Anasayfa/ Makale/ Basın İş Hukukunda Feshin Sonuçları ve...

Makale

Gazetecilerin iş sözleşmesinin sona ermesiyle doğan hukuki sonuçlar, kıdem ve ihbar tazminatı ile peşin ödenen ücretin durumu gibi hakları kapsar. Mevzuat ve yargı kararları ışığında, gazetecilerin fesih sonrası elde ettiği tazminatlar hukuki perspektifle incelenmelidir.

Basın İş Hukukunda Feshin Sonuçları ve Gazeteci Hakları

Basın iş hukukunda iş sözleşmesinin sona ermesi, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kesilmesinin ötesinde, gazetecinin mali ve sosyal haklarının tasfiyesi sürecini tam anlamıyla başlatır. Bir gazetecinin işten ayrılması veya işveren tarafından haklı yahut haksız sebeplerle işten çıkarılması durumunda, Kanun ve yargı kararları çerçevesinde güvence altına alınmış olan geniş kapsamlı bir dizi tazminat ve alacak hakkı gündeme gelmektedir. Bu özel hakların başında, yıllarca aynı basın yayın kuruluşuna emek veren gazetecinin mesleki yıpranmasını telafi etmeyi amaçlayan kıdem tazminatı ile ihbar sürelerine uyulmaması halinde devreye giren ihbar tazminatı gelir. Ayrıca gazetecilik mesleğinin doğası gereği peşin olarak ödenen ücretlerin akıbetinin ne olacağı, kullanılamayan yıllık ücretli izinlerin fesihten sonra ücrete dönüşmesi ve haksız fesih durumlarında mahkemelerce hükmedilecek özel yaptırım niteliğindeki tazminatlar da feshin hukuki sonuçları arasında son derece önemli bir yer tutar. İşveren ile gazeteci arasındaki bu profesyonel ilişkinin tamamen ve hukuka uygun şekilde tasfiye edilebilmesi için ibraname imzalanması, çalışma belgesinin teslim edilmesi ve rekabet yasağı gibi hukuki prosedürlerin de yasal kurallara titizlikle uygun şekilde yürütülmesi yasal bir zorunluluktur. İş hukukunun işçiyi koruyucu temel felsefesi ve gazeteciliğin kamu yararı taşıyan yapısı, basın iş hukukunda gazetecinin entelektüel emeğinin maddi karşılığını eksiksiz olarak alabilmesi için feshin sonuçları aşamasında titizlikle uygulanmalıdır.

Kıdem Tazminatı ve İptal Kararının Etkileri

Gazetecinin iş sözleşmesinin sona ermesi neticesinde hukuken talep edebileceği en temel mali hakların başında hiç şüphesiz kıdem tazminatı gelmektedir. Yakın zamana kadar Basın İş Kanunu kapsamında görev yapan bir gazetecinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için meslekte en az beş yıl fiilen çalışmış olması gibi oldukça katı bir kural aranmaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından yakın zamanda verilen iptal kararı ile bu beş yıllık uzun bekleme süresi, Anayasa'daki eşitlik ilkesine ve çalışma yaşamındaki adalet duygusuna aykırı bulunarak tamamen yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihi iptal kararı neticesinde kanunda ortaya çıkan yasal boşluğun, genel iş hukuku prensipleri ve İş Kanunu hükümleri kıyasen uygulanarak acilen doldurulması gerektiği hukuk doktrininde ve yerleşik yargı kararlarıyla güçlü bir biçimde benimsenmiştir. Artık basın emekçisi gazeteciler de tıpkı diğer sektörlerde çalışan işçiler gibi sadece bir yıllık asgari çalışma süresini doldurmak şartıyla, kanunda öngörülen haklı fesih dışındaki işveren fesihlerinde veya bizzat gerçekleştirdikleri haklı fesihlerinde kıdem tazminatı talep etme hakkına yasal olarak sahip olmaktadırlar. Bu durum, gazetecilerin zorlu çalışma hayatındaki mali güvencelerini diğer işçilerle eşit seviyeye taşıyan kritik ve devrim niteliğinde bir hukuki gelişmedir.

Kıdem tazminatının somut olarak hesaplanmasında dikkate alınacak ücret matrahının ve kıdem süresinin tespiti de gazeteciler açısından çeşitli yasal farklılıklar barındırmaktadır. Geleneksel olarak gazetecinin mesleki kıdemi, sadece son çalıştığı basın kuruluşundaki hizmet süresi üzerinden değil, meslekte geçirdiği tüm süreler bütüncül olarak dikkate alınarak hesaplanmaktaydı. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında dahi, her bir hizmet yılı için gazetecinin o anki son çıplak aylık ücreti esas alınarak hesaplama yapılması gerektiği yönündeki temel kural yargı kararlarıyla güncelliğini korumaktadır. Yargıtay'ın istikrar kazanmış güncel uygulamalarına göre, gazetecilere ödenecek kıdem tazminatının mali hesabında, İş Kanunu kapsamındaki giydirilmiş ücret modelinin aksine, gazetecinin doğrudan hak ettiği çıplak brüt ücret dikkate alınır. Ayrıca gazetecinin herhangi bir haklı neden olmaksızın kendi isteğiyle istifa etmesi durumunda kural olarak kıdem tazminatına hak kazanılamayacağı hukuken kabul edilmekle birlikte, gazetenin yayın politikasının gazetecinin mesleki şeref ve haysiyetini zedeleyecek şekilde radikal biçimde değişmesi gibi Basın İş Kanunu'nda özel olarak düzenlenen istisnai haklı nedenlerle sözleşmenin feshedilmesi halinde bu tazminatın ödenmesi mutlak bir kanuni zorunluluktur.

İhbar Tazminatı ve Usulsüz Fesih

İş sözleşmelerinin sonlandırılması aşamasında tarafların uymakla mükellef olduğu bildirim ve ihbar süreleri, feshin hukuki sonuçlarının şekillenmesi bakımından büyük bir pratik önem taşır. İşverenin veya gazetecinin, kanunda açıkça belirtilen bu asgari sürelere uymaksızın ya da işveren açısından bu sürelere ait ücreti gazeteciye peşin olarak ödemeksizin iş sözleşmesini aniden derhal sona erdirmesi hukuken usulsüz fesih olarak nitelendirilir. Basın İş Kanunu kapsamındaki özel yasal düzenlemede ihbar süreleri, gazetecinin basın mesleğindeki kıdemine göre son derece özenle ve farklılaştırılmış şekilde belirlenmiştir. Bir gazetecinin sözleşmeyi kendi iradesiyle feshetmek istemesi halinde işverene en az bir ay önceden yazılı bildirimde bulunması gerekirken, işverenin yapacağı süreli fesihlerde bu süre gazetecinin kıdeminin üç yıldan az olması halinde bir ay, üç yıldan fazla olması halinde ise tam iki aylık ihbar süresi olarak yasal güvenceye bağlanmıştır. İşverenin kanundaki bu sürelere uymadan sözleşmeyi sonlandırması halinde gazeteci, kendisine kullandırılmayan bu ihbar süresine karşılık gelen ücret tutarında ihbar tazminatı talep etme hakkına hukuken kavuşur.

Söz konusu ihbar tazminatının yasal yollarla talep edilebilmesi için ortada gerçekleşen feshin haklı bir nedene dayanmaması ve gazeteciye bildirim sürelerinin usulüne uygun şekilde kullandırılmaması şarttır. Eğer işveren, gazetecinin sözleşmeye aykırı ağır bir kusuru veya basın meslek onuruyla bağdaşmayan ciddi bir ahlaki ihlali nedeniyle iş sözleşmesini haklı olarak derhal feshetmişse, doğal olarak herhangi bir ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü kesinlikle doğmaz. Yargıtay'ın emsal kararlarında da defalarca vurgulandığı üzere, ihbar süresinin bölünmezliği kuralı gereğince, bu yasal sürelerin eksik kullandırılması, başka izinlerle iç içe geçirilmesi veya peşin ödemenin eksik yapılması halinde fesih usulsüz hale gelir ve işveren tüm ihbar süresi üzerinden tam tazminat ödemekle yükümlü tutulur. Ayrıca gazetecinin ihbar tazminatının mahkemece hesaplanmasında yine gazetecinin son çıplak ücreti temel alınmakta ve doğan bu alacağa ilişkin temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi kuralı uygulanmaktadır. Gazetecinin iş sözleşmesini haklı nedenle kendisinin feshetmesi durumunda dahi, bizzat sözleşmeyi fesheden taraf konumunda olduğu için karşı taraftan bir ihbar tazminatı talep etmesi Türk hukuk sistemi içerisinde mümkün değildir.

Kötüniyet Tazminatı Uygulaması

İşveren tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirilen fesih işleminin yasal ihbar sürelerine uyulmadan yapılmasının yanı sıra, feshin asıl amacının dürüstlük kurallarına da açıkça aykırı olması durumu, iş hukukundaki kötüniyet tazminatı müessesesini doğrudan gündeme getirir. Türk Borçlar Kanunu'nun konuyla ilgili genel hükümleri uyarınca, belirsiz süreli iş sözleşmesinin işverence hakkın kötüye kullanılması suretiyle haksız ve keyfi şekilde feshedilmesi durumunda mağdur olan gazeteci, ihbar süresine ilişkin brüt ücretinin üç katı tutarında kötüniyet tazminatı talep edebilir. Örneğin, bir gazetecinin yasal haklarını aramak amacıyla işveren aleyhine dava açması, resmi kurumlara şikayette bulunması veya salt sendikal faaliyetleri ya da hamilelik gibi tamamen hukuka uygun nedenlerle iş sözleşmesinin sonlandırılması bu özel kapsamda değerlendirilir. Kötüniyet tazminatı, hesaplanma yöntemi itibarıyla ihbar tazminatına bağlı görünse de ondan tamamen bağımsız bir cezai yaptırım olup, her iki tazminatın yasal şartları birlikte oluştuğunda mahkemece gazeteci lehine her ikisine de birlikte hükmedilmesi mümkündür. İspat yükü bakımından ise, işverenin fesih kararını hukuka ve dürüstlük kuralına aykırı bir saikle aldığını somut delillerle yargı önünde ortaya koymak gazetecinin yükümlülüğündedir.

Peşin Ödenen Ücret ve İzin Hakları

Basın İş Kanunu, gazetecilerin ekonomik bağımsızlıklarını ve mali haklarını güvence altına almak adına, aylık ücretin her ayın başında mutlaka peşin olarak ödenmesini açık bir yasal kural olarak hüküm altına almıştır. İş sözleşmesinin aniden sona ermesi durumunda, feshin hukuki sonuçları bağlamında, peşin ödenen bu aylık ücretin akıbetinin ne olacağı uygulamada sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Kanunun son derece net olan koruyucu hükmü gereğince, eğer iş sözleşmesi gazeteciye atfedilebilecek herhangi bir kusur veya ihmal olmaksızın bizzat işveren tarafından tek taraflı olarak sona erdirilirse, peşin ödenmiş olan aylık ücretin gazetecinin fiilen çalışmadığı günlere tekabül eden kısmı gazeteciden kesinlikle geri istenemez. Bu istisnai kural, gazetecinin yaşayacağı ani işsizlik şoku karşısında asgari düzeyde de olsa bir maddi korumaya sahip olmasını yasal olarak sağlar. Ancak iş sözleşmesinin gazetecinin bizzat kendi özgür iradesiyle istifa ederek sona ermesi veya işverenin gazetecinin mesleki yükümlülüklerini ihlal etmesi gibi ağır bir kusuruna dayanarak sözleşmeyi haklı nedenle derhal feshetmesi durumlarında bu özel koruma kalkanı tamamen ortadan kalkar. Bu gibi durumlarda gazeteci, ay başında peşin aldığı ücretin çalışmadığı günlere ait olan fazla kısmını işverene iade etmekle yasal olarak yükümlü hale gelir.

Çalışma hayatında gazetecinin yasal dinlenme hakkının maddi karşılığı olarak öne çıkan yıllık izin ücreti, feshin ardından derhal talep edilebilecek diğer bir son derece önemli mali kalemdir. Çalışma süresi boyunca fiilen kullanılmayan yıllık izin süreleri, iş sözleşmesinin haklı veya haksız hangi sebeple sona erdiğine hiçbir şekilde bakılmaksızın, feshin gerçekleştiği gün itibarıyla gazetecinin son güncel ücreti üzerinden hesaplanarak kendisine nakden ödenmelidir. Basın İş Kanunu, gazetecilerin dinlenme ve yıllık izin haklarını güvence altına almak için diğer yasalara kıyasla son derece ağır ve caydırıcı bir yaptırım öngörmüştür. Kanunun 29. maddesi uyarınca, gazetecinin hak edip de kullanmadığı yıllık izinlerinin maddi karşılığının fesih sonrası işverence zamanında ödenmemesi halinde, mahkeme kanalıyla bu alacağın tam iki katı tutarında ödenmesine karar verilebilir. Yüzde yüz oranındaki bu ağır cezai yaptırım, işverenin gazeteciye anayasal bir hak olan izin hakkını kullandırmamasını veya bunun maddi karşılığını ödemekten kaçınmasını engellemek üzere getirilmiş son derece etkili bir hukuki koruma aracıdır. Ancak bu çift katı ödeme cezasının fiilen uygulanabilmesi için işverenin usulüne uygun şekilde temerrüde düşürülmüş olması yargı kararlarında titizlikle incelenmektedir.

Ölüm Tazminatı ve Rekabet Yasağı

İş sözleşmesinin gazetecinin fiilen ölümü ile doğal olarak sona ermesi, geride kalan yasal mirasçılar açısından normal fesihten çok daha farklı ve özellik arz eden hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Basın İş Kanunu'nun 18. maddesinde, aniden vefat eden gazetecinin geride kalan ailesine acil ekonomik bir destek olmak amacıyla ölüm tazminatı adı altında çok özel bir sosyal düzenleme yapılmıştır. Bu yasal düzenlemeye göre, vefat eden gazetecinin resmi eşine ve çocuklarına, eğer onlar yoksa hayattayken doğrudan geçimini sağladığı kanıtlanabilen diğer kişilere, gazetecinin son aldığı üç aylık brüt ücreti tutarında maktu bir tazminat ödenmesi işveren için kaçınılmaz yasal bir zorunluluktur. Şayet vefat eden gazetecinin o işyerindeki aralıksız mesleki kıdemi beş yılı aşmış durumdaysa, geride kalanlara ödenecek olan ölüm tazminatının miktarı gazetecinin tam altı aylık ücreti tutarına otomatik olarak yükselmektedir. Ölüm tazminatı, yasal ve hukuki niteliği itibarıyla kıdem tazminatından tamamen farklı ve bağımsız olup, kanun koyucunun gazetecinin vefatı sonrası ailesini doğrudan korumak saikiyle getirdiği ayrı bir mali destektir. İşverenin Kanundan doğan bu yükümlülüğünü hiçbir gerekçe göstermeden yerine getirmemesi halinde idari para cezası yaptırımıyla karşılaşması gündeme gelebilir.

İş ilişkisinin sona ermesinin hukuki sonuçları arasında özellikle dikkat çeken rekabet yasağı anlaşmaları, gazetecinin işten ayrıldıktan sonraki anayasal çalışma ve mesleki faaliyetlerini kısıtlayamayacak şekilde oldukça dar ele alınmalıdır. Basın iş hukukunun genel ruhu çerçevesinde, gazetecinin işten ayrıldıktan hemen sonra başka bir rakip yayın organında gazeteci olarak çalışmasını, yazı yazmasını veya kendi başına tarafsız gazetecilik yapmasını yasaklayan sözleşme hükümleri kural olarak mahkemelerce geçersiz kabul edilmektedir. İfade özgürlüğü, basın hürriyeti ve gazetecinin serbest çalışma hakkı, işverenin sıradan ticari menfaatlerinden her zaman üstün tutulduğundan, fesih sonrası dönemi katı şekilde kapsayan bu tarz rekabet yasakları gazeteci açısından hukuki bir bağlayıcılık doğurmaz. Bununla birlikte, iş ilişkisinin kesin olarak sona ermesiyle birlikte tarafların birbirlerini mali açıdan karşılıklı olarak ibra ettiklerini gösteren anlaşmaların hukuki geçerliliği de Türk Borçlar Kanunu'nun son derece katı şartlarına tabi kılınmıştır. İbranamenin fesih tarihinden makul bir süre sonra yasal gerekliliklere uyularak düzenlenmiş olması hak kayıplarını önlemek adına büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, gazeteci imzaladığı belgeye rağmen yargı yoluna başvurarak gerçek haklarını sonradan talep edebilir.

Belge Verme Yükümlülüğü ve İbraname

İş ilişkisinin fesih yoluyla sona ermesiyle birlikte işverenin derhal yerine getirmesi gereken temel idari yükümlülüklerden biri de gazeteciye tam ve doğru bir çalışma belgesi vermektir. Gazetecinin mesleki kariyerinde ve yeni iş arama süreçlerinde çok büyük önem taşıyan bu belgede, kişinin o işyerinde hangi resmi unvanla, hangi nitelikteki işlerde ve tam olarak ne kadar süreyle görev yaptığı tamamen objektif bir biçimde belirtilmelidir. İşverenin yasal yükümlülüğü olan bu belgeyi vermekten kasıtlı olarak kaçınması veya belgeyi gerçeğe aykırı olumsuz bilgilerle doldurması durumunda, gazetecinin iş bulamamaktan dolayı uğrayacağı maddi ve manevi tüm zararların tazmini hukuken işverenden istenebilir. Ayrıca, tarafların tüm alacak ve borçlarının yasal tasfiyesini sağlayan ibranamelerin hukuken geçerliliği bazı çok katı şekil şartlarına tabidir:

  • İbranamenin mutlaka yazılı bir metin olarak hazırlanması,
  • İbra tarihinin, iş sözleşmesinin resmi fesih tarihinden en az bir ay sonra olması,
  • İbra konusu olan her bir alacak türünün ve miktarının kalem kalem açıkça yazılması,
  • Ödemenin elden değil, mutlaka banka kanalıyla ve eksiksiz yapılmış olması zorunludur.

Belirtilen bu amir şartları taşımayan ibra sözleşmeleri mahkemeler nezdinde hukuken kesin olarak hükümsüz kabul edilir.

Basın iş hukukunda iş sözleşmesinin taraflardan birinin iradesiyle veya ölüm gibi dışsal bir sebeple sona ermesi, gazetecinin zorlu çalışma hayatındaki en hassas ve hukuki açıdan en karmaşık dönemlerden biridir. Feshin doğurduğu hukuki sonuçlar, gazetecinin kıdem tazminatı, usulsüz fesih durumunda doğan ihbar tazminatı, ertelenmiş yıllık izin alacağı ve gerektiğinde ailesine ödenecek ölüm tazminatı gibi yaşamsal öneme sahip mali haklarını doğrudan ve derinden şekillendirmektedir. Anayasa Mahkemesinin yakın tarihli emsal niteliğindeki iptal kararları ve Yargıtayın istikrar kazanmış güncel içtihatları ile sürekli bir gelişim gösteren bu spesifik alan, gazetecinin ekonomik olarak zayıf konumunun sermaye sahibi işveren karşısında korunması temel amacına hizmet eder. Peşin ödenen ücretlerin haksız fesihlerde gazetecide kalması ve kullanılmayan izin ücretlerinin cezalı bir şekilde çift katı talep edilebilmesi gibi olağanüstü yasal güvenceler, gazetecilik mesleğinin onurunu ve ekonomik bağımsızlığını teminat altına almaktadır. Fesih sürecinin tüm usullerine uygun şekilde yönetilmesi, çalışma belgesi ve ibraname gibi belgelerin kanuni sınırlar içinde dürüstçe düzenlenmesi hem işverenlerin ileride karşılaşabilecekleri ağır maddi yaptırımları önleyecek hem de gazetecinin haksız bir hak kaybına uğramasını kesin olarak engelleyecektir. Bu hakların tam ve etkin biçimde kullanılabilmesi için tüm hukuki prosedürlerin en başından itibaren titizlikle takip edilmesi zorunludur.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: