Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/29846 E. | 2020/14703 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/29846 E. 2020/14703 K.

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/29846
Karar No 2020/14703
Karar Tarihi 04.11.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Manevi tazminat için haksız fiil ispatlanmalıdır.
  • Hakaret ve mobbing iddiaları somut delil gerektirir.
  • Ücretin düşük bildirilmesi haklı fesih nedenidir.
  • Tanık beyanları şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta olmalıdır.

Bu karar, işçi ve işveren uyuşmazlıklarında sıkça karşılaşılan ücretin eksik bildirilmesi ve işyerinde mobbing (psikolojik taciz) ile hakaret iddialarının hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koyması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, işçinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirilen prime esas kazancının gerçek ücretinin altında gösterilmesini işçi açısından tartışmasız ve doğrudan bir haklı fesih sebebi olarak kabul etmiştir. Bu durum, işçinin kıdem tazminatına hak kazanması için yeterli görülerek, işverenin yasal yükümlülüklerini ihlal etmesinin ağır mali yaptırımları olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Öte yandan, karar manevi tazminat taleplerinin son derece katı ispat kurallarına tabi olduğunu pratik bir şekilde göstermektedir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle mobbing ve hakaret iddialarının yüzeysel ve soyut tanık beyanlarıyla ispatlanamayacağı yönündeki katı duruşunda kendini göstermektedir. Uygulamada işçiler sıklıkla işyerinde psikolojik tacize uğradıklarını iddia ederek yüksek miktarlı manevi tazminat talep etmektedir. Ancak Yargıtay, kişilik haklarına saldırı teşkil eden eylemlerin açık, net ve şüpheye mahal bırakmayacak şekilde görgüye dayalı tanık ifadeleriyle veya diğer maddi somut delillerle desteklenmesini şart koşmaktadır. Sadece genel bir duyum, kulaktan dolma bilgiler veya içeriği tam olarak belirsiz hakaret iddiaları, manevi tazminatın hüküm altına alınması için asla yeterli görülmemektedir. Bu yönüyle karar, hem ilk derece iş mahkemelerine manevi tazminat değerlendirmelerinde daha titiz ve detaylı bir delil incelemesi yapmaları gerektiği mesajını vermekte hem de uyuşmazlığın taraflarına iddia ve savunmalarını her aşamada somutlaştırma yükümlülüklerini güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir işçinin çalıştığı şirkete ve işverene karşı açtığı alacak ve tazminat davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, çalıştığı süre boyunca gerçek maaşının Sosyal Güvenlik Kurumu'na düşük bildirildiğini fark etmiş ve bu durumun düzeltilmesini ihtarname ile talep etmiştir. Ancak işveren bu talebi yerine getirmemiş, işçinin iddiasına göre ihtarnameden sonra işyerindeki baskı ve mobbing daha da artmıştır.

Olayın tepe noktasında işçi, şirket yetkililerinden birinin kendisini odasına çağırarak diğer çalışma arkadaşlarının yanında "sen terörist gibi bakıyorsun, burayı havaya uçuracakmışsın" diyerek ağır hakarette bulunduğunu ileri sürmüştür. Yaşanan bu olaylar üzerine işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve maruz kaldığı hakaret nedeniyle manevi tazminat talep ederek mahkemeye başvurmuştur. İşveren ise iddiaları reddederek işçinin haksız yere devamsızlık yaptığını savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin ve Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı hukuki temeller, işçinin haklı fesih hakkı ve manevi tazminatın yasal şartları etrafında şekillenmektedir. İş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle derhal feshi, 4857 sayılı İş Kanunu m.24 hükmünde detaylıca düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller başlığını taşıyan ikinci fıkrası, işverenin işçiye hakaret etmesi, onur kırıcı ağır davranışlarda bulunması veya işçinin hak ettiği ücretinin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesaplanmaması hallerinde işçiye sözleşmeyi derhal ve tazminatsız (kendi kıdem tazminatını alarak) feshetme hakkı tanır. SGK primlerinin eksik yatırılması, yerleşik ve değişmez Yargıtay içtihatlarına göre bu madde kapsamında işçi lehine kesin bir haklı fesih sebebi olarak kabul edilmektedir.

Manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanağı ise genel hükümler olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 ve kişiye sıkı sıkıya bağlı kişilik haklarının korunmasını düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.24 hükümleridir. Manevi zarar, bir kişinin şahsi kişilik haklarına hukuka aykırı bir şekilde saldırılması sonucunda kişinin iç dünyasında, ruhsal bütünlüğünde meydana gelen irade dışı eksilme, derin acı ve elem olarak tanımlanmaktadır. Doktrin kuralları ve Yargıtay uygulamalarına göre, manevi tazminata hükmedilebilmesi için üç temel ve birleşik şartın aynı anda gerçekleşmesi zaruridir: Ortada mutlaka hukuka aykırı bir fiil bulunmalı, bu fiil neticesinde kişinin şeref, haysiyet veya sosyal saygınlığı gibi kişilik hakları zedelenmiş olmalı ve eylemi bizzat gerçekleştiren kişi hukuken kusurlu olmalıdır. İş hukukunda manevi tazminat, rutin sözleşme ihlallerinde değil, kişilik haklarını zedeleyen onur kırıcı vakalarda doğar.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki delilleri ve yerel mahkemenin verdiği kararı detaylıca incelediğinde uyuşmazlığı iki ayrı temel konu üzerinden değerlendirmiştir: İş akdinin feshinin haklılığı ve manevi tazminat talebinin ispatı. Öncelikle fesih konusu ele alınmış ve işçinin Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin gerçek ve alınan ücret üzerinden yatırılmayıp daha düşük gösterilmesi hususu dosya kapsamıyla sabit görülmüştür. Yüksek Mahkeme, sadece bu durumun dahi işçi açısından iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme imkanı doğurduğunu altını çizerek belirtmiş ve yerel mahkemenin davacı lehine kıdem tazminatına hükmetmesini tamamen hukuka uygun bularak bu yöndeki işveren itirazlarını reddetmiştir. Fesih gerekçeleri arasında her ne kadar mobbing ve ağır hakaret iddiaları bulunsa da, salt SGK bildirimlerinin eksikliği kıdem tazminatını almaya hak kazanmak için tek başına yeterli bir yasal sebep olmuştur.

Kararın bozulmasına doğrudan yol açan en kritik tespit ise davacının manevi tazminat talebiyle ilgilidir. Davacı işçi, şirket üst düzey yetkilisinin "sen terörist gibi bakıyorsun, burayı havaya uçuracakmışsın" sözleriyle kendisine diğer çalışma arkadaşlarının ve formenin önünde açıkça hakaret ettiğini iddia etmiş ve yerel mahkeme bu soyut beyanı kişilik haklarına doğrudan saldırı kabul ederek yüksek miktarda manevi tazminata karar vermiştir. Ancak Yargıtay, dosyada dinlenen tanık beyanlarının bu ağır ve onur kırıcı iddiayı kesin surette kanıtlamak için son derece yetersiz kaldığını tespit etmiştir. Duruşmada yeminli dinlenen tanık Mesut Cesurtürk, genel hatlarıyla davacıya yönelik bir hakaret edildiğini duyduğunu söylemiş fakat somut iddia olan "terörist gibi bakıyorsun" şeklindeki hakaretin veya diğer onur kırıcı sözlerin kim tarafından, ne şekilde ve kimlerin önünde söylendiğini hiçbir şekilde açıkça beyan etmemiştir. Diğer bir deyişle, tüm çalışma arkadaşlarının önünde sistematik bir mobbing uygulandığı ve iddia edilen ağır hakaret içerikli kelimelerin kullanıldığı usulüne uygun, görgüye dayalı ve net tanık beyanlarıyla yasal olarak ispatlanamamıştır.

İspat yükünü tamamen üzerinde taşıyan davacı taraf, genel iddialarını somut ve şüpheye yer bırakmayacak güçlü tanık ifadeleriyle destekleyemediği için kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırı yapıldığı hususu yargılama neticesinde tam olarak aydınlatılamamıştır. Manevi tazminatın katı yasal koşullarının bu olayda oluşmadığı sonucuna varan Yüksek Mahkeme, bu haksız talebin reddedilmesi gerekirken yerel mahkemece kabul edilmesini yasalara açıkça aykırı bulmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, manevi tazminat koşullarının somut olayda ispatlanamamış olması sebebiyle yerel mahkeme kararını davalı işveren yararına bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: