Makale
İş uyuşmazlıklarında arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin borçlar hukuku bağlamındaki hukuki niteliği, ilam vasfı taşıması ve bu belgenin irade fesadı, gabin veya usulsüzlük gibi hukuka aykırılık hallerinde iptali davalarının hukuki temelleri, yasal süreleri ile Yargıtay uygulamaları incelenmektedir.
Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği ve İptal Davaları
İş uyuşmazlıklarının barışçıl, hızlı ve alternatif bir çözüm yöntemi olan arabuluculuk vasıtasıyla nihayete erdirilmesi, tarafların mutabık kalarak bir anlaşma metni ortaya çıkarmalarıyla mümkündür. Arabuluculuk müessesesinin en önemli aşamasını ve temel hedefini oluşturan bu belge, sadece bir uyuşmazlığı sona erdiren sıradan bir metin değil, aynı zamanda tarafların karşılıklı hak ve borçlarını kesin olarak yeniden şekillendiren çok güçlü bir enstrümandır. İşçi ve işverenin arabulucu önünde uzlaşmaları ve bu hususu yasalara uygun biçimde imza altına almaları, kanunlarımız gereği üzerinde anlaşılan konular hakkında yeniden yargı yoluna başvurulmasını ve dava açılmasını mutlak surette yasaklamaktadır. Ancak hukuk sistemimiz, işçi ve işveren arasındaki sosyoekonomik güç eşitsizliğini göz ardı etmeyerek bu kurala hayati istisnalar getirmiştir. Anlaşma belgesinin kurucu veya geçerlilik unsurlarını taşımaması, işçinin iradesinin dış etkenlerle sakatlanması, fahiş bir sömürü halinin varlığı veya sürecin usulüne uygun işletilmemesi durumlarında bu metnin hukuken ayakta tutulması mümkün değildir. Mağdur taraf, yargı mercilerine başvurarak belgenin iptalini talep edebilir. Bu makalede, söz konusu belgenin doğası ve iptal davalarının tüm hukuki dinamikleri ele alınmaktadır.
Anlaşma Belgesinin Maddi Hukuk Bakımından Niteliği
Arabuluculuk anlaşma belgesi, yargılama hukukuna taalluk eden çok güçlü hukuki sonuçlar doğurmakla birlikte, özü itibarıyla tamamen borçlar hukukuna tabi olan bir maddi hukuk sözleşmesi vasfını taşımaktadır. Doktrindeki hakim görüşlere ve istikrar kazanmış Yargıtay uygulamalarına göre, bu belge tarafların serbest, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan bir hukuki işlemdir. Uyuşmazlık konusu olan işçilik alacakları veya işe iade hakkı üzerinde tarafların karşılıklı fedakarlıklarda bulunarak bir uzlaşma zemininde buluşmaları, bu belgeyi nitelik bakımından bir sulh sözleşmesi veya atipik bir sözleşme konumuna getirmektedir. Hukuki karakterinin borçlar hukuku temelli bir sözleşme olması, belgenin hukuki geçerliliğinin de doğrudan Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) sözleşmelerin geçerlilik şartlarına ilişkin hükümlerine tabi olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, tarafların ehliyetsizliği, sözleşme konusunun emredici kanun hükümlerine, genel ahlaka veya kamu düzenine açıkça aykırı olması gibi ağır ihlal durumlarında belge, doğrudan doğruya kesin hükümsüzlük yaptırımı ile karşı karşıya kalabilecektir. Tarafların salt şekli bir arabuluculuk prosedürünü tamamlamış olmaları, bu ağır hukuki sakatlıkları tek başına iyileştirmeye yetmez.
Anlaşma belgesinin usul hukuku açısından en kritik ve ayrıcalıklı yönü ise belirli yasal şartların olgunlaşması halinde doğrudan ilam niteliğinde belge sayılmasıdır. İlgili mevzuat hükümleri uyarınca, taraflar asıl uyuşmazlığın esasına bakmakla görevli mahkemeden veya yetkili sulh hukuk mahkemesinden bir icra edilebilirlik şerhi aldıklarında, bu sözleşme kesinleşmiş bir mahkeme kararına eşdeğer bir cebri icra gücü kazanmaktadır. Hatta güncel yasal düzenlemelerle birlikte, arabuluculuk anlaşma tutanağının işçi, işveren, her iki tarafın avukatları ve arabulucu tarafından eksiksiz olarak hep birlikte imzalanması durumunda, mahkemeden ayrıca bir şerh alınmasına dahi gerek kalmaksızın belgenin kendiliğinden ilam vasfı taşıyacağı yasa koyucu tarafından kabul edilmiştir. Bu denli güçlü bir hukuki zırha ve icra kabiliyetine sahip olması, söz konusu belgenin iptaline yönelik davaların yargı makamlarınca ne denli hassas ve titizlikle incelenmesi gerektiğini somut biçimde ortaya koymaktadır. Zira geçerli bir belgenin varlığı halinde tarafların aynı uyuşmazlık için tekrar mahkemeye gitme hakkı tamamen ortadan kalkmaktadır.
İbra Kuralları Karşısında Anlaşma Belgesinin Durumu
İş hukuku uygulamalarında ve iptal davalarında en çok tartışma yaratan konulardan biri, arabuluculuk anlaşma belgesinin klasik anlamda bir işçilik alacaklarından vazgeçme veya ibra sözleşmesi niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesi, işçinin işvereni ibra etmesine (borçtan kurtarmasına) yönelik sözleşmelerin geçerliliğini, işçiyi korumak maksadıyla son derece katı emredici kurallara bağlamıştır. Geçerli bir ibra için sözleşmenin mutlak surette yazılı olması, iş sözleşmesinin feshi tarihinden itibaren en az bir aylık bekleme süresinin geçmiş bulunması ve ödemenin eksiksiz olarak sadece banka kanalıyla yapılması şarttır. Ancak arabuluculuk kurumu, tarafların kendi serbest iradeleriyle, uzun ve masraflı yargılama süreçleri haricinde karşılıklı esneklikler göstererek anlaştıkları çok özel bir alternatif çözüm mekanizmasıdır. Bu nedenle Yargıtay, arabuluculuk anlaşma belgelerinin TBK'daki bu katı ibra kurallarına doğrudan ve birebir tabi tutulamayacağı yönünde oldukça isabetli içtihatlar geliştirmiştir. Arabuluculukta işçi bir aylık süreyi beklemeden doğrudan anlaşma yapabilir ve alacağında indirim uygulayabilir.
Ne var ki, arabuluculuk anlaşma belgesinin katı ibra kurallarından muaf tutularak değerlendirilmesi, bu belgenin yargı mercileri tarafından hiçbir şekilde denetime tabi tutulmayacağı veya her türlü suiistimale açık olduğu anlamını taşımaz. Geçerli ve hukuken korunabilir bir anlaşma belgesinde, hangi spesifik işçilik alacak kalemleri üzerinde müzakere edildiğinin, hangi tutarlarda anlaşıldığının ve bu rakamların net mi yoksa brüt mü olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şeffaflıkta yazılması şarttır. İşçinin hiçbir somut maddi menfaat veya ödeme elde etmeden, tüm haklarını aldığını ve işvereni gayrikabili rücu ibra ettiğini belirten, içi boş ve maktu ifadelerle dolu bir arabuluculuk tutanağı, gerçek ve geçerli bir anlaşma olarak kabul görmemektedir. Yargıtay, ortada sahici bir uyuşmazlık ve müzakere olmaksızın, sırf işçinin anayasal hakkı olan mahkemeye erişim ve dava açma hakkını peşinen engellemek maksadıyla şeklen kurgulanan bu tür işlemleri amaca aykırı bularak doğrudan iptal edebilmektedir.
İşe İade Anlaşmalarında Zorunlu Belirlemeler
İş akdinin feshine itiraz niteliği taşıyan işe iade taleplerine dair arabuluculuk süreçlerinde, kanun koyucu anlaşma belgesinin içeriği hususunda diğer alacak türlerine kıyasla çok daha emredici ve bağlayıcı katı kurallar ihdas etmiştir. İş Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince, tarafların işe iade konusunda uzlaşmaları halinde; işçinin tam ve kesin işe başlama tarihinin, işverenin işçiyi süresi içinde fiilen işe başlatmaması senaryosunda ödemekle yükümlü olacağı işe başlatmama tazminatının net parasal miktarının ve işçinin çalışmaksızın geçirdiği boşta geçen süreye ait azami dört aya kadar olan ücret ve diğer haklarının miktarının tutanakta tereddütsüz biçimde yer alması kanuni bir zorunluluktur. Bu asli ve emredici unsurlardan herhangi birinin tutanakta eksik bırakılması, sağlanan anlaşmanın hukuken hiç doğmamış ve kurulamamış kabul edilmesine yol açar. Yasa ile çizilen bu sınırlar, işverenin arabuluculuk mekanizmasını iş güvencesi hükümlerini bertaraf etmek amacıyla kötüye kullanmasını engellemek üzere tasarlanmıştır. Belirtilen yasal unsurların eksikliği belgenin iptali sonucunu doğuracaktır.
İrade Fesadı ve Aşırı Yararlanma Temelli İptal Nedenleri
Anlaşma belgesinin yargısal yollarla geçersiz kılınmasında en sık başvurulan ve mahkemelerce en titiz incelenen hukuki zemin, taraf iradesinin sözleşmenin kuruluş aşamasında dış etkenlerle sakatlanmış olmasıdır. İrade fesadı olarak tanımlanan yanılma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah) halleri, belgenin varlığını temelden sarsan unsurlardır. Uygulamada işçi, ödenecek hakların yasal kapsamı veya imzaladığı belgenin hukuki sonuçları hakkında işveren yetkilileri yahut tarafsızlığını yitirmiş bir arabulucu tarafından kasten yanlış yönlendirilerek açık bir hileye maruz kalmış olabilir. Benzer şekilde, işçinin ekonomik çaresizliği kullanılarak "eğer bu tutanağı bugün imzalamazsan hiçbir tazminatını ödemeyiz, sektördeki diğer firmalara referans vermeyiz" gibi ağır ve yakın tehlike barındıran tehditlerle sözleşmeye zorlanması hali korkutma olgusunu vücuda getirir. İradenin bu denli ağır dış baskılar veya hileli davranışlarla fesada uğratılması, masada eşit ve adil bir müzakere yürütülmesini imkansız kıldığından, mağdur tarafın açacağı bir iptal davası ile arabuluculuk tutanağının tamamen ortadan kaldırılması sonucunu doğuracaktır.
İptal davalarında irade sakatlıkları kadar büyük önem taşıyan bir diğer hukuki kalkan ise Türk Borçlar Kanunu'nda vücut bulan gabin (aşırı yararlanma) kurumudur. Gabin hali, tarafların karşılıklı edimleri arasında gözle görülür, nispetsiz ve aşırı bir oransızlığın bulunması ve bu durumun, zarar gören tarafın zorda kalma halinden, tecrübesizliğinden veya düşüncesizliğinden kasıtlı olarak istifade edilerek yaratılması durumunda ortaya çıkar. İşini yeni kaybetmiş, ciddi ekonomik darboğaza düşmüş ve acil nakit ihtiyacı olan bir işçinin, örneğin hesaplanabilir gerçek yasal kıdem ve ihbar tazminatı haklarının onda biri gibi fahiş derecede düşük ve adaletsiz meblağlara razı edilerek arabuluculuk anlaşmasını imzalamak zorunda bırakılması tipik bir sömürü halidir. Yargıtay incelemelerinde, işçinin sahip olduğu gerçek alacak rakamı ile anlaşma belgesinde dayatılan tutar arasındaki uçurumun varlığı dikkatle analiz edilir. İşverenin, işçinin bu çaresizliğini bilerek haksız menfaat sağlama kastı (sübjektif unsur) mahkemece tespit edildiğinde, işçi anlaşmayla bağlı olmaktan kurtularak belgenin iptalini sağlayabilecektir.
İptal Davalarında Usul, Görev ve Sürelerin İşleyişi
Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası, niteliği gereği maddi hukuka dayanan kurucu bir tespit ve iptal davası karakterindedir. Bu davanın açılabilmesi için öncelikle kanunların öngördüğü katı sürelere riayet edilmesi gerekmektedir. İrade fesadı (yanılma, aldatma, korkutma) hallerine dayalı olarak sözleşmenin iptali hakkı, yanılma veya aldatmanın mağdur tarafından öğrenildiği, korkutma durumunda ise korkutmanın etkisinin tamamen ortadan kalktığı andan itibaren işlemeye başlayan bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanılmak zorundadır. Aşırı yararlanma (gabin) durumlarında ise bu süre, sömürme kastının öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıldır. Kanun koyucu tarafından belirlenen bu süreler zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan, taraflar ileri sürmese dahi davaya bakan hakim tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Yasal sürenin aşılması halinde davanın reddine karar verilir ve sakat kurulmuş olan sözleşme kesin olarak geçerli hale gelir.
İptal davalarında mahkemelerin inceleme yaparken dikkat ettiği başlıca usuli kurallar ile mahkeme süreçlerinin pratik işleyişine dair temel adımlar şu şekilde özetlenebilir:
- İptal davasında görevli yargı mercii, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlığın esasına bakmakla yetkili ve görevli olan İş Mahkemeleridir.
- İptal talebi, doğrudan belgenin iptali istemiyle bağımsız ve müstakil bir dava olarak açılabileceği gibi, işçinin asıl alacakları talebiyle açtığı eda davası içinde de ileri sürülebilir.
- İşçilik alacakları veya işe iade davası içinde iptal iddia edildiğinde, iş mahkemesi öncelikle arabuluculuk tutanağının geçerliliği sorununu bir bekletici mesele (ön sorun) yaparak çözüme kavuşturmalıdır.
- Yargılama neticesinde iptal kararının verilmesi ve kesinleşmesiyle birlikte tutanağın bağlayıcılığı düşer, böylece "dava açılamaz" yasağı ortadan kalkarak asıl alacak taleplerinin esasına girilir.
- İrade fesadı, hile, korkutma ve arabulucunun tarafsızlığını ihlal etmesi gibi tüm iptal gerekçeleri, hukuka uygun tanık beyanları da dahil olmak üzere her türlü yasal delille serbestçe ispatlanabilir.
Sonuç itibarıyla, iş uyuşmazlıklarında düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesi, uyuşmazlıkları tarafların rızası ve ortak iradesiyle kesin, kalıcı ve icra edilebilir bir çözüme kavuşturan oldukça etkili bir hukuki enstrümandır. İş hukuku mevzuatı uyarınca bu belge ile karşılıklı olarak anlaşılan hususlarda kural olarak tekrar yargı yoluna gidilemez ve yeni bir dava ikame edilemez. Ancak kanun koyucunun arabuluculuğa atfettiği bu güçlü kesinlik zırhı, belgenin maddi hukuka, dürüstlük kuralına ve tarafların dış etkenlerden arındırılmış gerçek iradesine dayanması koşuluna sıkı sıkıya bağlıdır. İşçinin iradesinin hile veya baskıyla sakatlandığı, gabin şartlarının kasten oluşturulduğu veya arabuluculuk sürecinin şeklen dahi emredici usul kurallarına uygun yürütülmediği durumlarda, hukuk sistemi haksızlığı himaye etmez. İptal davaları aracılığıyla zayıf tarafı koruyan adil yargılanma mekanizmaları devreye girerek hukuka aykırı sözleşmeleri ortadan kaldırır. Bu nedenle, gerek arabuluculuk müzakerelerinin aktif olarak yürütülmesi gerekse ileride doğabilecek muhtemel iptal davaları süreçlerinde, alanında uzman bir iş hukuku avukatının profesyonel desteğinden faydalanılması, telafisi güç hak kayıplarının önlenmesi adına büyük önem taşımaktadır.