Anasayfa Makale Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin İcrası ve...

Makale

[İş hukukunda arabuluculuk faaliyetleri neticesinde düzenlenen anlaşma belgesinin icra edilebilirliği ve hukuki geçerliliği büyük bir öneme sahiptir. Bu kapsamlı makale, anlaşma belgesinin icra edilebilirliğini, ilam niteliği kazanmasını ve belgenin iptaline yol açabilecek çeşitli geçersizlik hallerini tüm hukuki boyutlarıyla incelemektedir.]

Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin İcrası ve Geçersizlik Halleri

İş uyuşmazlıklarında alternatif çözüm yollarına başvurulması neticesinde tarafların mutabakata varması, hukuki sürecin tamamlandığı anlamına gelmemektedir. Zira üzerinde uzlaşılan hususların pratiğe dökülmesi ve cebri icra tehdidi altında yerine getirilmesi, arabuluculuk anlaşma belgesinin icra edilebilir vasıfta olmasına bağlıdır. Arabuluculuk sisteminin taraflara sunduğu en büyük avantajlardan biri, mahkeme sürecine gerek kalmaksızın elde edilen bu belgenin mahkeme kararı gibi icraya konulabilmesidir. Ancak belgenin bu güce kavuşabilmesi için kanunda öngörülen katı şekil ve usul kurallarına riayet edilmesi şarttır. Bununla birlikte, söz konusu belgenin bir borçlar hukuku sözleşmesi temeline dayanması, onu çeşitli hukuki sakatlıklara ve geçersizlik hallerine de açık hale getirmektedir. Arabuluculuk anlaşma belgesinin taşıması gereken zorunlu unsurların eksikliği, müzakere sürecindeki temel hak ihlalleri veya tarafların iradelerinin sakatlanması gibi durumlar, belgenin hukuki varlığını ortadan kaldıracak sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla, belgeye bağlanan hukuki sonuçların kalıcılığı, hem icra edilebilirlik prosedürlerinin eksiksiz tamamlanmasına hem de geçersizlik iddialarına mahal vermeyecek şeffaf ve hukuka uygun bir müzakere zemininin oluşturulmasına sıkı sıkıya bağlıdır. İş hukukunun işçiyi koruyan emredici karakteri, bu noktada denetim mekanizmalarının daha da titiz işlemesini zorunlu kılmaktadır.

Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin İlam Niteliği Kazanması

Arabuluculuk müzakereleri sonucunda mutabakata varan tarafların, elde ettikleri anlaşma belgesini icra makamları nezdinde doğrudan kullanabilmeleri için belgenin ilam niteliğinde belge statüsünü kazanması gerekmektedir. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında, bu statünün kazanılabilmesi için temel iki yöntem öngörülmüştür. Bunlardan ilki ve en pratik olanı, anlaşma belgesinin taraflar, tarafların avukatları ve süreci yöneten arabulucu tarafından birlikte imza altına alınmasıdır. Tarafların ve taraf vekillerinin arabulucu ile birlikte atacakları bu ortak imza, belgeye başka hiçbir mahkeme onayına veya ek bir şerh kararına ihtiyaç duyulmaksızın doğrudan ilam gücü vermektedir. Bu düzenleme, avukatların sürece dahil olmasını teşvik etmekte ve hukuki profesyonellerin süzgecinden geçen belgelerin güvenilirliğine kanun koyucu tarafından duyulan itimadı göstermektedir. Avukatların sürece katılımı, tarafların hak kaybına uğrama ihtimalini minimize ederken, arabuluculuğun hızlı ve masrafsız çözüm üretme idealine de büyük bir katkı sağlamaktadır.

Tarafların avukatlarının sürece dahil olmadığı veya belgeyi imzalamadığı durumlarda ise belgenin icraya konulabilmesi için mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alınması zorunluluğu doğmaktadır. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin bu şerh, arabulucunun görev yaptığı yerdeki sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. Şayet arabuluculuk faaliyeti bir dava görülürken gerçekleşmişse, şerh yetkisi doğrudan davanın görüldüğü mahkemeye aittir. Bu şerhin alınması, hukuki niteliği itibarıyla bir çekişmesiz yargı işi olarak kabul edilmektedir ve kural olarak inceleme dosya üzerinden gerçekleştirilir. Mahkemenin bu süreçteki inceleme yetkisi sınırsız bir esasa giriş niteliğinde değildir; hâkim yalnızca anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa elverişli olup olmadığını ve cebri icraya uygun bir edim içerip içermediğini denetlemekle yükümlüdür. Uyuşmazlığın esasına, borcun miktarına veya muacceliyet durumuna yönelik derinlemesine bir yargısal denetim bu aşamada yapılmaz.

İşe İade Anlaşmalarında İcra Edilebilirlik Sorunları

İş hukukuna özgü arabuluculuk uygulamalarında icra edilebilirlik açısından en çok karşılaşılan sorunlar, işe iade talepli uyuşmazlıklarda düzenlenen belgelerde ortaya çıkmaktadır. İş Kanunu, işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaya varılması halinde belgede bulunması gereken zorunlu unsurları katı bir şekilde belirlemiştir. Bu kapsamda, işçinin işe başlatılma tarihinin, boşta geçen süre ücretinin, diğer parasal hakların ve işçinin kararlaştırılan tarihte işe başlatılmaması ihtimaline binaen ödenecek işe başlatmama tazminatının parasal miktarının belgede açıkça yer alması emredilmiştir. Bu unsurlardan herhangi birinin eksik olması durumunda, kanun koyucu taraflar arasında bir anlaşma sağlanamamış sayılacağını kesin bir dille ifade etmektedir. Dolayısıyla, bu zorunlu unsurları barındırmayan veya muğlak ifadeler içeren bir belgenin icra edilebilirlik şerhi alması yahut ilamlı icraya konu edilmesi hukuken mümkün olmamaktadır. Bu durum, icra makamlarının belirgin ve şarta bağlı olmayan edimleri icra edebilme yetkisiyle doğrudan ilişkilidir.

İşe iade uyuşmazlıklarında anlaşılan hususların icra kabiliyeti, edimlerin şarta bağlı olup olmamasına göre karmaşık bir hal alabilmektedir. İşe başlatmama tazminatı, doğası gereği işçinin süresi içinde işe başlamak için başvurması ve işverenin işe başlatmama eyleminin gerçekleşmesi şartına bağlıdır. İlamlı icraya konu edilecek belgelerin kural olarak kayıtsız ve şartsız bir ödeme veya edim emri içermesi gerektiğinden, şarta bağlı bu tazminatın doğrudan icra edilip edilemeyeceği öğretide ve uygulamada tartışmalara neden olmaktadır. Öte yandan, tarafların işe başlatma konusunda mutabık kalması aslında bir eda hükmünden ziyade bir tespit hükmü niteliği taşımaktadır. Tespit hükümlerinin cebri icraya doğrudan konu edilemeyeceği yönündeki genel icra hukuku prensibi dikkate alındığında, mahkemelerin bu tür tespit niteliğindeki hükümlere icra edilebilirlik şerhi vermesinin hukuki dayanağı zorlanmaktadır. Tüm bu hususlar, iş hukukunda hazırlanan anlaşma belgelerinin kaleme alınırken icra hukuku prensiplerinin titizlikle gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.

Anlaşma Belgesinin Geçersizlik Halleri ve Dava Yasağı

Arabuluculuk faaliyeti neticesinde geçerli bir anlaşmaya varılması halinde kanun, tarafların üzerinde uzlaştığı hususlarda yeniden yargı yoluna başvurmalarını yasaklamaktadır. Bu dava açma yasağı, arabuluculuk kurumunun işlevselliğini ve uyuşmazlıkları kesin olarak sonlandırma amacını koruyan temel bir mekanizmadır. Ancak söz konusu yasağın mutlak ve her türlü hukuki sakatlığa rağmen geçerli olan bir kalkan olarak düşünülmesi, hukuk sisteminin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Anlaşma belgesi, özünde borçlar hukukuna tabi bir sözleşme olduğundan, sözleşmelerin geçersizliğini doğuran tüm genel hükümler bu belge için de aynen uygulama alanı bulur. Belgenin sahteliği, irade fesadı halleri, aşırı yararlanma veya ehliyetsizlik gibi durumların varlığında, tarafların bu geçersizlik sebeplerine dayanarak iptal veya tespit davası açmalarının önünde hiçbir hukuki engel bulunmamaktadır. Yargı kararları, kanunun lafzındaki yasağın yalnızca hukuka uygun, geçerli ve iradelerin sağlıklı bir biçimde uyuştuğu belgeler için geçerli olduğunu açıkça teyit etmektedir.

Anlaşma belgesinin geçersizliğine yol açan en belirgin ihlallerden biri, usulüne uygun bir arabuluculuk müzakeresinin fiilen hiç yürütülmemiş olmasıdır. Arabuluculuk sisteminin ruhu, tarafların bir araya gelerek, eşit şartlarda ve özgür iradeleriyle sorunlarını tartışabilmelerini ve karşılıklı menfaatlerini gözeterek çözüm üretebilmelerini gerektirir. Uygulamada bazen karşılaşıldığı üzere, işçilere hiçbir müzakere fırsatı tanınmadan, önceden hazırlanmış matbu belgelerin topluca imzalatılması veya arabulucunun fiziksel veya fiziki bir katılımı olmaksızın sadece imza aşamasında sürece dahil edilmesi, bütün arabuluculuk faaliyetini yok hükmünde kılar. Yargıtay, taraflar arasında gerçek bir müzakerenin yapılmadığı, uyuşmazlık konularının teker teker ele alınmadığı ve sadece kanunun etrafından dolanmak amacıyla şekli bir prosedürün tamamlandığı durumlarda, düzenlenen belgelerin sahteliğine veya geçersizliğine hükmetmektedir. Bu tür usulsüzlüklerin ispatı halinde, arabuluculuk anlaşma belgesi iptal edilerek işçinin kanuni haklarını yargı yoluyla aramasına imkân tanınmaktadır.

İrade Bozuklukları ve Hak Düşürücü Süreler

Arabuluculuk anlaşma belgesinin imzalanması aşamasında taraflardan birinin irade bozukluğu hallerinden birine maruz kalması, belgenin nispi butlan ile geçersiz sayılmasına sebebiyet verir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen yanılma, aldatma ve korkutma halleri, işçi-işveren ilişkisindeki güç eşitsizliği bağlamında son derece kritik bir öneme sahiptir. Özellikle işverenin işçiyi yasal haklarından mahrum bırakmak maksadıyla gerçeğe aykırı beyanlarda bulunması veya iş akdinin feshi tehdidiyle anlaşma belgesini imzalamaya icbar etmesi, iradenin fesada uğradığı tipik örneklerdendir. Yargıtay uygulamalarında, işçinin serbest iradesini engelleyen bu tür manevi veya maddi baskıların varlığı tespit edildiğinde, arabuluculuk anlaşma belgesinin hukuki bağlayıcılığı ortadan kaldırılmaktadır. Ancak iradesi sakatlanan tarafın, bu geçersizliği ileri sürebilmesi için kanun koyucu tarafından belirlenen bir yıllık hak düşürücü süreye riayet etmesi zorunludur. Yanılma veya aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın etkisinin ise tamamen ortadan kalktığı andan itibaren başlayan bu bir yıllık süre içinde iptal hakkının kullanılmaması, sözleşmenin zımnen onanmış sayılması sonucunu doğurmaktadır.

Aşırı Yararlanma (Gabin) İddiaları ve Etkileri

İş uyuşmazlıklarında düzenlenen anlaşma belgelerinin sıklıkla karşılaştığı bir diğer iptal sebebi ise aşırı yararlanma kurumudur. Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık ve göze batan bir oransızlığın bulunması ve bu durumun taraflardan birinin zor durumda kalmasından, deneyimsizliğinden veya düşüncesizliğinden faydalanılarak gerçekleştirilmesi, aşırı yararlanmanın varlığına işaret eder. İş hukukunda işçinin ekonomik bağımlılığı ve işini kaybetme korkusu, onu zor durumda kalan taraf statüsüne kolaylıkla sokabilmektedir. Arabuluculuk sürecinde, işçinin kanuni haklarına kıyasla çok cüzi bir miktar karşılığında tüm alacaklarından vazgeçirilmesi, edimler arasındaki açık oransızlığın objektif unsurunu oluşturur. İşverenin bu durumu bilerek ve işçinin zayıf konumunu istismar ederek anlaşmayı sağlaması ise gabinin subjektif unsurunu tamamlar. Aşırı yararlanmanın varlığı halinde işçi, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmeyle bağlı olmadığını beyan ederek edimlerin iadesini isteyebileceği gibi, sözleşmeyi ayakta tutarak edimler arasındaki oransızlığın hakkaniyete uygun şekilde giderilmesini de talep edebilir.

Aşırı yararlanma iddialarının arabuluculuk sürecine etkisi, yargı mercileri tarafından büyük bir titizlikle incelenmektedir. Zira arabuluculuk kurumu, tarafların kanuni sınırların dahi dışına çıkarak serbestçe anlaşabilmelerini hedeflese de, bu serbesti hiçbir zaman güçlünün zayıfı sömürmesine izin veren bir mekanizmaya dönüşmemelidir. Hak düşürücü sürelerin hesabı, zor durumun veya müzayaka halinin bittiği tarihten itibaren işletilmektedir. Aşırı yararlanma nedeniyle belgenin geçersiz kılınması durumunda, mahkemeler genellikle uyuşmazlığın esasına girerek işçinin gerçekte hak ettiği alacak miktarlarını hesaplamakta ve arabuluculuk görüşmelerinde ödenen meblağı bu asıl alacaktan mahsup etmektedir. Bu tür davalarda, arabulucunun tarafsız konumu gereği aşırı yararlanmaya doğrudan müdahale edemese bile, zayıf tarafı hukuki yardım alması konusunda yönlendirip yönlendirmediği de yargılama aşamasında sürece ilişkin dikkat edilen yan hususlardan biri olabilmektedir.

Kesin Hükümsüzlük ve Ehliyetsizlik Durumları

Arabuluculuk anlaşma belgesini baştan itibaren ve herkes için geçersiz kılan mutlak butlan yahut kesin hükümsüzlük halleri, hukukun temel düzenini koruma amacına hizmet eder. Türk Borçlar Kanunu uyarınca kesin hükümsüzlük halleri şunlardır:

  • Kanunun emredici hükümlerine açıkça aykırılık
  • Kamu düzenini ihlal eden sözleşme içerikleri
  • Genel ahlaka ve adaba aykırı taahhütler
  • Kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan durumlar
  • Konusu objektif olarak imkânsız olan edimler

Örneğin, iş hukukunun nispi emredici değil, mutlak emredici kurallarından olan kıdem tazminatı tavanını aşan bir ödemenin kararlaştırılması veya asgari ücretin altında bir ödeme vaadiyle anlaşıldığının belgelenmesi, kanunun emredici sınırlarının açıkça ihlali anlamına gelir. Benzer şekilde, üzerinde serbestçe tasarruf edilmesi mümkün olmayan ve doğrudan kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti gibi uyuşmazlıkların arabuluculuk anlaşmasına konu edilmesi de belgeyi geçersiz kılar. Kesin hükümsüzlük halleri, zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir ve hâkim tarafından davanın her aşamasında re'sen dikkate alınmak zorundadır.

Belgenin geçerliliğini kökünden sarsan bir diğer husus ise taraflardan birinin sözleşme yapma anında ehliyetsiz olmasıdır. Fiil ehliyetinden yoksun, örneğin ayırt etme gücü bulunmayan veya yasal kısıtlılık altında olan bir bireyin imzaladığı arabuluculuk anlaşma belgesi baştan itibaren geçersiz sayılır. Sınırlı ehliyetsizlerin sürece katıldığı durumlarda ise yasal temsilcinin açık veya zımni icazeti bulunmadıkça belge askıda geçersizlik statüsünde kalır. Yasal temsilcinin onayı sağlanmadığında belge kesin bir biçimde geçersiz hale bürünür. Ayrıca, arabuluculuk görüşmelerini işçi veya işveren adına yürüten vekillerin, anlaşmayı imzalayabilmeleri için Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca vekâletnamelerinde alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurma veya sulh olma konusunda açık ve özel bir yetkiye sahip olmaları şarttır. Genel vekâletname ile arabuluculuk sürecine katılıp imza atan avukatın işlemi, müvekkili sonradan icazet vermedikçe hukuki bir sonuç doğurmaz ve belgenin ilam vasfı kazanmasına engel teşkil eder.

Sonuç olarak, arabuluculuk anlaşma belgesi, uyuşmazlıkları hızlı ve rasyonel bir biçimde çözen son derece güçlü bir hukuki enstrümandır. Belgenin ilam niteliği kazanması ve icra edilebilir hale gelmesi, kanunun öngördüğü şekil şartlarına ve imza kuralarına harfiyen uyulmasına bağlıdır. Ancak bu güçlü hukuki nitelik, belgenin her ne pahasına olursa olsun ayakta kalacağı anlamına gelmemektedir. İş hukukunun koruyucu temel felsefesi gereği, usulüne uygun yürütülmeyen müzakereler, iradeyi sakatlayan baskı ve aldatmalar, aşırı yararlanma halleri ve kanunun emredici hükümlerini dolanmaya yönelik taahhütler, belgenin yargı denetimi neticesinde iptal edilmesiyle sonuçlanmaktadır. Hak kayıplarının önüne geçilmesi ve sürecin sağlıklı işletilebilmesi adına, hem icra edilebilirlik şerhi prosedürlerinde hem de anlaşma metinlerinin kurgulanmasında uzman hukuki desteğin önemi tartışılmaz bir gerçektir. Geçersizlik iddialarının başarıyla kanıtlanması, uyuşmazlığın yeniden adil bir yargısal denetime tabi tutulmasının yegâne yolunu açmaktadır.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: