Anasayfa Makale İşverenin İSG ve Gözetme Borcu Kapsamı

Makale

İş hukukunda işverenin en temel yükümlülüklerinden biri olan gözetme borcu, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde şekillenmektedir. Bu makale, işverenin çalışanları koruma yükümlülüğünün anayasal temellerini, yasal sınırlarını ve uygulamadaki sonuçlarını incelemektedir.

İşverenin İSG ve Gözetme Borcu Kapsamı

İş sözleşmesi, taraflar arasında yalnızca ekonomik bir mübadele ilişkisi kurmakla kalmayıp, aynı zamanda karşılıklı güvene dayalı, kişisel ve sürekli bir hukuki bağ oluşturmaktadır. Bu güven ilişkisinin doğal bir sonucu olarak, işçinin sadakat borcuna karşılık işverenin de işçiyi koruma ve gözetme borcu bulunmaktadır. İş hukuku öğretisinde ve uygulamasında son derece geniş bir yer tutan bu yükümlülük, işçinin iş görme edimini ifa ettiği süre boyunca maddi varlığının güvence altına alınmasını zorunlu kılmaktadır. Gözetme borcunun en somut ve hayati yansımalarından biri ise çalışma ortamında iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin eksiksiz biçimde alınmasıdır. Sanayileşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte daha da karmaşıklaşan üretim süreçleri, işyerlerindeki fiziksel ve kimyasal tehlike kaynaklarını artırmıştır. Bu durum, koruma yükümlülüğünün yalnızca kazalar gerçekleştikten sonra devreye giren basit bir tazmin mekanizması olmaktan çıkarılarak, önleyici ve proaktif bir yaklaşımla ele alınmasını mecburi kılmıştır. Bu bağlamda işverenin üstlendiği yükümlülükler, hem özel hukuk boyutunda Türk Borçlar Kanunu hükümleriyle hem de kamu hukuku boyutunda 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun emredici kurallarıyla sistematik ve bağlayıcı bir çerçeveye oturtulmuştur.

Gözetme Borcunun Anayasal ve Uluslararası Dayanakları

İşverenin gözetme borcu ve iş sağlığı ve güvenliği yükümlülükleri, gücünü doğrudan temel insan haklarından ve anayasal ilkelerden almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın sosyal hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2. maddesi, devletin sosyal adaleti sağlama ve çalışma barışını tesis etme ödevinin zeminini oluşturur. Bunun ötesinde, Anayasa'nın 17. maddesi herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu kesin bir biçimde hüküm altına almıştır. Bu düzenleme, işçinin yaşam hakkının ve bedensel bütünlüğünün çalışma ortamındaki olası tehlikelere karşı korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir. Ayrıca Anayasa'nın 49. maddesinde yer alan çalışanların hayat seviyesini yükseltme ve çalışma şartlarını geliştirme ödevi ile 56. maddesindeki herkes için sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, işverenin güvenli bir işyeri ortamı sağlama borcunun anayasal dayanaklarını eksiksiz biçimde tamamlamaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, kamusal makamların kişilerin fiziksel bütünlüğünü korumaya dönük üstlendiği pozitif yükümlülükler, çalışma ilişkilerinde işverenin gözetme borcunun sınırlarını da çizen temel bir standart işlevi görmektedir.

Uluslararası alanda ise Uluslararası Çalışma Örgütü normları, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının şekillenmesinde oldukça öncü bir rol oynamaktadır. Özellikle Türkiye'nin de onaylayarak iç hukukuna dâhil ettiği 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme, çalışanların güvenliklerinin korunmasını tüm ekonomik faaliyet kollarında asgari bir standart olarak belirlemiştir. Sözleşme, işverenlere işyerlerinde sağlığa zararlı mesleki risklerin değerlendirilmesi ve önlenmesi yükümlülüğünü getirirken, devletlere de bu alanda etkin bir ulusal politika oluşturma ödevi yüklemektedir. Benzer şekilde, 161 sayılı İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin Sözleşme, iş sağlığı kavramını önleyici nitelikteki uzman hizmetler üzerinden tanımlayarak, koruma yükümlülüğünün daha kurumsal bir yapıya kavuşturulmasını sağlamıştır. Bu uluslararası sözleşmeler ve Avrupa Birliği normları, iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelerin, özellikle de 6331 sayılı Kanun'un hazırlanma aşamasında temel referans kaynağı olarak işlev görmüş ve modern iş sağlığı ve güvenliği rejiminin rotasını uluslararası evrensel standartlara uygun biçimde çizmiştir.

Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Koruma Yükümlülüğü

Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi, işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunun temel yasal dayanağını teşkil etmektedir. Maddenin ilk fıkrası, işverenin hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğine saygı gösterme ve onu her türlü tehlikeye karşı koruma yükümlülüğünü düzenlerken, ikinci fıkrası doğrudan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine odaklanmaktadır. İlgili fıkra uyarınca işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin tam anlamıyla sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlü kılınmıştır. Kanun koyucunun "her türlü önlemi almak" şeklindeki mutlak ifadeyi kullanması, işverenin sorumluluğunun sadece mevzuatta açıkça altı çizilen tedbirlerle sınırlı olmadığını, bilim ve teknolojinin ulaştığı güncel seviyenin gerektirdiği tüm güvenlik önlemlerini de kapsadığını göstermektedir. Bu son derece geniş kapsamlı ifade, işverenin işletmesel, ekonomik veya teknik zorlukları mazeret olarak ileri sürerek güvenlik önlemi alma yükümlülüğünden kaçınmasını engellemeyi hedeflemekte ve çok güçlü bir koruma kalkanı oluşturmaktadır.

İş hukuku öğretisinde işverenin gözetme borcunun hukuki niteliği, iş sözleşmesinden doğan temel bir yan edim yükümlülüğü olarak kabul edilmektedir. Türk Borçlar Kanunu sistematiğinde, genel kural olarak kusura dayalı sorumluluk ilkesi benimsenmiştir. Bu katı kural doğrultusunda, işverenin iş kazalarından veya mevzuatta belirtilen diğer iş sağlığı ve güvenliği kurallarına aykırılıklardan doğan tazminat sorumluluğu da, aksi yönde kanuni bir istisna bulunmadıkça, sözleşmeye aykırılıktan doğan kusur sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilmektedir. Nitekim, Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin son fıkrasında, işverenin kanuna veya sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle ortaya çıkan cismani zararların, doğrudan sözleşmeye aykırılık hükümlerine tabi olduğu açıkça ifade edilerek bu teorik tartışma kanun koyucu tarafından netleştirilmiştir. Yargıtay içtihatları da uzun yıllardır sorumluluğu kusur ilkesi temelinde ele almakta, işverenin ancak alması gereken yasal önlemleri savsaklaması veya gerekli özeni göstermemesi halinde hukuken sorumlu tutulabileceğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.

Sorumluluğun Kapsamı ve Objektif Özen Standardı

İşverenin sorumluluğunun kusur esasına dayanması, işverenin olay anındaki sübjektif durumunun, eğitim seviyesinin veya kişisel yetersizliklerinin dikkate alınacağı anlamına kesinlikle gelmemektedir. Aksine, çağdaş iş hukukunda işverenin kusuru belirlenirken katı bir objektif özen yükümlülüğü ölçütü esas alınmaktadır. Bu hukuki ölçüte göre, aynı sektörde faaliyet gösteren, benzer koşullar altında hareket eden makul, dikkatli ve tam anlamıyla basiretli bir model işveren figürünün nasıl davranması gerektiği tespit edilir. Eğer somut uyuşmazlıktaki işveren, bu örnek ve model işverenin alması beklenen standart önlemleri işyerinde almamışsa, kişisel bilgi düzeyi, sektörel deneyimi veya mali imkanları ne derece kısıtlı olursa olsun kusurlu kabul edilir. Dolayısıyla, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına riayet edilmemesi ve eksikliklerin giderilmemesi, başlı başına işverenin kusurunun varlığına işaret eden son derece güçlü bir karine oluşturmakta ve ispat sürecini şekillendirmektedir.

6331 Sayılı Kanun Çerçevesinde İş Sağlığı ve Güvenliği

İş sağlığı ve güvenliği alanında özel, güncel ve son derece ayrıntılı düzenlemeler getiren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin yükümlülüklerini kamu hukuku boyutuyla da harmanlayarak ele almaktadır. Eski dönemlerdeki parçalı ve eksik yapıyı gideren bu Kanun, kamu ve özel sektör ayrımını tamamen ortadan kaldırarak, çalışma hayatındaki istisnalar dışındaki tüm çalışanları kapsayan son derece geniş bir uygulama alanına kavuşmuştur. Kanun'un en belirgin ve devrimci özelliği, kaza oluştuktan sonra devreye giren reaktif bir tazminat sistemi yerine, tehlikeleri henüz ortaya çıkmadan kaynağında tespit etmeyi ve tamamen bertaraf etmeyi amaçlayan proaktif bir koruma modelini benimsemesidir. 6331 sayılı Kanun'un 4. maddesi, işverene çalışma ortamındaki mesleki risklerin önlenmesi, uygun iş organizasyonunun yapılması ve gerekli her türlü teknik araç gerecin sağlanması yönünde çok geniş bir genel yükümlülük yüklemiştir.

Proaktif yaklaşımın merkezinde yer alan bir diğer önemli ilke, işverenin değişen şartlara hızla uyum sağlama ve işyerindeki mevcut güvenlik durumunu sürekli olarak iyileştirme borcudur. Teknolojik alandaki yenilikler, çalışma ortamındaki fiziksel veya kimyasal değişiklikler ya da tesise yeni üretim yöntemlerinin dâhil edilmesi, daha önce alınmış olan standart önlemlerin zamanla yetersiz kalmasına yol açabilmektedir. Tam bu noktada işverenin mevzuattan doğan uyarlama yükümlülüğü devreye girer. İşveren, bir kez güvenlik önlemi alıp üretim sürecini kendi haline bırakamaz; çalışma koşullarını kesintisiz biçimde gözden geçirmeli, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin sunduğu yeni ve daha güvenli koruma yöntemlerini işletmesine derhal entegre etmelidir. Yargıtay'ın yerleşik ve istikrarlı içtihatlarında da net bir şekilde vurgulandığı üzere, kanunda açıkça sayılmasa dahi, aklın ve bilimin gerektirdiği her türlü yenilikçi tedbirin çalışma ortamına kazandırılması temel bir hukuki zorunluluktur.

İşverenin Genel ve Özel Yükümlülüklerinin Sınıflandırılması

İşverenin iş sağlığı ve güvenliğini tam ve eksiksiz biçimde sağlama borcu, niteliği itibarıyla teknik önlemler ve organizasyonel önlemler olmak üzere iki ana kategoride sınıflandırılarak incelenebilir. Teknik önlemler, üretim sırasındaki tehlikenin kaynağında tamamen yok edilmesi, bunun fiilen mümkün olmadığı hallerde makine ve ekipman güvenliğinin sağlanması, çalışma ortamının ergonomik kurallara uygun hale getirilmesi ve havalandırma gibi toplu koruma sistemlerinin kurulması dâhil doğrudan fiziksel müdahaleleri içerir. Organizasyonel önlemler ise bu fiziksel ve teknik altyapının işleyişini güvence altına alacak yönetimsel süreçlerin tasarlanmasıdır. Bu yönetimsel süreçler, iş güvenliği uzmanı veya işyeri hekimi istihdam edilmesi, acil durum ve tahliye planlarının titizlikle hazırlanması, kurumsal yetki ve sorumluluk dağılımının hiyerarşik yapı içinde çok net bir şekilde belirlenmesini kapsayan geniş bir alandır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve yürürlükteki ilgili alt mevzuat uyarınca, işverenin yerine getirmek zorunda olduğu bazı temel özel yükümlülükler uygulamada büyük önem taşımakta olup, bu ödevler şu şekilde detaylandırılıp sıralanabilir:

  • İşyerine özgü risk değerlendirmesi yapmak veya uzmanlara yaptırmak.
  • Çalışanların sağlık gözetimini işe girişlerde ve periyodik olarak sağlamak.
  • İşçileri iş sağlığı ve güvenliği kuralları ile riskler konusunda eğitmek.
  • Çalışma alanında karşılaşılabilecek tüm tehlikeler hakkında çalışanları bilgilendirmek.
  • İşçilerin İSG süreçlerine aktif katılımını ve görüş bildirmesini temin etmek.
  • İş kazası ve meslek hastalıklarını belirlenen yasal süresi içinde SGK'ya bildirmek.
  • Acil durum eylem planları hazırlamak ve yangın, tahliye organizasyonunu kurmak.
  • Gerekli kişisel koruyucu donanımları eksiksiz temin etmek ve kullanımını sağlamak.

Sıralanan bu özel yükümlülükler arasında yer alan risk değerlendirmesi prosedürü, işyerindeki tüm iş sağlığı ve güvenliği sisteminin temel yapı taşını oluşturmaktadır. İşyerindeki olası ve mevcut tehlikelerin saptanması, bu tehlikelerin riske dönüşme olasılıklarının bilimsel metotlarla analiz edilmesi ve nihayetinde alınacak önleyici tedbirlerin kararlaştırılması süreci, tamamen bu değerlendirmenin sonuçlarına göre şekillenmektedir. Risk değerlendirmesi de tıpkı genel önlem alma borcu gibi statik ve tek seferlik bir işlem değildir. İşyerinin başka bir adrese taşınması, üretim teknolojisinin değişmesi, yeni ve farklı bir donanımın kullanılması veya çalışma ortamında bir iş kazasının meydana gelmesi gibi durumlarda risk değerlendirmesi derhal yenilenmeli ve güncellenmelidir.

İşverenin Denetleme ve İzleme Yükümlülüğü

İş hukukunda genel kabul gören ilkelere göre, işverenin sadece kâğıt üzerinde güvenlik kurallarını belirlemesi ve gerekli koruyucu donanımları imza karşılığı işçiye teslim etmesi, hukuki sorumluluktan kurtulması için asla yeterli kabul edilmemektedir. İşverenin süreçteki en kritik görevlerinden biri, aldığı hayati kararların ve koyduğu kuralların işyerinde fiilen uygulanıp uygulanmadığını sahada bizzat kontrol ettiği denetim yükümlülüğü prensibidir. 6331 sayılı Kanun'un 4. maddesi, işverenin alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemesini ve sahada denetlemesini kesin bir dille emretmektedir. Eğer işçiler sağlanan koruyucu ekipmanları kullanmıyor veya güvenlik talimatlarını ihlal ediyorsa, işverenin bu durumu tespit ederek gerekli uyarıları yapması ve tehlike yaratan uygunsuzlukları gidermesi şarttır.

İşverenin sahip olduğu bu denetim yetkisi, işçinin iş görme edimini hukuka uygun şekilde yerine getirme biçimini izleme hakkının bir parçası olmakla birlikte, bu yetkinin kullanımı keyfi ve sınırsız değildir. Denetim faaliyetleri gerçekleştirilirken dürüstlük kuralına uygun hareket edilmeli ve işçinin kişilik hakları ile özel hayatının gizliliği hiçbir koşulda ihlal edilmemelidir. Özellikle kameralar veya çeşitli teknolojik araçlarla yapılan izleme ve denetim süreçlerinde, elde edilen verilerin ölçülülük ilkesi sınırları içinde kalmasına ve meşru amacını aşmamasına büyük özen gösterilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği alanındaki denetimlerin yegâne amacı, çalışanı gereksiz yere baskı altına almak değil, tehlikelerden uzak ve güvenli bir çalışma ortamının sürekliliğini güvence altına almaktır.

Eğitim, Bilgilendirme ve Sağlık Gözetimi

İşyerlerinde kalıcı ve sürdürülebilir bir iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşturulmasında mesleki eğitimin rolü tartışılmaz derecede büyüktür. 6331 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca işveren, çalışanların kendi çalışma ortamlarına özgü tehlikeler, bu tehlikelerin doğurabileceği hayati riskler ve mutlaka alınması gereken önlemler konusunda düzenli ve nitelikli olarak eğitim almalarını sağlamak zorundadır. İşyerinin dâhil olduğu tehlike sınıfına göre belirlenen yasal periyotlarla tekrarlanması zorunlu olan bu eğitimler, aynı zamanda çalışan işe ilk başladığında, görev yeri veya departmanı değiştiğinde yahut üretime yeni bir teknoloji dâhil edildiğinde da eksiksiz verilmelidir. Yargıtay kararlarında, çalışana yaptığı işin barındırdığı riskler ve güvenli çalışma usulleri hakkında yeterli eğitim verilmemesi, kaza durumunda işverenin asli kusurlarından biri olarak değerlendirilmektedir.

İşyerindeki eğitim borcunu destekleyen ve tamamlayan bir diğer önemli unsur, çalışanların riskler konusunda sürekli bilgilendirilmesidir. İşveren, çalışma alanındaki fiziksel riskler, yasal hak ve sorumluluklar ile yangın veya deprem gibi acil durumlarda görevlendirilen destek personelleri hakkında tüm çalışanları şeffaf bir biçimde bilgilendirmekle mükelleftir. Buna ek olarak, Kanun'un 15. maddesi ile güvence altına alınan sağlık gözetimi yükümlülüğü, çalışanların bedensel durumlarının yaptıkları ağır veya tehlikeli işe uygunluğunu tespit etmek için kritik bir tıbbi mekanizmadır. İşe girişlerde, iş değişikliklerinde ve tehlike sınıfının gerektirdiği periyodik aralıklarla yapılan düzenli sağlık muayeneleri, olası meslek hastalıklarının erken aşamada teşhis edilmesini sağladığı gibi, iş kazası risklerini de kaynağında minimize eden vazgeçilmez koruyucu bir işleve sahiptir.

Sonuç itibarıyla, işverenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama ile gözetme borcu; mevzuatımızda Anayasa'nın temel haklar bölümünden Türk Borçlar Kanunu'nun sözleşmesel hükümlerine ve nihayet 6331 sayılı özel Kanun'a kadar çok geniş ve sağlam bir normatif temel üzerinde inşa edilmiştir. Hukuk sistemimizde klasik anlamda yalnızca kazaları tazmin etmeyi hedefleyen statik ve reaktif anlayış, günümüzde yerini riskleri kaynağında tespit eden, teknolojik gelişmelere göre sürekli uyarlanan ve etkin denetim mekanizmalarıyla desteklenen dinamik bir yönetim sürecine bırakmıştır. İşverenler, çalışanların yaşam hakkını ve bedensel bütünlüğünü korumak adına, objektif özen standardı çerçevesinde aklın ve bilimin emrettiği tüm modern önlemleri almak zorundadır.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: