İş Hukukunda İkale Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Farkları
İkale sözleşmesi*, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla mevcut iş ilişkisini sona erdirmesi anlamına gelmektedir. Borçlar hukukuna hâkim olan sözleşme özgürlüğü ilkesine dayanan bu kurum, niteliği itibarıyla fesih, ibra, sulh, tasfiye ve arabuluculuk* gibi benzer hukuki işlemlerden çeşitli yönleriyle ayrılmaktadır.
İş hukuku mevzuatımızda açık bir kanuni tanımı bulunmayan ikale kurumu, kelime anlamı olarak bozma, ortadan kaldırma ve yeniden inşa etme gibi çeşitli anlamlar barındırmaktadır. Hukuki bir kavram olarak daha teknik bir çerçevede ele alındığında ise, geçerli olarak kurulmuş ve varlığını sürdüren bir sözleşmenin, sözleşmenin taraflarının karşılıklı ve serbest iradelerine dayanan yeni bir sözleşme akdetmek suretiyle tamamen ortadan kaldırılması işlemi şeklinde tanımlanabilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun borç ilişkilerine yön veren temel ilkelerinden biri olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, işçi ile işverenin hiçbir baskı altında kalmadan karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle iş ilişkisini sona erdirmesine güçlü bir hukuki zemin hazırlamaktadır. Eski 1475 sayılı İş Kanunu döneminde uygulamada neredeyse hiç rastlanmayan bu sona erdirme yöntemi, bilhassa 4857 sayılı İş Kanunu ile iş güvencesi hükümlerinin hukuk sistemimize dâhil olmasının ardından çok daha yaygın bir biçimde tercih edilmeye başlanmıştır. İş sözleşmesinin tek taraflı feshi halinde ortaya çıkması kuvvetle muhtemel olan hukuki ve mali yaptırımlardan kaçınmak isteyen işverenlerin sıklıkla başvurduğu ikale kurumu, niteliği gereği diğer tüm sona erme hallerinden ciddi şekilde ayrılmaktadır.
İkale Sözleşmesinin İş Hukukundaki Hukuki Niteliği
Bir hukuki işlemin hukuken geçerli olarak kurulabilmesi ve hedeflenen sonuçlarını doğurabilmesi için birden fazla kişinin irade beyanına ihtiyaç duyuluyorsa, hukuki doktrinde bu tür işlemler çok taraflı hukuki işlemler olarak kabul edilmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun birinci maddesinde yer alan genel kanuni tanıma göre, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirlerine uygun şekilde açıklamalarıyla kurulan hukuki işlemlere sözleşme adı verilmektedir. Bu bağlamda, işçi ve işverenin karşılıklı irade beyanlarıyla mevcut iş sözleşmesini tamamen bitirmeye yönelik olarak yaptıkları bu anlaşma, hukuki niteliği itibarıyla açıkça bir iki taraflı hukuki işlem ve tam anlamıyla bir sözleşmedir. İşbu sözleşme vasfı, hukuki işlemin kurulması, geçerlilik şartlarının belirlenmesi ve kuralların yorumlanması aşamalarında doğrudan Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerinin uygulama alanı bulmasını kesin bir şekilde zorunlu kılmaktadır. Kanunda ismen ve açıkça düzenlenmemesine rağmen hukuken geçerli kabul edilen ikale, iki tarafın mutlak ortak rızasına dayandığı için tek taraflı irade beyanlarıyla kurulan diğer işlemlerden ayrılmaktadır.
Hukuki işlemler, meydana getirdikleri etkilere ve tarafların malvarlıklarında oluşturdukları değişimlere göre borçlandırıcı işlemler ile tasarruf işlemleri olmak üzere iki temel kategoriye ayrılırlar. İkale sözleşmesi, halihazırda varlığını devam ettiren iş sözleşmesine doğrudan etki ederek onu tamamen ortadan kaldırdığı ve bu hukuki ilişkiyi sonlandırdığı için, temelinde kesinlikle bir tasarruf işlemi olarak nitelendirilmektedir. Ancak, iş hukuku uygulamasındaki pratik görünümleri detaylıca incelendiğinde, bu sözleşmenin yalnızca tasarruf işlemi niteliğiyle sınırlı kalmadığı, daha karmaşık bir yapıya büründüğü açıkça görülmektedir. Zira işverenin, iş sözleşmesinin tarafların belirlediği belirli bir tarihte sonlandırılması karşılığında işçiye tazminat veya ek menfaat ödemeyi taahhüt etmesi ikale süreçlerinde oldukça yaygın bir uygulamadır. Bu tür ciddi maddi taahhütler ve edim yükümlülükleri içermesi nedeniyle ikale, aynı zamanda sözleşmenin taraflarına karşılıklı borç yükleyen güçlü bir borçlandırıcı işlem özelliği de taşımaktadır.
İkale Sözleşmesi ile Fesih Arasındaki Temel Farklar
İş sözleşmesini ve bu sözleşmeden doğan sürekli borç ilişkisini geleceğe etkili olarak sona erdiren yolların başında tek taraflı bir işlem olan fesih işlemi gelmektedir. Fesih, sözleşmenin taraflarından birinin karşı tarafa yönelttiği ve sürekli bir borç ilişkisini tek taraflı bir irade beyanıyla ortadan kaldırmaya yönelik, bozucu yenilik doğuran hak niteliğinde hukuki bir güçtür. Bu güçlü hakkın kullanılması, hiçbir şekilde karşı tarafın kabulüne, onayına veya icazetine bağlı olmaksızın, irade açıklamasının karşı tarafın hâkimiyet alanına girmesiyle birlikte derhal hukuki sonuçlarını doğurmaya başlar. İş hukukunda, ekonomik olarak zayıf olan işçiyi korumak amacıyla fesih işlemi çok sıkı şekil ve usul kurallarına bağlanmış, kanunda belirtilen geçerli veya haklı bir nedene dayanmayan fesihlere karşı son derece ağır yaptırımlar öngörülmüştür. Fesih iradesi tek bir taraftan sadır olduğu için muhatabın hukuki alanına bir müdahaledir.
İkale kurumu ile fesih işlemi arasındaki en bariz ve hayati farklılık, bu iki kurumun hukuki niteliğinde ve doğurdukları sonuçlarda yatmaktadır. Fesih tek taraflı bir hak kullanımı iken, ikale tamamen iki tarafın karşılıklı ve uyumlu irade beyanlarına, yani detaylı bir icap ve kabul sürecine dayanan iki taraflı bir sözleşmedir. Ortak ve uyumlu bir iradenin hukuki ürünü olması sebebiyle ikale, fesih gibi tek taraflı bir müdahale değildir ve bu nedenle feshin getirdiği ağır hukuki sonuçları kural olarak doğurmaz. Örneğin, işverenin haksız feshi durumunda işçi yasadan doğan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve iş güvencesi kapsamında işe iade gibi çok önemli haklardan yararlanabilirken; iş sözleşmesinin serbest iradeyle kurulan ikale ile sona erdirildiği durumlarda kural olarak bu feshe bağlı yasal haklardan bahsetmek mümkün olmamaktadır. Bu özellikleri itibarıyla ikale, fesih kurumundan tamamen bağımsız, sözleşme özgürlüğü ilkelerine tabi ayrı bir sona erme yöntemidir.
İbra ve Tasfiye Sözleşmelerinden Ayrılan Yönleri
Türk Borçlar Kanunu'nun 132. ve 420. maddelerinde çok net ifadelerle düzenlenen ibra sözleşmesi, tarafların aralarında karşılıklı irade açıklamalarında bulunarak, var olan bir borcu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak suretiyle borçluyu borcundan kesin olarak kurtarmayı amaçlayan önemli bir hukuki işlemdir. İbra kurumu ile ikale kurumu, her ikisinin de temelde birer sözleşme olması ve taraflar arasındaki bir borç ilişkisine doğrudan etki etmesi bakımından ciddi benzerlikler gösterse de, aralarındaki hukuki fark oldukça derindir. İbra sözleşmesi, mevcut ve somut bir iş ilişkisinden doğan spesifik bir borcu veya alacağı söndürmeyi hedeflerken, ikale sözleşmesi iş sözleşmesinin bizatihi kendisini ve bu sözleşmeden doğan hukuki ilişki statüsünü bütünüyle ortadan kaldırma amacını açıkça taşımaktadır. Dolayısıyla ibra, sadece belirli bir alacak ve borç dengesini sıfırlarken; ikale, iki tarafı birbirine bağlayan temel sözleşmeyi hukuken sonlandırmaktadır.
Tasfiye sözleşmesi ise kelime anlamı itibarıyla ayıklama, arındırma ve temizleme manalarına gelmekte olup, genellikle iş sözleşmesinin fesih veya bir başka hukuki yolla halihazırda sona ermesinin ardından gündeme gelen farklı bir kurumdur. İş sözleşmesi fiilen bittikten sonra, doğması muhtemel sorunları tamamen önlemek ve taraflar arasındaki tüm hukuki ile mali hesaplaşmayı nihai olarak neticelendirmek amacıyla yapılır. Hukuki açıdan ikale ile tasfiye sözleşmesi arasındaki temel hukuki farklar uygulamada ve teoride büyük önem taşımakta olup, şu şekilde açıkça özetlenebilir:
- İkale, iş sözleşmesi hâlâ varlığını devam ettirirken ve aktifken yapılır; tasfiye ise ancak sözleşme hukuken sona erdikten sonra gündeme gelebilir.
- İkale bizzat iş akdini sona erdiren kurucu ve bitirici bir işlemdir; tasfiye ise zaten feshedilmiş veya bitmiş bir ilişkinin parasal ve hukuki sonuçlarını düzenler.
- Tasfiye sözleşmesi genellikle işveren feshinin işçi tarafından zımni kabulü ve bunun karşılığında tazminat ödenmesi şeklinde ortaya çıkarken; ikale ise doğrudan sözleşmeyi bitirme yönündeki asli iradedir.
Sulh Sözleşmesi ile İkalenin Karşılaştırılması
Sulh sözleşmesi, taraflar arasında daha önceden doğmuş olan uyuşmazlığı veya gelecekte çıkması son derece muhtemel bir hukuki anlaşmazlığı, karşılıklı ödünler vererek, yani her iki tarafın da belirli konularda fedakârlıkta bulunarak ortadan kaldırmak amacıyla akdedilen bir sözleşme türüdür. İster mahkeme huzurunda yapılsın ister mahkeme dışında akdedilsin, sulh kurumunun geçerli olabilmesi için taraflar arasında mutlaka tartışmalı bir çekişme, şüphe veya belirsizlik durumunun var olması kanuni bir şarttır. Oysa ikale sözleşmesinde taraflar arasında önceden var olan böyle bir uyuşmazlık, ihtilaf veya çekişme şartı kesinlikle aranmamaktadır. İkalede taraflar yalnızca hukuken geçerli ve hiçbir sorun olmaksızın devam eden bir iş ilişkisini, kendi belirledikleri koşullarla, geleceğe yönelik olarak tamamen bitirme konusunda ortak bir irade sergilerler. Bu nedenle sulhun temelini ihtilaf, ikalenin temelini ise anlaşmalı sonlandırma oluşturmaktadır.
Arabuluculuk Kurumu ile İkale Arasındaki Farklılıklar
Modern hukukun önemli bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk, uyuşmazlıkların özel mesleki eğitim almış uzman ve tarafsız bir üçüncü kişinin, yani arabulucunun desteğiyle, tarafların karşılıklı çıkarları ve menfaatleri doğrultusunda çözülmesini hedefleyen profesyonel bir süreçtir. İkale ile arabuluculuk yoluyla iş ilişkisinin sonlandırılması arasında bazı yüzeysel benzerlikler bulunsa da, uygulamada ve teoride derin farklılıklar mevcuttur. Her şeyden önce ikale, sadece işçi ve işveren arasında dış müdahale olmaksızın baş başa akdedilen iki taraflı bir sözleşme niteliğindedir. Oysa arabuluculuk sürecinde, görüşmeleri objektif kurallarla yöneten, tarafları bir araya getiren ve sürece resmiyet kazandıran bağımsız üçüncü bir kişi sisteme aktif olarak dâhildir. Bununla birlikte ikale, iş sözleşmesi sadece devam ederken ve onu sona erdirmek maksadıyla yapılabilirken; arabuluculuk süreci, iş ilişkisi bitmeden önce, bitirilmesi amacıyla veya sözleşme bittikten aylar sonra dahi işletilebilen çok daha esnek bir mekanizmadır.
Bu iki kurumun hukuki sonuçları, bağlayıcılıkları ve icra edilebilirlikleri de birbirinden tamamen farklı özellikler taşımaktadır. Usulüne uygun olarak arabulucu huzurunda düzenlenen, taraflarca imzalanan ve yetkili mercilerden icra edilebilirlik şerhi alınan bir arabuluculuk anlaşma belgesi, mahkeme kararı hükmünde sayılan çok güçlü bir ilam niteliğinde belge vasfı taşımaktadır. Şayet bu belgede yer alan maddi veya manevi taahhütler taraflarca yerine getirilmezse, İcra ve İflas Kanunu'nun ilamların icrasına ilişkin kesin kuralları derhal işletilerek icra dairesi aracılığıyla zorla tahsilat yapılabilir. Buna karşılık ikale sözleşmesi, doğrudan icra gücü bulunmayan, sadece özel hukuk hükümlerine tabi olan adi bir sözleşme olduğundan bu tarz bir ilam niteliği taşımaz; taahhütlerin ihlali durumunda doğrudan ilamlı icra yapılamaz, ancak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi veya tespit davası yoluna gidilmesi gerekir.
Sonuç itibarıyla, iş hukuku teorisinde ve uygulamasında ikale sözleşmesi, tarafların iş ilişkisini kendi özgür iradeleriyle, kanundaki katı fesih prosedürlerine tabi olmadan ve iş güvencesi süreçlerine takılmadan sonlandırmalarına imkân tanıyan çok temel bir kurumdur. İşçinin yasal fesih haklarından, kanuni tazminatlardan ve iş güvencesi mekanizmalarından kural olarak mahrum kalmasına yol açan doğası gereği, bu işlemin hukuki niteliğinin doğru bir biçimde tespit edilmesi yargılamalar açısından büyük bir öneme sahiptir. Fesih, ibra, sulh, tasfiye ve arabuluculuk gibi görünürde birbirine benzeyen ancak özünde, kuruluşunda ve nihai yaptırımlarında tamamen farklı yapıtaşlarına sahip olan yasal kurumlarla ikalenin kesinlikle birbirine karıştırılmaması gerekmektedir. İşçi ve işverenin iradelerinin tam bir uyum içinde birleştiği bu kurumun, diğer sona erme hallerinden kesin kanuni ve doktrinel sınırlarla ayrılması, iş hukuku uygulamalarındaki karmaşık uyuşmazlıkların adil, şeffaf ve hukuka tam uygun bir şekilde çözüme kavuşturulmasının en önemli güvencesidir.