Anasayfa Makale Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin İptal...

Makale

İş hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk süreci sonunda imzalanan anlaşma belgesinin iptali, irade fesadı, aşırı yararlanma ve emredici hükümlere aykırılık gibi maddi hukuk nedenleriyle mümkündür. İptal davası, iş mahkemelerinde görülmekte olup ispat yükü ve hak düşürücü süreler gibi usul kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır.

Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin İptal Nedenleri ve Dava Usulü

İş ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde tarafların üzerinde mutabakata vardığı arabuluculuk anlaşma belgesi, kural olarak bağlayıcı ve geçerli bir hukuki işlem niteliği taşımaktadır. Ancak sözleşme hukuku prensipleri çerçevesinde, tarafların iradelerinin serbestçe ve sağlıklı bir biçimde oluşmadığı durumlarda bu belgenin geçerliliği her zaman tartışmaya açılabilmektedir. İşçinin, işverene karşı ekonomik, hukuki ve sosyal açıdan daha zayıf bir konumda bulunması, irade sakatlığı hallerinin veya hukuka aykırı uygulamaların ortaya çıkma ihtimalini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu nedenle, tarafların gerçek ve özgür iradelerini yansıtmayan, hukukun emredici normlarına açıkça aykırı olarak düzenlenen ya da taraflardan biri lehine aşırı yararlanma kastı taşıyan anlaşma belgelerinin yargısal denetim yoluyla iptal edilmesi hukuken mümkündür. İptal davası süreci, uyuşmazlığın hassas niteliği gereği kendine özgü usul kurallarına, görevli mahkeme şartlarına, kesin sürelere ve son derece sıkı ispat kurallarına tabi tutulmuştur.

Maddi Hukuk Kapsamında İptal Nedenleri

Arabuluculuk anlaşma belgesi, usulü bir belge olmasının yanı sıra temelde bir maddi hukuk sözleşmesi olduğundan Türk Borçlar Kanunu kapsamında yer alan irade fesadı halleri olan yanılma, aldatma ve korkutma sebepleriyle iptal edilebilmektedir. Yanılma (hata) halinde, sözleşmenin niteliği, konusu veya miktarı gibi asli unsurlarda esaslı bir yanılgıya düşülmesi kesin bir gerekliliktir. Özellikle arabulucunun aydınlatma yükümlülüğünü eksik yerine getirmesi, işçinin esaslı bir yanılmaya düşerek ciddi bir hak kaybına uğramasına neden olabilmektedir. Aldatma (hile) durumunda ise, bir tarafın diğerini kasten yanıltması söz konusu olup, bu durumda yanılmanın esaslı olması şartı aranmaksızın her türlü aldatma irade bozukluğu sayılır. Korkutma (ikrah) halinde de, taraflardan birinin hukuka aykırı, ağır ve yakın bir tehlike tehdidi altında iradesi sakatlanarak anlaşma belgesini kendi rızası dışında imzalamak zorunda bırakılması, sözleşmenin geçmişe etkili olarak iptali için hukuken geçerli bir nedendir.

İrade fesadı hallerinin yanı sıra, taraflar arasındaki ekonomik eşitsizlikten doğan aşırı yararlanma (gabin) durumu da iptal nedenleri arasında büyük bir öneme sahiptir. Taraflar arasındaki karşılıklı edimler ekseninde açık bir oransızlığın bulunması ve bu durumun işçinin zor durumu, tecrübesizliği veya düşüncesizliğinden faydalanılarak yaratılması halinde mağdur taraf iptal talebiyle yargıya başvurabilir. Bununla birlikte, anlaşma belgesinin emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka ve tarafların kişilik haklarına aykırı olması veya konusunun objektif olarak imkansız olması durumunda kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) yaptırımı devreye girmektedir. Kesin hükümsüz olan bir belge baştan itibaren tamamen geçersiz sayılır ve bu belgenin mahkemece geçersizliğinin tespiti her zaman talep edilebilir. Kısmi kesin hükümsüzlük kuralı uyarınca, belgenin bütünü değil, yalnızca hukuka aykırı kısımları da ayrı olarak iptal edilebilmektedir.

Usul Hukuku Bakımından İptal Nedenleri

Maddi hukuk nedenlerinin çok daha ötesinde, arabuluculuk sürecinin yasalarda belirtilen şekli ve usul kurallarına uygun olarak yürütülmemesi de anlaşma belgesinin doğrudan iptali sonucunu doğurabilmektedir. Arabuluculuk faaliyeti yürüten kişinin Adalet Bakanlığı nezdindeki arabulucular siciline kayıtlı yetkili bir arabulucu olmaması, sürecin gizlilik ve taraflar arası eşitlik gibi temel arabuluculuk ilkelerine aykırı olarak gerçekleştirilmesi veya uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmayan bir konuyu (örneğin hizmet tespiti davası gibi doğrudan kamu düzenini ilgilendiren konuları) içermesi temel usuli iptal nedenlerindendir. Sürecin her aşamasında şeffaf, tamamen tarafsız ve ilgili usul mevzuatına harfiyen uygun bir şekilde yönetilmesi arabulucunun asli ve devredilemez sorumluluğundadır. Arabulucunun bu kanuni yükümlülüklere aykırı hareket ederek süreci sakatlaması, varılan mutabakatın hukuki temelini derinden sarsmakta ve mahkeme nezdinde yapılacak şekli bir incelemeyle dahi belgenin iptaline olanak tanımaktadır.

Anlaşma belgesinin geçerliliğini doğrudan etkileyen bir diğer çok önemli usuli husus ise sürece katılan tarafların ehliyeti ve kanuni veya iradi temsil yetkisidir. Anlaşma belgesini imzalayacak olan kişilerin, uyuşmazlık konusu üzerinde hukuki işlem yapma ehliyetine tam anlamıyla sahip olmaları mutlak bir şarttır. Taraf vekillerinin yani avukatların sürece katıldığı durumlarda, sunulan vekaletnamelerinde arabuluculuk sürecine katılmaya, müzakere yürütmeye ve uzlaşmaya ilişkin açık ve özel yetkinin bulunmaması, imzalanan belgenin geçersizliğine yol açmaktadır. Ayrıca, asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin bulunduğu kompleks uyuşmazlıklarda, özellikle işe iade gibi konularda her iki işverenin de sürece bizzat veya vekille katılarak belgeyi imzalaması kanuni bir usul zorunluluğudur. Bu tür temsil ve ehliyet eksiklikleri, anlaşma belgesinin iptalini gerektiren son derece güçlü birer hukuki dayanaktır.

İptal Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Arabuluculuk anlaşma belgesinin irade fesadı, aşırı yararlanma veya usuli ehliyet eksiklikleri sebebiyle iptalinin talep edildiği davalarda görevli mahkeme kural olarak iş mahkemeleridir. İşçi ve işveren uyuşmazlıklarında görev hususu doğrudan kamu düzenine ilişkin olduğundan, görevsiz bir mahkemede dava açılması halinde bu durum mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Yetkili mahkeme ise genel hukuk kuralları çerçevesinde davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi veya uyuşmazlığa konu olan işin fiilen yapıldığı yer mahkemesi olarak açıkça belirlenmiştir. İptal davası, hukuki niteliği itibariyle bir tespit davası özelliğinde olup, ödenmeyen işçilik alacakları veya geçersiz fesihten doğan işe iade talepleriyle birlikte aynı dava dilekçesinde mahkemeye sunulabilir. Taleplerin birlikte açılması halinde, öncelikle iptal hususu tahkikat aşamasında bir bekletici mesele veya ön sorun yapılarak titizlikle karara bağlanmaktadır.

Dava Açma Süresi ve Hak Düşürücü Süreler

Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline yönelik olarak yargı mercilerinde açılacak davalar, yasa koyucu tarafından belirlenmiş kesin sürelere tabi tutulmuştur. Yanılma veya aldatma sebebiyle sözleşme esnasında iradesi sakatlanan tarafın, bu haksız durumu öğrendiği andan itibaren; korkutma etkisinde kalarak anlaşma imzalayan tarafın ise korkutmanın etkisinin tamamen ortadan kalktığı tarihten itibaren tam bir yıl içinde iptal hakkını fiilen kullanması gerekmektedir. Bu bir yıllık kanuni sürenin mazeretsiz olarak geçirilmesi halinde, mağdur taraf sözleşmeyi zımnen ve hukuken onamış sayılacağından iptal hakkı kalıcı olarak ortadan kalkmaktadır. Bahsi geçen bu süreler, iddia hakkını donduran basit bir zamanaşımı değil, hakkı tamamen yok eden doğrudan doğruya bir hak düşürücü süre niteliğinde olup, davanın esasına girilmeden hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınmaktadır.

Sözleşmedeki edimler dengesizliğine dayanan aşırı yararlanma (gabin) sebebiyle açılacak iptal davalarında ise kanun koyucu farklı bir süre rejimi öngörmüştür. Aşırı yararlanma durumunda zarar gören işçinin veya tarafın, kendi düşüncesizliğini veya tecrübesizliğini öğrendiği ya da içinde bulunduğu zor ve baskılayıcı durumun tamamen ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda anlaşmanın arabulucu nezdinde kurulduğu tarihten başlayarak azami beş yıl içinde iptal davası açması zorunludur. Öte yandan, emredici hukuk kurallarına veya toplumun genel kamu düzenine aykırılık hallerinden kaynaklanan kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) durumlarında ise, kanunda belirtilmiş herhangi bir hak düşürücü süre sınırı bulunmaksızın, uyuşmazlıkta hukuki yararı bulunan herkes tarafından her zaman tespit davası yoluyla belgenin geçersizliği yargıdan talep edilebilmektedir.

İspat Yükü, Deliller ve Yargılama Usulü

İptal davasında ileri sürülen iddiaların mahkeme huzurunda kanıtlanması, yargılama usulünün en hassas ve karmaşık noktasını oluşturmaktadır. Hukuk muhakemesi kuralları gereği, irade sakatlığı veya aşırı yararlanma iddiasıyla arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalini talep eden taraf, kural olarak bu iddiasını ispatla doğrudan yükümlüdür (ispat yükü). İş hukuku yargılamalarının doğası gereği zayıf konumdaki işçi lehine ispat kolaylığı ilkesi sıkça benimsenmiş olsa da, serbest iradenin fesada uğratıldığı yönündeki iddiaların soyut, genel ve mesnetsiz beyanların ötesine geçerek tamamen somut delillerle desteklenmesi mutlak bir şarttır. Nitekim Yargıtay içtihatlarında, salt arabuluculuk görüşmesinin kısa sürmesi veya telefonla yapılması gibi yüzeysel hususlar tek başına irade fesadı için yeterli sayılmamakta; iddia edilen aldatma veya korkutmanın net biçimde belgelendirilmesi veya tarafsız tanık beyanlarıyla kuşkuya yer bırakmayacak şekilde doğrulanması kesinlikle aranmaktadır.

İspat faaliyetinde uyuşmazlığın taraflarının iddialarını desteklemek üzere dayanabileceği başlıca usuli deliller, davanın konusuna ve uyuşmazlığın niteliğine göre büyük bir çeşitlilik göstermektedir. İrade fesadı iddialarının yargı makamları önünde somutlaştırılması amacıyla, dava sürecinde mahkemeye sunulabilecek geçerli ispat araçları genel olarak şu şekilde sıralanabilir:

  • Taraf iletişimine dair elektronik yazışmalar, e-postalar ve mesaj kayıtları
  • İşverenin baskı, tehdit veya aldatmasını doğrulayan yansız tanık beyanları
  • Arabuluculuk sürecinde düzenlenen diğer tüm alt tutanaklar ve görüşme notları
  • Ekonomik oransızlığı ortaya koyan, tarafların mali durumunu inceleyen uzman bilirkişi raporları
  • İşyeri resmi özlük dosyaları, banka dekontları, bordrolar ve SGK resmi kayıtları
  • Sürecin usulsüzlüğünü açıkça gösteren, hukuka uygun şekilde elde edilmiş ses kayıtları

Anlaşma Belgesinin İptalinin Hukuki Sonuçları

Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davasının yargı mercilerince kabul edilerek belgenin iptaline karar verilmesi, uyuşmazlığın tarafları açısından son derece önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Mahkemenin iptal yönünde kurduğu hüküm, temelde bir tespit kararı niteliğinde olmakla birlikte, arabulucu huzurunda kurulan o sözleşmenin geçmişe etkili (makable şamil) olarak tamamen ortadan kalkmasını sağlar. Belgenin geçersizliğinin kesinleşmesiyle beraber, sanki taraflar arabuluculuk sürecinde hiçbir şekilde uzlaşmamış gibi bir hukuki statü ortaya çıkar. Bu durum, arabuluculuk kanununda düzenlenen "anlaşılan konularda dava açılamaz" şeklindeki katı kuralın istisnasını oluşturur ve iradesi sakatlanan işçiye, daha önce feragat ettiği veya eksik tahsil ettiği işçilik alacakları, ihbar ve kıdem tazminatı gibi hakları için doğrudan iş mahkemesinde yeniden dava açabilme hakkını tanır.

Anlaşma belgesinin iptaliyle birlikte, sözleşmenin ifası kapsamında daha önce işçiye ödenmiş olan bir miktar bedel varsa, bu tutar genel olarak sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde değerlendirilmekte veya açılacak yeni alacak davasında mahsup edilmektedir. Mahkemenin, iptal sebebinin belgenin tamamını mı yoksa sadece belirli maddelerini mi etkilediğine göre kısmi iptal kararı vermesi de muhtemeldir. Kısmi iptal durumunda, belgenin hukuka uygun olan kısımları geçerliliğini sürdürürken, sadece iradeyi sakatlayan veya emredici normlara aykırı olan maddeleri geçersiz kabul edilir. Netice itibariyle iptal davası, zayıf tarafı koruyarak gerçek bir adaletin tesis edilmesini sağlar ve iş hukukunun temel koruyucu işlevini, alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmaları içerisinde dahi güçlü bir şekilde hissettirir.

Sonuç olarak, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali usulü ve davası, uyuşmazlıkların çözümünde işçinin veya işverenin iradesini sakatlayan haksız uygulamalara karşı güvence sağlayan en temel hukuki başvuru yollarından biridir. İptal kararının verilmesiyle birlikte, şeklen kurulmuş olan belge geçmişe etkili olarak geçersiz hale gelmekte ve mağdur edilen taraf uyuşmazlık konusu işçilik alacakları, maddi tazminatlar veya işe iade hakları için yeniden adalet arayışına girebilme imkanına kavuşmaktadır. İptal sürecinin başarıyla yürütülebilmesi, kanunun öngördüğü hak düşürücü sürelere titizlikle riayet edilmesine, davanın doğru ve görevli mahkemede açılmasına ve özellikle ileri sürülen irade fesadı iddialarının somut, şüpheden uzak ve güçlü usuli delillerle ispat edilmesine sıkı sıkıya bağlıdır. İş mahkemelerinin bu davalarda yapacağı derinlemesine hukuki inceleme, arabuluculuk kurumunun suiistimal edilmesini engelleyerek çalışma hayatında hakkaniyetin tam olarak tesisine tartışılmaz bir katkı sunacaktır.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: