığı ortaya çıkmıştır. Kararda, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hususların nasıl şekillendiği, bu yeni delilin davanın esasına etkisinin ne olduğu ve taraf vekillerinin istinaf sebeplerinin hangi gerekçelerle karşılandığı hiçbir şekilde tartışılmamıştır.

İstinaf mahkemesi, taraf vekillerinin istinaf dilekçelerinde gerekçeli bir biçimde ileri sürdükleri itirazları değerlendirmemiş ve bu itirazlara karşı somut olaya özgü yeterli bir hukuki gerekçe tesis etmemiştir. Mahkeme kararında, ulaşılan sonucun hangi vakıalara ve delillere dayandırıldığının gösterilmemesi, kararın kanun yolunda etkin bir şekilde denetlenmesini imkânsız hale getirmiştir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de hukuka uygun olması beklenemez.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi kararının somut olaya özgü hukuki gerekçe ihtiva etmediği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.359 hükmüne açıkça aykırı biçimde tesis edildiği yönünde karar vererek ilgili istinaf kararını bozmuştur.

İşyerinde mobbing davam reddedildi, mahkeme gerekçe yazmamış. Bu normal mi? expand_more
Hayır, normal değildir ve açıkça hukuka aykırıdır. Anayasa'nın 141. maddesine göre mahkemelerin tüm kararları gerekçeli yazılmak zorundadır. Yargıtay'a göre, mobbing ve ayrımcılık tazminatı gibi ispatı zor durumlarda mahkemenin maddi tespitleri ile hukuki sonuç arasındaki köprüyü gerekçesiyle açıkça kurması anayasal bir zorunluluktur. Gerekçesiz veya eksik gerekçeli kararlar, hüküm ne kadar isabetli görünürse görünsün Yargıtay tarafından kesin bir bozma sebebi sayılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi beni haklı buldu, devam eden iş davam bundan etkilenir mi? expand_more
Evet, kesinlikle etkilenmelidir. Yargıtay içtihatlarına göre, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucunda verdiği ihlal ve yeniden yargılama kararlarının derdest (devam eden) dosyalara etkisi mahkemelerce titizlikle tartışılmalıdır. İstinaf veya yerel mahkemelerin, bu tür yeni ve kritik nitelikteki kararların davanın esasına olan etkisini hiçbir şekilde değerlendirmeden karar tesis etmesi açık bir bozma nedenidir.
İstinaf mahkemesi itirazlarımı hiç değerlendirmeden doğrudan karar verebilir mi? expand_more
Hayır, veremez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359. maddesi emredici bir kural olup, istinaf mahkemeleri ileri sürülen istinaf sebeplerini, toplanan delilleri ve ulaştıkları hukuki sonuçları kararda tek tek, şüpheye yer bırakmayacak biçimde göstermek zorundadır. Yargıtay, tarafların istinaf dilekçelerinde gerekçeli bir biçimde ileri sürdükleri hukuki itirazların mahkemece tartışılmamasını adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir.
Mahkemenin kararına nasıl itiraz edeceğim, kararda hiçbir açıklama yok? expand_more
Mahkemenin ulaştığı sonucun hangi vakıalara ve delillere dayandığını kararda açıkça göstermemesi, o kararın istinaf veya temyiz gibi kanun yollarında etkin bir şekilde denetlenmesini imkânsız hale getirir. Yargıtay prensiplerine göre, gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı itiraz hakkının etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi, üst mahkemenin de hakkıyla hukuki denetim yapması beklenemez. Bu eksiklik tek başına kararın bozulmasını gerektiren ağır bir usul hatasıdır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir