Karar Bülteni
AYM Figen Kara ve Diğerleri BN. 2021/45975
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/45975 |
| Karar Tarihi | 17.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Zor ameliyatlardaki riskler komplikasyon sayılabilir.
- Hekimin komplikasyonu zamanında yönetmesi esastır.
- Dosyada onam formunun bulunması hukuka uygunluktur.
- Makul süre şikayetinde komisyon yolu tüketilmelidir.
Bu karar, yüksek risk taşıyan tıbbi müdahalelerde ortaya çıkan olumsuz sonuçların, malpraktis (hekim hatası) ile kabul edilebilir tıbbi komplikasyonlar arasındaki ince çizgisini netleştirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, hekimin özen yükümlülüğünü değerlendirirken, cerrahi operasyonun doğasından kaynaklanan zorlukları ve tıp biliminin kabul ettiği olağan riskleri göz önünde bulundurmaktadır. Hekimin komplikasyonu öngörebilmesi, hasta dosyasında aydınlatılmış onam formunun bulunması ve gelişen olumsuz tabloya zamanında ve doğru şekilde müdahale etmesi, kusur sorumluluğunu ortadan kaldıran temel etkenler olarak teyit edilmiştir. Karar ayrıca, yargılamanın uzun sürmesine yönelik şikayetlerde yeni ihdas edilen başvuru yollarının mutlak surette tüketilmesi gerektiği kuralını pekiştirmektedir.
Benzer tıbbi ihmal iddialarına dayalı tazminat davalarında bu karar, mahkemelerin Adli Tıp Kurumu ve üniversite heyetleri gibi uzman birimlerden alınacak denetime elverişli, birbiriyle tutarlı raporlara dayanmasının hayati önemini göstermektedir. Bilirkişi raporlarının uyumlu bir biçimde hekim hatasını dışladığı ve olumsuzlukları tıbbi komplikasyon olarak nitelendirdiği durumlarda iddiaların reddedilmesinin hak ihlali yaratmayacağı netleşmiştir. Öte yandan, uzun yargılama sürelerinden kaynaklı mağduriyet iddiaları için doğrudan bireysel başvuru yapmak yerine Tazminat Komisyonuna yönelimin zorunlu kılındığı bir kez daha vurgulanmış, uygulayıcılara yol haritası çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Figen Kara, işitme kaybı ve uyuşma gibi şikayetlerle başvurduğu özel bir hastanede beyin tümörü teşhisiyle ameliyat edilmiştir. Ameliyat sonrasında yüz felci, işitme kaybı ve denge bozukluğu gibi ciddi rahatsızlıklar yaşamaya devam eden başvurucu, tümörün tamamen temizlenmediğinin anlaşılması üzerine başka bir hastanede yeniden ameliyat olmak zorunda kalmıştır. Başvurucu ve ailesi, hastanede kapılan enfeksiyonlar, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi ve tümörün tam alınmayarak eksik müdahale yapıldığı iddialarıyla hekim ve hastanenin kusurlu olduğunu ileri sürmüştür. Bu gerekçelerle uğranılan maddi ve manevi zararların karşılanması talebiyle 2.200.000 TL maddi ve 160.000 TL manevi tazminat davası açılmıştır. Davanın reddedilmesi ve tüm yargılama sürecinin çok uzun sürmesi üzerine, anayasal haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunulmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkını temel almıştır. Tıbbi ihmal iddialarında, devletin pozitif yükümlülükleri gereği kurduğu yargısal sistemin ne derece etkin işlediği denetlenmektedir. Hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli incelenmesi şarttır. Mahkemelerin yürüttükleri yargılamalarda derinlikli bir inceleme yapması, yürürlükteki sistemin benzer hak ihlallerinin önlenmesindeki caydırıcı rolünün zarar görmemesi için esastır.
Hekimin hastasına tıbbi müdahalede bulunurken kusurlu olup olmadığının ve özen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin tespiti tamamen teknik ve tıbbi uzmanlık gerektiren bir konudur. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, zor ve hayati riski yüksek ameliyatlarda ortaya çıkan her olumsuz sonucun doğrudan hekim hatası (malpraktis) olarak değerlendirilemeyeceği, bunların tıp biliminde kabul edilebilir riskler yani tıbbi komplikasyonlar olabileceği benimsenmektedir. Hekimin buradaki yasal sorumluluğu, bu komplikasyonların ortaya çıkmaması için gerekli azami özeni göstermek, ancak ortaya çıktığında ise zamanında ve tıbbi standartlara uygun müdahaleyi gerçekleştirmektir.
Hastanın tıbbi müdahale öncesinde aydınlatılma yükümlülüğü çerçevesinde, hasta dosyasında detaylı bir onam formunun bulunması da hekimin hukuki sorumluluğunu belirleyen önemli bir kriterdir. Diğer yandan yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasına ilişkin şikayetlerde, 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun uyarınca oluşturulan idari komisyona başvuru yapılması, Anayasa Mahkemesi öncesinde tüketilmesi zorunlu bir iç hukuk yolu olarak kurala bağlanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken derece mahkemelerinin yargılama sürecindeki tutumunu, topladığı delilleri ve elde edilen bilirkişi raporlarını detaylıca değerlendirmiştir. Yargılama aşamasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinden ve akabinde tıp fakültesi öğretim üyelerinden oluşan uzman bir bilirkişi heyetinden raporlar alındığı görülmüştür. Bu raporlarda, başvurucuya gerçekleştirilen beyin tümörü ameliyatının hayati risk taşıyan oldukça zor bir operasyon olduğu ve tümör sahasının özellikleri gereği bir miktar tümör dokusunun kalabilmesinin tıbben bilinen bir gerçeklik olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca hastada ameliyat sonrasında gelişen yüz felci, işitme kaybı ve denge bozukluğu gibi şikayetlerin, herhangi bir ihmal veya tıbbi kusurdan ziyade, her türlü özene rağmen oluşabilen tıbbi komplikasyonlar olduğu tespit edilmiştir.
Derece mahkemeleri, ilgili hekimin meydana gelen bu komplikasyonlara zamanında ve uygun müdahalelerde bulunduğunu, dolayısıyla hekime atfedilebilecek herhangi bir mesleki kusur bulunmadığını tespit etmiştir. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiası bağlamında ise, hastane dosyasında söz konusu ameliyatın olası risklerini ve komplikasyonlarını içeren bir onam formunun imzalı olarak bulunduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin başvurucuların iddialarını özenle araştırdığını, tıbbi verileri yetkin bilirkişi raporlarıyla aydınlattığını ve delillerin değerlendirilmesinde açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadığını gözlemlemiştir.
Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikayeti yönünden ise, yasal değişiklikler sonrasında kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği, bu yol tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılmasının bireysel başvurunun ikincillik ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tıbbi ihmal iddiaları yönünden maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edilmediği, makul sürede yargılanma hakkı şikayeti yönünden ise başvuruyu başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğu yönünde karar vermiştir.