Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Ali Aşıcı Kararı 2021/20839 B.

Anayasa Mahkemesi Ali Aşıcı Kararı 2021/20839 B.

Bu karar, boşanma ve ayrılık süreçlerinde ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına yönelik mahkeme kararlarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiği, devletin bu kararların icrasını fiilen sağlama konusunda çok net bir pozitif yükümlülük altında olduğu anlamına gelmektedir. Somut uyuşmazlıkta, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan bir babanın, aile mahkemesinin açıkça istisna tanımasına ve kişisel ilişki günleri belirlemesine rağmen çocuğuyla görüştürülmemesi ve bu haksız duruma yargı mercilerince herhangi bir yaptırım uygulanmaması, aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir. Karar, kadına karşı şiddetin önlenmesi kapsamındaki koruma tedbirlerinin, çocuğun velayeti kendisinde olmayan ebeveyniyle görüşme hakkını tamamen ortadan kaldıran mutlak bir engel olarak yorumlanamayacağını ortaya koymaktadır.
search

Anayasa Mahkemesi
Ali Aşıcı Kararı 2021/20839 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/20839
Karar Tarihi 19.11.2024
Taraf Ali Aşıcı
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Devletin aile bağlarını koruma pozitif yükümlülüğü vardır.
Kişisel ilişki kararları ivedilikle ve etkin uygulanmalıdır.
Çocuğun üstün yararı her türlü değerlendirmenin merkezindedir.
Uzaklaştırma kararları kişisel ilişkiyi tamamen ortadan kaldırmaz.

Bu karar, boşanma ve ayrılık süreçlerinde ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına yönelik mahkeme kararlarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiği, devletin bu kararların icrasını fiilen sağlama konusunda çok net bir pozitif yükümlülük altında olduğu anlamına gelmektedir. Somut uyuşmazlıkta, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan bir babanın, aile mahkemesinin açıkça istisna tanımasına ve kişisel ilişki günleri belirlemesine rağmen çocuğuyla görüştürülmemesi ve bu haksız duruma yargı mercilerince herhangi bir yaptırım uygulanmaması, aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir. Karar, kadına karşı şiddetin önlenmesi kapsamındaki koruma tedbirlerinin, çocuğun velayeti kendisinde olmayan ebeveyniyle görüşme hakkını tamamen ortadan kaldıran mutlak bir engel olarak yorumlanamayacağını ortaya koymaktadır.

Benzer davalar ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, icra ceza mahkemeleri ile aile mahkemeleri için son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Karar, kişisel ilişkinin engellenmesi şikâyetlerini inceleyen ceza mahkemelerinin, salt şeklî bir yaklaşımla uzaklaştırma kararının varlığını tek başına bir beraat gerekçesi yapamayacağını vurgulamaktadır. Yargı mercileri, kişisel ilişkinin engellenip engellenmediğini araştırırken odak noktasına çocuğun üstün yararını almak ve ebeveynlik bağının kopmasını önleyecek caydırıcı tedbirleri etkin bir biçimde uygulamak zorundadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan, velayet hakkının veya uzaklaştırma kararlarının kötüye kullanılarak çocuk tesliminden kaçınılması vakalarında, devletin ve yargı mekanizmalarının seyirci kalamayacağı son derece net bir dille ifade edilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Ali Aşıcı ile eski eşi arasında görülen boşanma davası sürecinde, mahkeme başvurucunun müşterek çocuğuyla belirli günlerde görüşmesine karar vermiştir. Ancak başvurucunun eski eşi, daha önceden alınmış olan uzaklaştırma kararını gerekçe göstererek çocuğun babasıyla görüşmesini fiilen engellemiştir. Başvurucu, mahkeme kararına rağmen çocuğunu görebilmek için icra müdürlüğüne başvurmuş, ancak eski eşi görüşme günlerinde kasıtlı olarak evde bulunmayarak çocuğun tesliminden kaçınmıştır.

Bunun üzerine başvurucu, mahkeme kararına uymayan eski eşinin cezalandırılması talebiyle icra ceza mahkemesine şikâyette bulunmuştur. İcra ceza mahkemesi ise başvurucu hakkında uzaklaştırma kararı bulunmasını ve çocuğu kaçırma kastı olmamasını gerekçe göstererek eski eşe ceza vermemiş, beraat kararı kurmuştur. Tüm bu yasal yollara rağmen aylarca çocuğunu göremeyen başvurucu, mahkeme kararlarının icra edilmemesi ve çocuğundan koparılması nedeniyle devletin gerekli önlemleri almadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradığı manevi zararların tazminini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 (özel hayatın ve aile hayatının korunması) ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 41 (ailenin korunması ve çocuk hakları) hükümlerine dayanmıştır. Anayasa'nın bu maddeleri, devletin aile hayatına saygıyı sağlama yönünde hem negatif müdahale yasağına hem de pozitif yükümlülüklere sahip olduğunu düzenlemektedir.

Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri aile hayatının vazgeçilmez bir unsuru olup, boşanma veya ayrılık gibi durumlar aile bağını ortadan kaldırmaz. Bu kapsamda, kendisine velayet hakkı tanınmayan anne veya baba ile çocuk arasında mahkemece kişisel ilişki tesis edildiğinde, devletin bu ilişkinin uygulanabilir ve etkili olmasını sağlama zorunluluğu bulunmaktadır. Devlet, bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturmak ve fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirleri, gerekirse zorlayıcı icra veya ceza mekanizmaları ile almakla yükümlüdür.

Uyuşmazlığın temel hukuki çerçevesini ayrıca 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun oluşturmaktadır. Bu kanun kapsamında verilen koruma ve uzaklaştırma tedbirleri şiddetin önlenmesi adına hayati önem taşımakla birlikte, mahkemelerce kişisel ilişki tesisine dair açık istisnalar öngörüldüğünde, söz konusu tedbirler kişisel ilişkinin mutlak şekilde engellenmesi için bir bahane olarak kullanılamaz.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, velayet ve kişisel ilişki uyuşmazlıklarında her zaman çocuğun üstün yararı gözetilmelidir. Kamusal makamlar, çocuğun ebeveyniyle bütünleşmesini sağlayacak adımları atmak ve çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilecek kopuklukları en aza indirecek caydırıcı tedbirleri ivedilikle hayata geçirmekle görevlidir. Kişisel ilişkinin haksız yere engellendiği durumlarda ceza mahkemelerinin ve icra mercilerinin etkili bir koruma sağlayamaması, doğrudan doğruya devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun çocuğuyla kişisel ilişki kurma yönünde haklı ve meşru bir yasal beklentisi olduğunu tespit etmiştir. Aile mahkemesi tarafından verilen tedbir kararlarında başvurucunun eşine ve çocuğuna yaklaşmaması emredilmiş olsa da, aynı kararların metninde çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller açıkça saklı tutulmuş ve istisna olarak belirtilmiştir. Buna rağmen, şikâyeti inceleyen icra ceza mahkemesi tarafından bu istisnai durum hiç gözetilmeden, sadece uzaklaştırma kararının varlığına dayanılarak anne hakkında beraat kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Başvurucu, çocuğunu görebilmek için sabırla yasal yollara başvurmuş, icra takibi başlatmış ancak eski eşi görüşme günlerinde adreste bulunmayarak mahkeme kararının infazını fiilen imkânsız hâle getirmiştir. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının icra tutanakları vasıtasıyla bu durumu açıkça bilmesine rağmen, kişisel ilişki tesisinin sağlanması için uygun ve caydırıcı ceza tedbirlerini almadığını belirlemiştir. İcra ceza mahkemesinin, başvurucunun çocuğuyla görüşmesini yasaklayan kesin bir karar bulunmamasına rağmen, var olan kişisel ilişki kararlarına üstünlük tanımadan yüzeysel bir yaklaşımla hüküm kurduğu tespit edilmiştir.

Devletin, boşanma sürecindeki ebeveynler arasında husumet olsa dahi, çocuğun üstün yararını koruyarak ebeveynlik bağının kopmasını engelleyecek altyapıyı ve hukuki caydırıcılığı sağlama zorunluluğu vardır. Somut olayda ise, başvurucunun eski eşinin kötü niyetli eylemleri karşısında fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirler alınmamış, şikâyet mekanizmaları işletildiğinde dahi yargı mercileri tarafından ebeveyne etkili bir hukuki koruma sağlanamamıştır. Bu eksiklik, başvurucunun uzun süre çocuğundan ayrı kalmasına yol açmış ve aile hayatına saygı hakkının gerektirdiği pozitif yükümlülüklerin kamu makamlarınca açıkça yerine getirilmediğini kanıtlamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebiyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve başvurucunun manevi tazminat talebini kabul etmiştir.

Hakkımda uzaklaştırma kararı var, çocuğumu hiç mi göremeyeceğim? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, uzaklaştırma kararları çocuğunuzla görüşmenizi ve velayeti sizde olmayan çocuğunuzla kişisel ilişki kurma hakkınızı tamamen ortadan kaldıran mutlak bir engel değildir. Aile mahkemesi kararında kişisel ilişki için açık bir istisna tanınmış ve görüşme günleri belirlenmişse, karşı taraf koruma kararını çocuğunuzla görüşmenizi engellemek için mutlak bir bahane olarak kullanamaz. Devletin, aranızda kurulan bu ilişkinin fiilen uygulanabilir ve etkili olmasını sağlama zorunluluğu vardır.
Eski eşim görüş günlerinde çocuğu evden kaçırıyor, ne olacak? expand_more
Tüm yasal süreçlerde çocuğun üstün yararı gözetilmeli ve devlet ebeveynlik bağının kopmasını önleyecek caydırıcı tedbirleri ivedilikle hayata geçirmelidir. Mahkeme kararına ve başlatılan icra takibine rağmen eski eşinizin kasıtlı olarak çocuğu teslimden kaçınması durumunda, devletin ve yargı mekanizmalarının bu duruma seyirci kalamayacağı Anayasa Mahkemesi tarafından net bir dille ifade edilmiştir. Yargı mercileri, kişisel ilişkinin sağlanması için ebeveyne etkili bir hukuki koruma ve altyapı sağlamak zorundadır.
Çocuğumu göstermeyen eski eşimi şikayet ettim ama ceza almadı. Neden? expand_more
İcra ceza mahkemelerinin, şikayetleri incelerken sadece uzaklaştırma kararının varlığını tek başına beraat gerekçesi yapması ve yüzeysel yaklaşması Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunmuştur. Yargı mercileri, kişisel ilişkinin haksız yere engellendiği durumlarda, etkili ve caydırıcı ceza tedbirlerini uygulamakla yükümlüdür. Devlet yargı organları eliyle bu pozitif yükümlülüğünü yerine getirmezse, Anayasa'nın 20. maddesinde korunan aile hayatına saygı hakkı ihlal edilmiş olur ve mağdur ebeveyn bireysel başvuru yoluyla manevi tazminat kazanabilir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir