Boşanma davasının makul sürede bitirilememesi nedeniyle bireylerin yeniden evlenememesi ve aile kuramaması, Anayasa kapsamında güvence altına alınan evlenme hakkı ihlali olarak kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, her ne kadar Anayasa'nın metninde doğrudan evlenme hakkı ismen geçmese de bu hak, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile ailenin korunmasına ilişkin maddelerin içinde yer alan temel bir güvencedir.
Devletin, kişilerin özel ve aile hayatlarını yeniden düzenleyebilmeleri için boşanma davalarını makul bir sürede tamamlayarak karara bağlama konusunda kesin bir makul süre yükümlülüğü bulunmaktadır. Hukuk sistemimizde sadakat yükümlülüğü boşanma davası süresince de devam ettiğinden, kişilerin hayatlarını askıya almamaları adına mahkeme süreçlerinin makul ve hızlı bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.
Boşanma davasında verilen kararın kesinleştiğine dair şerh düzenlenip nüfusa işlendikten yıllar sonra kararın bozulması ve bu kesinleşme şerhi bilgisinin iptal edilmesi, kişilerin yeni bir aile kurma hakkını ihlal eden ağır bir mağduriyet oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi incelemelerinde, sadece nafaka veya tazminat gibi feri konuların temyiz edildiği ancak boşanma hükmünün aslında temyiz edilmeyerek kesinleştiği durumlarda, mahkemelerin yıllar sonra asıl davada yeniden boşanma hükmü kurması ciddi bir ihmal olarak değerlendirilmektedir.
Boşanma veya evliliğin iptali davasının makul sürede bitmemesi nedeniyle yeniden evlenememeniz, Anayasa ile güvence altına alınan evlenme hakkı ihlali olarak değerlendirilebilir. Devletin, kişilerin özel hayatlarını yeniden düzenleyebilmeleri ve aile kurabilmeleri için boşanma davalarını makul bir sürede sonlandırma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Evet, devletin kişilerin yeniden aile kurabilmesi ve özel hayatlarına dair kararlar alabilmesi için boşanma süreçlerini uygun bir zaman aralığında bitirmek gibi bir pozitif yükümlülük sorumluluğu vardır. Anayasa Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkının sadece mevcut aileyi korumadığını, aynı zamanda bireylerin kanunlara uygun şekilde evlenebilmeleri için gerekli koşulların ve kolaylığın sağlanmasını da güvence altına aldığını kabul etmektedir.
Boşanma sonrasında velayet hakkı kendisine verilen eşin çocuğu okula göndermemesi gibi eğitim hakkını engelleyen yeni durumların ortaya çıkması hâlinde velayetin değiştirilmesi mümkündür. Yargı makamları, velayet davalarında çocuğun üstün yararı ilkesini temel alarak hareket eder ve karardan sonra gerçekleşen, çocuğun gelişimini olumsuz etkileyen olayları dikkate almakla yükümlüdür.
Boşanma davalarında eşinizin soyut beyanlarına dayanılarak hakkınızda verilen uzaklaştırma kararlarına yaptığınız itirazların mahkemelerce somut bir gerekçe sunulmadan reddedilmesi durumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna gidebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, aleyhine tedbir istenen kişinin sunduğu somut delillerin ve esaslı itirazların itiraz mercii tarafından karşılanmamasını adil yargılanma hakkı kapsamında bir ihlal olarak değerlendirmektedir.
Evet, ceza infaz kurumunda bulunan bir mahpus olarak çocuğunuzla iletişim kurabilmek için telefon görüşme günlerinizin hafta sonuna alınmasını talep edebilirsiniz. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, devletin hükümlü ve tutukluların aileleriyle temasını sağlayacak tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Boşanma davasının makul olmayan bir şekilde uzun sürmesi neticesinde kişinin yeniden evlenememesi, Anayasa ile güvence altına alınan evlenme hakkı kapsamında bir ihlal sayılmaktadır. Devletin, bireylerin özel ve aile hayatlarını yeniden düzenleyebilmeleri ile yeni bir aile kurabilmeleri için boşanma davalarını makul bir sürede sonlandırma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.
Uzun süren boşanma davanız sebebiyle evlenme hakkınızın ihlal edildiği tespit edilirse, yaşadığınız mağduriyetin giderilmesi amacıyla tarafınıza manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir. Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinin beş ile yedi yıl gibi uzun süreler alması durumunda bireylerin yeni bir hayat kurma iradelerinin engellendiğini kabul etmekte ve bu hakkın ihlalinin yalnızca bir tespit kararıyla giderilemeyecek zararlara yol açtığını belirtmektedir.