Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2016/29840 E. | 2020/2181 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2016/29840 E. 2020/2181 K.

Yargıtay 22. HD | 2016/29840 E. | 2020/2181 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/29840
Karar No 2020/2181
Karar Tarihi 11.02.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Farklı işverenlerdeki çalışmalar organik bağ ile ispatlanmalıdır.
  • Birlikte istihdam iddialarında salt tanık beyanı yetmez.
  • Şirketler arası asıl-alt işveren ilişkisi araştırılmalıdır.
  • Islaha karşı ileri sürülen zamanaşımı itirazı değerlendirilmelidir.

Bu karar, bir işçinin farklı şirketler üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirilmesi durumunda, işçilik alacaklarından hangi işverenin ne ölçüde sorumlu olacağının tespiti açısından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Yargıtay, davacının hizmet süresinin belirlenmesi aşamasında, SGK kayıtlarında görünen dava dışı işverenler ile asıl davalı konumundaki şirket arasında hukuki veya fiili bir organik bağ, asıl işveren-alt işveren ilişkisi, işyeri devri ya da birlikte istihdam durumu olup olmadığının detaylı biçimde araştırılmasını zorunlu kılmıştır. Sadece kısıtlı çalışma sürelerine şahitlik eden tanık beyanlarına dayanılarak, tüm hizmet süresinden tek bir şirketin sorumlu tutulması hukuka aykırı bulunmuştur. Ayrıca, yargılama aşamasında davalı tarafça ıslah dilekçesine karşı süresi içinde ileri sürülen zamanaşımı defi itirazının ilk derece mahkemesince değerlendirilmemiş olması da adil yargılanma hakkı ve usul kuralları çerçevesinde kesin bir bozma sebebi sayılmıştır.

Benzer nitelikteki iş hukuku uyuşmazlıklarında bu kararın güçlü bir emsal etkisi bulunmaktadır. Mahkemeler, hizmet tespiti ve alacak hesaplaması yaparken sırf işçinin iddiası ve tanık anlatımlarıyla yetinmemeli, ilgili şirketlerin Ticaret Sicil, Vergi ve SGK kayıtlarını detaylı bir biçimde celp ederek incelemelidir. Özellikle grup şirketleri veya ihale makamları aracılığıyla işçi çalıştıran yapıların söz konusu olduğu durumlarda, aradaki illiyet bağının somut belgelere dayandırılması gerektiği bu kararla netleşmiştir. Öte yandan, tarafların usuli kazanılmış haklarının korunması adına, zamanaşımı gibi temel itirazların yargılamanın her aşamasında titizlikle ele alınması gerektiği yönünde de uygulama için aydınlatıcı bir içtihat ortaya konmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir işçi, yaklaşık altı yıl boyunca bir şirketin görevlendirmesiyle farklı işyerlerinde ve farklı şehirlerde çalıştırıldığını, sigortasının yapılmadığını, işyerinde kendisine sistemli biçimde mobbing uygulandığını ve en nihayetinde haksız ve bildirimsiz olarak işten çıkarıldığını ileri sürerek eski işverenine karşı dava açmıştır. İşçi bu davada; kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta ve genel tatil ücreti gibi çeşitli işçilik alacaklarının yanı sıra uygulanan haksız fesih ile mobbing eylemleri nedeniyle manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Davalı şirket yetkilileri ise işçinin iddialarını reddederek ortada ödenmesi gereken bir alacak bulunmadığını ve davanın bütünüyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda işçiyi kısmen haklı bularak birtakım tazminat ve alacakların ödenmesine karar vermiş, ancak işveren bu kararın eksik incelemeye dayandığını belirterek dosyayı temyize taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku uygulamasında, işçinin çalışma süresi ve muhatap olduğu işverenin net bir şekilde tespiti, alacakların doğru hesaplanabilmesi için en temel aşamadır. 4857 sayılı İş Kanunu m.2 çerçevesinde düzenlenen asıl işveren-alt işveren ilişkisi, işçilerin haklarının güvence altına alınması ve asıl işverenin de alt işverenin işçilerinden müteselsilen sorumlu olması bakımından kritik bir öneme sahiptir. Aynı şekilde, işçinin görünüşte farklı şirketler nezdinde çalışmış gibi SGK'ya bildirildiği hallerde, şirketler arasında hukuki bir bağ, organik bir yapı veya birlikte istihdam durumu bulunup bulunmadığının tespiti şarttır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, şirketler arasında ticari, hukuki veya fiili bir organik bağın varlığı ispatlandığı takdirde, işçi bu grup şirketlerinin bir bütün olarak çalışanı kabul edilir ve tüm işverenler doğan alacaklardan birlikte sorumlu tutulur. Ancak bu ilişkinin tespiti varsayımlara veya sadece tanık sözlerine dayandırılamaz; resmi kurum kayıtları ve ihale sözleşmeleri gibi kesin delillerle desteklenmesi esastır.

Diğer yandan, yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan usuli haklar çerçevesinde, ileri sürülen defilerin mahkemece mutlaka gerekçeli bir şekilde karara bağlanması zorunludur. İşçinin dava dilekçesindeki miktar ve taleplerini sonradan artırmak amacıyla sunduğu ıslah dilekçesine karşı, davalı tarafın yasal süresi içinde ileri sürdüğü zamanaşımı itirazı, karşı taraf için hukuki bir savunma hakkıdır. Mahkemeler, süresinde yapılmış olan zamanaşımı definin bulunması halinde, talep edilen alacak kalemlerini bu savunmayı gözeterek yeniden hesaplamak, süresi geçen alacak kısımlarını ise reddetmekle yükümlüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay tarafından yapılan detaylı incelemede, davacı işçinin hizmet süresi ve hizmeti kime verdiği konusunda ciddi çelişkiler olduğu tespit edilmiştir. İşçi, dava dilekçesinde 05/02/2008 ile 28/02/2013 tarihleri arasında kesintisiz biçimde çalıştığını belirtmişken, sonrasında sunduğu delil listesinde fesih tarihini maddi hata iddiasıyla 28/02/2014 olarak düzeltmiştir. Ancak dosyaya getirilen Sosyal Güvenlik Kurumu hizmet dökümleri ve işe giriş bildirgeleri incelendiğinde, davacının belirtilen süreler zarfında sadece davalı şirket bünyesinde değil, aynı zamanda dava dışı başka iki farklı anonim şirket nezdinde de sigortalı çalışmalarının bildirildiği ortaya çıkmıştır.

İlk derece mahkemesi, işçi adına çalışma bildiren bu dava dışı şirketler ile davanın yöneltildiği asıl şirket arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi, işyeri devri, birlikte istihdam veya hukuki ve fiili organik bağ bulunup bulunmadığına dair herhangi bir araştırma yapmamıştır. İlgili kurumlar, vergi daireleri veya ihale makamlarından bilgi istenmemiş; yalnızca davacıyla birlikte geçen çalışma süresi son derece sınırlı olan tanıkların beyanlarına itibar edilerek tüm hizmet süresinden davalı şirketin tek başına sorumlu tutulması hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay, bu konudaki çelişkinin giderilmesi için davacıya bizzat açıklama yaptırılmasını, ilgili işverenlerin ticaret sicil bilgileri ve ortaklık yapılarının incelenmesini talep etmiştir.

Bunun da ötesinde, davanın ilerleyen aşamalarında davalı şirket vekilinin, davacının yaptığı ıslah işlemine karşı yasal süresi içerisinde usulüne uygun şekilde zamanaşımı itirazında bulunduğu anlaşılmıştır. Buna rağmen ilk derece mahkemesinin, dosyayı esastan karara bağlayıp alacakları hüküm altına alırken işverenin bu çok temel zamanaşımı defini hiçbir şekilde incelemediği, hesaplamalara yansıtmadığı ve bu konuda bir gerekçe oluşturmadığı görülmüştür. Bu durum ayrı bir bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, eksik araştırma ve değerlendirme ile hüküm tesis edilmesini hatalı bularak ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: