Makale
İş hukuku uyuşmazlıklarında dava şartı arabuluculuk, asıl işveren ve alt işveren ilişkilerinde usul ve esaslar bakımından özellikli bir yapıya sahiptir. Bu makalede, işçilik alacakları ve işe iade taleplerinde taraf sıfatı, arabuluculuk sürecinin yürütülmesi ve sona ermesi gibi arabuluculuk sürecine dair hukuki meseleler detaylıca incelenmektedir.
Asıl ve Alt İşveren İlişkisinde Arabuluculuk Süreci
Türk iş hukuku sistemine alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak dâhil edilen arabuluculuk müessesesi, özellikle üçlü bir yapı ihtiva eden asıl işveren ve alt işveren ilişkilerinde son derece teknik ve dikkatli yürütülmesi gereken karmaşık bir hukuki prosedürdür. İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında düzenlenen dava şartı arabuluculuk kurumu, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların yargıya intikal etmeden önce dostane, ekonomik ve hızlı bir biçimde çözülmesini hedeflemektedir. Ancak, işçinin bir taraftan asıl işveren diğer taraftan da alt işveren nezdinde çalışması durumunda, arabuluculuk başvurusunun kime yöneltileceği, sürecin hangi işverenleri kapsayacağı ve elde edilen sonucun hukuki bağlayıcılığının sınırları uygulamada büyük önem taşımaktadır. Zira işçilik alacaklarının tahsili amacıyla yapılan başvurular ile iş sözleşmesinin feshinin geçersizliği iddiasına dayanan işe iade talepleri, taraf teşkili ve sürecin hukuki sonuçları bakımından birbirinden tamamen farklı usul kurallarına tabidir. İş hukukunun işçiyi koruma ilkesi ile usul hukukunun temel prensiplerinin kesiştiği bu kritik noktada, arabuluculuk faaliyetinin hatasız bir biçimde yürütülmesi, tarafların ileride telafisi imkânsız usuli hak kayıplarına uğramasını engelleyen en temel aşama olarak öne çıkmaktadır. Sürecin taraflarca doğru yönetilmesi, çok taraflı uyuşmazlıkların hukuki zeminde kökten çözümünü sağlayacaktır.
İşçilik Alacakları Yönünden Arabuluculuk
Asıl işveren ve alt işveren ilişkisinde, alt işveren işçisinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti ve sendikal tazminat gibi temel işçilik alacaklarının tahsili amacıyla başlatacağı arabuluculuk sürecinde taraf sıfatı son derece esnek bir yapıya sahiptir. İşçilik alacakları bakımından işçinin taleplerini yöneltebileceği muhataplar açısından usul hukukunda ihtiyari dava arkadaşlığı kuralları geçerlidir. Bu hukuki gerçeklik ışığında, işçi, ödenmeyen veya eksik ödenen işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlığın çözümü için arabuluculuk bürosuna müracaat ederken, dilerse yalnızca kendi işvereni olan alt işvereni, dilerse yalnızca asıl işvereni, dilerse de her iki işvereni birden taraf olarak gösterebilme serbestisine bütünüyle sahiptir. Uygulamada, tahsilat kabiliyetini artırmak, riskleri minimize etmek ve uyuşmazlığı tek seferde kesin bir çözüme kavuşturmak maksadıyla, uzman iş hukuku avukatları tarafından her iki işverenin de birlikte sürece dâhil edilmesi kuvvetle tavsiye edilmektedir. Aksi bir durum, sürecin bölünmesine, gereksiz zaman kaybına ve nihai tahsilatın gecikmesine yol açabileceği gibi, usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacak karmaşık bir hukuki tablo ortaya çıkarabilecektir.
İşçilik alacaklarına ilişkin olarak başlatılan arabuluculuk müzakerelerinde, işçinin inisiyatif kullanarak yalnızca bir işvereni (örneğin sadece alt işvereni) taraf olarak göstermesi durumunda varılacak olası bir anlaşma, arabuluculuk görüşmelerine dâhil edilmeyen ve imza sürecinde bulunmayan diğer asıl işveren açısından hiçbir hukuki bağlayıcılık doğurmayacaktır. Diğer bir deyişle, arabuluculuk süreci sonucunda düzenlenen anlaşma belgesi, yalnızca sürecin fiili katılımcıları arasında hüküm ifade edecek ve toplantıya davet edilmeyen taraf üzerinde herhangi bir sonuç yaratmayacaktır. Toplantıya katılmayan ve sürece müdahil olmayan işverenin bu aşamadan sonra bağlayıcı bir yükümlülük altına sokulması usul hukuku kuralları gereğince mümkün olmamaktadır. Eğer işçi, arabuluculuk aşamasında taraf olarak göstermediği diğer işverene karşı sonradan bir dava ikame etmek isterse, dava şartı kuralı gereğince, o işveren için yeniden ve müstakil bir arabuluculuk süreci başlatmak mecburiyetinde kalacaktır. Öte yandan, işçinin her iki işvereni de sürece dâhil edip masaya oturttuğu çoklu senaryolarda, tarafların birlikte hareket etme zorunluluğu bulunmadığından, işçi işverenlerden yalnızca birisi ile anlaşıp, anlaşamadığı diğer işveren yönünden ise süreci anlaşamama tutanağı ile sonlandırarak bağımsız bir yargı yoluna başvurma hakkını elinde saklı tutmaya devam etmektedir. Bu durum işçiye stratejik bir manevra alanı sunmakta ve hakkına kavuşmasını kolaylaştırmaktadır.
İşe İade Taleplerinde Arabuluculuğun Tarafları
Asıl işveren ve alt işveren bağlamında iş sözleşmesinin haksız veya geçersiz sebeple feshedildiği iddiasına dayalı işe iade taleplerinde, arabuluculuk süreci işçilik alacaklarından tamamen farklı ve oldukça katı usul kurallarına tabi tutulmuştur. İş Mahkemeleri Kanunu'nun özel düzenlemesi uyarınca, işe iade talebiyle yapılan arabuluculuk başvurularında, geçerli bir anlaşmanın ortaya çıkabilmesi için her iki işverenin de arabuluculuk müzakerelerine birlikte iştirak etmeleri ve iradelerinin birbirine tamamen uygun olması kanuni bir zorunluluk olarak öngörülmüştür. Bu spesifik hukuki durum, işe iade davalarında davalılar arasında şekli mecburi dava arkadaşlığı bulunmasından neşet etmektedir. Dolayısıyla işçi, işe iadesi maksadıyla arabuluculuk başvurusunda bulunurken, sadece sözleşmesini fiilen fesheden alt işvereni değil, aynı husumet dâhilinde asıl işvereni de başvuruda mutlaka karşı taraf sıfatıyla eksiksiz göstermek zorundadır. Özellikle alt işveren işçisi konumunda olan kişilerin, kendi işverenleriyle olan fiili bağları kadar asıl işverenle olan hukuki bağlarını da süreç içinde doğru konumlandırmaları gerekmektedir. Bu katı usuli zorunluluk, olası bir muvazaa iddiasının tespiti durumunda işçinin gerçek işverenine karşı dava açma süresini kaçırmaması ve Anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının tam manasıyla temin edilmesi gayesiyle kanun koyucu tarafından bilinçli olarak hukuki sisteme dâhil edilmiştir.
İşçinin, kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olarak işe iade talepli arabuluculuk başvurusunu eksik bir biçimde yalnızca alt işverene veya yalnızca asıl işverene yöneltmesi ve sürecin bu şekilde bir tarafın noksanlığıyla anlaşamama tutanağına bağlanarak sonlanması hâlinde, müteakip aşamada açılacak işe iade davası çok ciddi bir usul engeliyle karşılaşacaktır. İşe iade davası açmak için kanunda öngörülen bir aylık hak düşürücü süre oldukça kısadır ve arabuluculuk aşamasında eksik gösterilen tarafın sonradan dava aşamasında dâhili dava yoluyla sürece katılması arabuluculuğun bir dava şartı olması niteliği karşısında hukuken asla mümkün olmamaktadır. Bu tür durumlarda mahkemeler, zorunlu dava arkadaşlarından birinin arabuluculuk sürecine usulüne uygun şekilde dâhil edilmediğini tespit ettiğinde, yargılamanın esasına girmeksizin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermektedir. İşçinin böylesi ağır bir hukuki mağduriyet yaşamaması ve telafisi güç zararlara uğramaması adına, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren derhal her iki işvereni de kapsayacak biçimde arabuluculuk sürecinin usulüne uygun ve noksansız bir biçimde başlatılması hayati bir ehemmiyet arz etmektedir. Sürecin başından itibaren profesyonel bir hukuki destek alınması, bu tür usuli tuzaklara düşülmesini engelleyecek en temel faktörlerden birisidir.
İradelerin Birbirine Uygun Olması Şartı
İşe iade müzakerelerinde kanunun açıkça aradığı "işverenlerin iradelerinin birbirine uygun olması" şartı, uyuşmazlığın mahkeme salonlarına taşınmadan arabuluculuk masasında çözülebilmesi için asıl ve alt işverenin işçinin işe başlatılması hususunda ortak ve uyumlu bir paydada buluşmalarını ifade eder. Örneğin, alt işveren işçiyi kendi bünyesinde işe başlatmayı kabul ederken, asıl işveren bu duruma onay vermez veya arabuluculuk toplantısına hiç katılmazsa, kanunun mutlak surette aradığı uyumlu irade şartı gerçekleşmemiş olacağından süreç mecburen anlaşamama tutanağı ile sonuçlanacaktır. Şekli mecburi dava arkadaşlığının bir gereği olarak, asıl işverenin onayının aranması ilk bakışta alt işverenin iradesini kısıtlıyor gibi görünse de, yasa koyucu burada işe iade durumunda ortaya çıkacak işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti gibi yüksek mali yükümlülüklerin yasal gereklilikler sebebiyle her iki işvereni de yakından ilgilendirdiği gerçeğinden hareket etmektedir. Anlaşma metnine dökülecek mali hususlar ve işe başlatma taahhüdü, ancak her iki işverenin de tam, kayıtsız ve eksiksiz bir rıza göstermesi hâlinde geçerlilik kazanacak ve yasal bağlayıcılığa sahip güçlü bir ilam niteliğinde belge statüsüne erişebilecektir. Bu nedenle işverenlerin kendi aralarındaki hukuki ve ticari dengeleri gözeterek arabuluculuk masasına koordineli bir biçimde oturmaları sürecin başarısı için kritik bir ön koşuldur.
Arabuluculuk Sürecinin Yürütülmesi ve Süreler
Asıl ve alt işveren ilişkisinden kaynaklanan karmaşık iş hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk sürecinin usulüne uygun şekilde başlaması, işçinin veya işverenin yetkili arabuluculuk bürosuna yapacağı yazılı veya elektronik başvuru ile ivme kazanır. Yetkili büro, kural olarak işverenlerden birinin yerleşim yeri veya işin fiilen icra edildiği yerdeki adliye arabuluculuk bürosudur. Başvurunun ardından sistem üzerinden atanacak arabulucunun, görevlendirildiği tarihten itibaren uyuşmazlığı en fazla üç hafta içinde sonuçlandırma gibi kesin bir yasal yükümlülüğü bulunmaktadır; bu kısıtlı süre, ancak çok zorunlu ve haklı hâllerin varlığı durumunda bizzat arabulucu tarafından en fazla bir hafta daha uzatılabilir. Arabulucu, başvurunun ardından vakit kaybetmeksizin her iki işverene de ulaşarak uyuşmazlığın hukuki mahiyetini aktarmalı ve tarafları ilk toplantıya usulüne tam uygun şekilde davet etmelidir. Bu davet ve bilgilendirme sürecinin resmi kayıt altına alınması ileride doğabilecek ispat sorunları için son derece kritiktir. Arabuluculuk görüşmelerinin planlanan takvime uygun biçimde tamamlanması, işçi ve işverenlerin hak arama süreçlerindeki maliyetleri düşürecek en etkili pratik adımların başında gelmektedir. Süreç boyunca arabulucu, bağlayıcı bir hukuki değerlendirme veya yargılama yapmaktan ziyade taraflar arasında iletişimi kolaylaştırıcı ve çözüm yollarını aydınlatıcı objektif bir rol üstlenir. İhtiyaç hâlinde arabulucu, tarafların her biriyle ayrı ayrı veya aynı masada birlikte görüşme yapma yetkisine sonuna kadar sahiptir.
Arabuluculuk müzakerelerinin en sağlıklı biçimde yürütülebilmesi ve uyuşmazlıkların çözümle taçlanması için tarafların ilk toplantıya bizzat veya vekilleri aracılığıyla katılımı yasa koyucu tarafından çok sıkı yaptırımlara bağlanmıştır. Geçerli bir mazeret olmaksızın arabuluculuk ilk toplantısına iştirak etmeyen taraf (örneğin uyuşmazlıkta asıl işveren sıfatı taşımadığını iddia ederek süreci tamamen boykot eden bir asıl işveren), ileride açılacak olası bir davada kısmen veya tamamen haklı çıksa dahi çok ciddi usuli müeyyidelerle karşılaşacaktır. Güncel yasal düzenlemeler uyarınca, ilk toplantıya mazeretsiz katılmayan bu taraf, davayı yüzde yüz kazansa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu tüm yargılama giderlerinin yarısından doğrudan sorumlu tutulacak ve kendi lehine tahakkuk edecek avukatlık vekâlet ücretinin yalnızca yarısına hak kazanabilecektir. Bu oldukça ağır usuli yaptırımın yegâne amacı, tarafları uyuşmazlıkları mahkeme salonlarına taşıyıp devlete yük olmadan önce arabuluculuk masasında iyi niyetle müzakere etmeye teşvik etmek ve arabuluculuk kurumunun fiili işlevselliğini yasal güvence altına almaktır. Dolayısıyla, asıl ve alt işverenlerin kendilerine yöneltilen bu resmi davetlere zamanında icabet etmeleri gerekmektedir. Bu stratejik adım, onları ileride doğabilecek sürpriz yargılama masraflarından ve vekâlet ücreti kayıplarından koruyacak en mantıklı yoldur.
Arabuluculuk Faaliyetinin Sona Ermesi ve Sonuçları
Arabuluculuk faaliyeti, tarafların karşılıklı tavizler vererek uzlaşması ve bir anlaşmaya varması, hiçbir şartta anlaşamadıklarının kesin olarak ortaya çıkması, tarafların hiçbirine makul çabalara rağmen ulaşılamaması veya taraflardan birinin süreçten tek taraflı olarak çekildiğini beyan etmesi gibi çeşitli hukuki nedenlerle nihayete erebilmektedir. Sürecin tam olarak ne şekilde ve hangi tarihte sona erdiği, arabulucu tarafından titizlikle düzenlenecek olan resmi son tutanak ile kesin olarak belgelenir ve resmiyet kazanır. İşçilik alacakları veya işe iade talepleri konusunda asıl işveren, alt işveren ve işçinin karşılıklı müzakereler neticesinde ortak bir paydada buluşarak mutabakata varması hâlinde, üzerinde uzlaşılan tüm spesifik hususlar detaylı ve yoruma yer bırakmayacak bir şekilde anlaşma belgesi adı verilen bağlayıcı metne derç edilir. Bu bağlamda, taraflar arasında kısmi bir anlaşma yapılması da hukuken tamamen mümkündür; örneğin tarafların sadece kıdem ve ihbar tazminatında kesin anlaşıp fazla mesai alacaklarında anlaşılamaması durumunda, anlaşılan ve anlaşılamayan tüm talepler tutanağa açıkça ve ayrıntılı olarak yazılır. Anlaşamama durumunun kesinleşmesi, tarafların artık yargı yolunda haklarını arayacakları ve iddialarını mahkeme huzurunda ispatlamak zorunda kalacakları yeni bir dönemin habercisidir. Eğer taraflar hiçbir işçilik alacağı veya işe iade talebi üzerinde mutabık kalamazsa, arabulucu süreci yasal zorunluluk gereği "anlaşamama son tutanağı" ile derhal kapatır ve bu belge taraflara tevdi edilir.
Arabuluculuk süreci sonunda tarafların tamamen özgür iradeleriyle üzerinde mutabık kaldıkları ve imza altına aldıkları hususlarla ilgili olarak sonradan yeniden dava açılması kanunen kesin bir biçimde ve emredici olarak yasaklanmıştır. Uzman bir arabulucu eşliğinde düzenlenen bu anlaşma belgesi, özünde bir maddi hukuk sözleşmesi niteliği taşımakla birlikte, tarafların, vekillerinin ve arabulucunun birlikte imzasını barındırması durumunda doğrudan icra edilebilir bir ilam niteliğinde belge gücü kazanarak tıpkı bir mahkeme kararı gibi ilamlı icra takibine tereddütsüz konu edilebilmektedir. Tarafların yasal vekillerinin (avukatlarının) imzasının bulunmadığı hâllerde ise, yetkili ve görevli mahkemeden hızlıca alınacak bir icra edilebilirlik şerhi vasıtasıyla bu belge yine kesin bir mahkeme kararı hükmüne erişmektedir. Belgenin hazırlanması aşamasında uyulması gerekenler şunlardır:
- Sürecin mutlak gizliliği,
- Tarafların irade özerkliği,
- Arabulucunun tarafsızlığı,
- Süreç boyunca gözetilen eşitlik.
Bu bağlayıcı kuralın tek istisnası, taraflardan birinin anlaşma esnasındaki iradesinin hata, hile veya gabin (aşırı yararlanma) gibi köklü bir irade fesadı hâliyle temelden sakatlanmış olmasıdır. Böyle olağanüstü istisnai durumlarda hukuken mağdur olan taraf, Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri çerçevesinde anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti veya tamamen iptali talebiyle mahkemelere müracaat etme hakkına her koşulda sahiptir.
Asıl ve alt işveren ekseninde şekillenen çok taraflı iş hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk prosedürü, üçlü ilişkinin doğası gereği hem usul hem de maddi hukuk kurallarının büyük bir titizlikle tatbik edilmesini gerektiren komplike bir hukuki süreçtir. İster işçilik alacaklarının tahsili gayesiyle başlatılan ve ihtiyari dava arkadaşlığına dayalı süreçler olsun, isterse işe iade talebinin zorunlu kıldığı şekli mecburi dava arkadaşlığının katı kuralları olsun; her bir aşamanın hak kayıplarını engellemek maksadıyla uzman süzgecinden geçirilmesi elzemdir. İşçilerin hak düşürücü yasal süreleri kaçırmadan doğru işverenlere zamanında husumet yöneltmesi ne derece hayatiyse, işverenlerin de usuli yaptırımlarla, bilhassa yargılama giderleri ve yarıya düşürülen vekâlet ücreti cezalarıyla karşılaşmamak adına resmi arabuluculuk davetlerine icabet etmeleri o derece mühimdir. Nihayetinde, iyi niyetli müzakereler sonucunda tesis edilen ve icra edilebilirlik vasfını bütünüyle haiz olan bir arabuluculuk anlaşma belgesi, tarafları yıllarca süren meşakkatli ve masraflı mahkeme koridorlarından kurtarmaktadır. Bu yönüyle arabuluculuk, çalışma barışına ve ticari istikrara doğrudan hizmet eden en çağdaş ve en verimli hukuki enstrüman olarak hukuk sistemimizin merkezinde yer almaktadır.