Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2021/2114 E. | 2021/5777 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2021/2114 E. 2021/5777 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2021/2114
Karar No 2021/5777
Karar Tarihi 09.03.2021
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İmzalı bordrolar sahteliği kanıtlanana kadar kesin delildir.
  • Husumetli işçi tanıklarının beyanlarına ihtiyatlı yaklaşılmalıdır.
  • Akraba tanıkların beyanları tek başına yeterli değildir.
  • Hafta tatili çalışması belge veya tanıkla ispatlanır.

Bu karar, iş hukuku uygulamasında işçilik alacaklarının ispatlanması süreçlerine ve özellikle şahit beyanlarının hukuki niteliğine yönelik son derece önemli bir yaklaşım sunmaktadır. Yargıtay, çalışma sürelerinin ispatında her şeyden önce objektif işyeri kayıtlarının temel alınması gerektiğini, bu kayıtların bulunmadığı durumlarda ise şahit beyanlarının devreye gireceğini vurgulamaktadır. Ancak kararın merkezinde, tarafsızlığı şüphe barındıran tanıkların beyanlarının hukuki geçerliliği yer almaktadır. İşverenle arasında devam eden bir davası bulunan husumetli işçilerin veya davacının birinci derece akrabalarının mahkemedeki söylemlerinin, tek başına kesin bir ispat aracı olamayacağı net bir şekilde ifade edilmektedir.

Kararın emsal etkisi, alt derece mahkemelerinin delil değerlendirme süreçlerinde çok daha titiz ve bütüncül bir yaklaşım sergilemelerini zorunlu kılmasıdır. Benzer nitelikteki iş davalarında, sadece akraba veya işverenle çatışma halinde olan kişilerin beyanlarına dayanılarak hüküm kurulması artık mümkün olmayacaktır. Bu durum, ispat yükünü taşıyan işçilerin iddialarını destekleyecek yan deliller sunmalarını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, işin doğasını ve işyerinin olağan akışını dikkate alarak daha adil bir yargılama süreci yürütmesi hedeflenmekte, böylece işçi ve işveren arasındaki ispat dengesinin korunması ve hukuki güvenliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir şirkette uzun yıllar boyunca idari işler ve personel müdürü olarak görev yapan bir çalışan ile işvereni arasındaki karşılıklı iddia ve tazminat taleplerinden doğmuştur. Olayların başlangıcında işveren, işçinin işten ayrılırken şirket bilgisayarındaki önemli yazılımları sildiğini ve şirketi bu yolla maddi zarara uğrattığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Buna karşılık olarak işçi, iş akdinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, çalışma süresi boyunca kendisine sistematik bir şekilde mobbing uygulandığını ve fazla çalışma ile hafta tatili gibi temel işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek karşı bir alacak davası yöneltmiştir. Yerel mahkeme, işverenin programların silindiğine dair zarar iddialarını kanıtlayamaması sebebiyle asıl davayı tümüyle reddederken, işçinin açtığı birleşen davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Uyuşmazlığın Yargıtay önüne gelen en temel tartışma noktası ise, personel müdürü olarak görev yapan işçinin pazar günlerine denk gelen hafta tatillerinde fiilen çalışıp çalışmadığının usulüne uygun delillerle ispat edilip edilemediğidir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku yargılamalarında, fazla çalışma veya hafta tatili günlerinde çalışıldığının ispat yükü kural olarak bu iddiayı ileri süren işçinin üzerindedir. 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri çerçevesinde, işçinin imzasını taşıyan ücret bordroları, sahteliği kesin olarak ispat edilinceye kadar yasal ve kesin delil niteliği taşır. Eğer bordroda hafta tatili ücreti tahakkuku bulunuyorsa ve işçi bu bordroyu herhangi bir ihtirazi kayıt koymadan imzalamışsa, artık o dönem için ek bir hafta tatili alacağı talep edilmesi hukuken mümkün değildir. Bordroların imzasız olması veya tahakkuk sütunlarının boş bırakılması hallerinde ise işçi, iddia ettiği hafta tatili çalışmalarını her türlü hukuka uygun delille ispatlama hakkına sahip olmaktadır.

Bu noktada ispat aracı olarak öncelikle işyerine giriş çıkış saatlerini gösteren puantaj kayıtları, turnike dökümleri, elektronik sistem kayıtları veya işyeri iç yazışmaları gibi objektif nitelikteki yazılı belgelere başvurulur. Bu tür yazılı belgelerin bulunmadığı durumlarda ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca tanık beyanları ile sonuca gidilmesi mümkündür. Ancak tanık beyanları değerlendirilirken, tanıkların işyerindeki çalışma düzenini bilebilecek konumda ve tarafsız olmaları şarttır. Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensipleri gereğince, işverenle husumeti bulunan, yani işveren aleyhine benzer iddialarla kendi alacak davasını açmış olan işçilerin tanıklıklarına kural olarak ihtiyatla yaklaşılması gerekmektedir. Aynı şekilde, davacı ile birinci derece yakın akrabalık ilişkisi bulunan kişilerin beyanları da tek başına hükme esas alınamaz. Husumetli veya akraba tanıkların anlatımlarının, mutlaka tarafsız işyeri kayıtları veya diğer destekleyici yan delillerle doğrulanması gerekmektedir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği, hiyerarşik pozisyonu ve hayatın olağan akışı da yargılama aşamasında hâkim tarafından titizlikle göz önünde bulundurulmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay denetimine konu olan bu somut olayda, davacı işçi davalı şirkete ait işyerinde idari işler ve personel müdürü statüsünde çalışırken pazar günleri olan hafta tatillerinde de mesai yaptığını iddia etmiş ve ilk derece mahkemesince bu iddia doğrultusunda hesaplanan alacaklar kabul edilerek hüküm altına alınmıştır. Ancak dosya kapsamındaki deliller incelendiğinde, davacı işçinin hafta tatilinde çalıştığına yönelik iddiasını ispatlamak amacıyla yalnızca iki tanık dinlettiği tespit edilmiştir.

Yapılan değerlendirmelerde, bu tanıklardan birinin doğrudan davacının öz oğlu olduğu, diğer tanığın ise aynı işveren aleyhine benzer mahiyette işçilik alacakları davası açan ve işverenle yasal husumeti bulunan bir işçi olduğu açıkça anlaşılmıştır. Yüksek Mahkeme, tarafsızlıkları şüphe barındıran hem birinci derece akraba hem de husumetli tanıkların mahkemedeki beyanlarına son derece ihtiyatlı yaklaşılması gerektiğini kararlı bir şekilde vurgulamıştır. Üstelik davalı işveren tarafından dinletilen diğer tanıkların, davacının hafta tatili olan pazar günlerinde kesinlikle çalışmadığını açık bir dille beyan etmeleri, davacı tanıklarının ifadeleri üzerindeki şüpheyi daha da derinleştirmiştir.

Bunun yanı sıra, davacının işyerinde idari işler ve personel müdürü gibi üst düzey bir yönetim pozisyonunda çalışıyor olması dikkate alındığında, pazar günleri fiilen işyerinde bulunmasını ve düzenli olarak çalışmasını gerektirecek olağanüstü bir ihtiyacın varlığı davacı tarafça hiçbir somut delille kanıtlanamamıştır. İşçinin pazar günleri çalıştığına dair inandırıcı, nesnel ve tarafsız bir belge bulunmamasına rağmen, mahkemece salt husumetli ve akraba tanık beyanları dayanak alınarak ayda üç hafta tatili çalışması yapıldığının kabul edilmesi, hukuki kurallarla ve delil değerlendirme prensipleriyle bağdaşmamaktadır. Usulünce ispatlanamayan hafta tatili ücreti talebinin bütünüyle reddedilmesi gerekirken, hatalı delil takdiri ile kabulüne karar verilmesi bozma sebebi yapılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, husumetli ve akraba tanık beyanlarına dayanılarak ispatlanamayan hafta tatili alacağının reddedilmesi gerektiği yönünde karar vererek kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: