Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2022/2629 E. | 2022/3809 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2022/2629 E. 2022/3809 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2022/2629
Karar No 2022/3809
Karar Tarihi 21.03.2022
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • Mahkeme baştan tanık sayısına sınırlama getiremez.
  • İspat hakkının kısıtlanması usule kesinlikle aykırıdır.
  • Açıklama ve ispat hakkı anayasal güvencededir.

Bu karar, yargılama sürecinde tarafların anayasal güvence altına alınan savunma ve hukuki dinlenilme haklarının ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, deliller toplanmadan ve tanıklar dinlenmeden önce peşin bir kararla tanık sayısına sınırlama getirmesinin hukuka kesinlikle aykırı olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay, tarafların ispat hakkını kısıtlayan bu tür usulü hataların, adil yargılanma hakkının doğrudan ihlali anlamına geldiğini net bir şekilde ifade etmiştir.

Uygulamada mahkemelerin usul ekonomisi ilkesinden hareketle zaman zaman tanık dinleme konusunda kısıtlamalara gittiği görülmektedir. Ancak bu karar, usul ekonomisinin hukuki dinlenilme hakkının önüne geçemeyeceğini emsal niteliğinde bir kurala bağlamaktadır. Kanun uyarınca ancak belirli şartlar altında bazı tanıkların dinlenmesinden vazgeçilebileceği, bunun dışında baştan yapılacak bir kısıtlamanın mutlak bozma sebebi olduğu içtihat edilmiştir. Bu yönüyle karar, hem mahkemelerin duruşma ve ön inceleme aşamalarındaki uygulamalarına yön vermekte hem de uyuşmazlığın taraflarının bildirdikleri tüm delillerin toplanmasını talep etme hakkını güçlendirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı otopark işletmesinde şirket yetkilileri tarafından kendisine yönelik psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, asılsız iftiralara uğradığını ve bu durumun hem fiziksel hem de ruhsal sağlığına ciddi boyutta zarar verdiğini belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle sonlandırmak zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Bu doğrultuda eski işverenine karşı dava açarak kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, manevi tazminat, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili, yıllık izin ve asgari geçim indirimi gibi ödenmeyen çeşitli işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Davalı şirket ise davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, çalışana herhangi bir psikolojik baskı uygulanmadığını, iş sözleşmesinin devamsızlık ve diğer haklı nedenlerle bizzat şirket tarafından feshedildiğini ve davacının hiçbir alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddedilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesinin davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermesi üzerine uyuşmazlık Yargıtay aşamasına taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay'ın önüne gelen bu uyuşmazlığın çözümünde temel alınan en önemli hukuki kural, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan hukuki dinlenilme hakkıdır. Bu hakkın temeli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 hükmüne dayanmaktadır. Anayasa'ya göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Bu anayasal güvence, usul hukukumuzda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile somutlaştırılmıştır. İlgili madde uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir ve bu hak; yargılamayla ilgili bilgi sahibi olmayı, açıklama ve ispat hakkını kullanmayı kapsamaktadır. Davanın taraflarının usul hukuku kurallarına aykırı olarak ispat hakkını kullanmalarının engellenmesi, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir.

Tanıkların dinlenmesi konusunda ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü önem taşımaktadır. Bu kurala göre, mahkeme gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bu maddenin uygulanabilmesi için öncelikle dinlenen tanıkların beyanlarının alınmış olması ve hakimin vicdani kanaatinin oluşması şarttır.

Mahkemenin, henüz delilleri toplamadan ve hiçbir tanığı dinlemeden, davanın en başında tarafların bildireceği tanık sayısına mutlak bir sınırlama getirmesi yasalara aykırıdır. Yargılamanın her iki tarafına da iddialarını kanıtlayabilmeleri için adil bir zemin sunulması zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olay incelendiğinde, davacı işçi maruz kaldığı iddia edilen psikolojik taciz (mobbing) ve ödenmeyen işçilik alacaklarını kanıtlamak amacıyla mahkemeye üç kişilik bir tanık listesi sunmuştur. Ancak yerel mahkeme, yargılamanın henüz 07.03.2018 tarihli celsesinde, tarafların tanık bildirmeleri hâlinde sadece ikişer tanıklarının dinlenmesi için davetiye çıkarılmasına karar vererek, en baştan dinlenecek tanık sayısına peşin bir sınırlama getirmiştir.

Yüksek Mahkemece yapılan incelemede, mahkemenin delilleri toplamadan ve tanıkları dinlemeye başlamadan önce böyle bir kısıtlama yapmasının usul kurallarına açıkça aykırı olduğu tespit edilmiştir. Mahkemenin, gösterilen tanıklardan bir kısmını dinledikten sonra uyuşmazlık hakkında yeterli bilgiye ulaştığına kanaat getirmesi durumunda diğer tanıkları dinlemekten vazgeçme yetkisi bulunsa da, bu yetkinin yargılamanın henüz başında ve peşin bir sınırlama şeklinde kullanılamayacağı vurgulanmıştır.

Olayda, davacının iddialarının temelini oluşturan psikolojik taciz ve işçilik alacaklarının ispatı açısından tanık beyanları hayati bir önem taşımaktadır. Mahkemenin davacı tarafından bildirilen tüm tanıkları dinlemeden ve sunulan delilleri eksiksiz bir şekilde toplamadan "ispatlanamadığı" gerekçesiyle davanın reddine hükmetmesi, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının özüne yönelik ağır bir ihlal olarak değerlendirilmiştir. Tarafların iddia ve savunmalarını ispat haklarının usule aykırı olarak kısıtlanması, yargılamanın geçerliliğini zedeleyen temel bir usul hatasıdır.

Eksik inceleme ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması ile verilen ilk derece mahkemesi kararı ve bu kararı yerinde bulan bölge adliye mahkemesi kararının isabetsiz olduğu sonucuna varılmıştır. Hukuka aykırı olan usul hatalarının giderilmesi ve tarafların gösterdiği tüm delillerin adil bir şekilde toplanıp değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, tarafların hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi ve eksik inceleme yapılması gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: