Anasayfa Karar Bülteni AYM | Fatma Çiğdem Tenker Köksal | BN. 2019/39889

Karar Bülteni

AYM Fatma Çiğdem Tenker Köksal BN. 2019/39889

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2019/39889
Karar Tarihi 17.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kişinin kendi verisine erişimi engellenemez.
  • Üçüncü kişilere karşı koruma kuralı sahibine uygulanamaz.
  • Özlük dosyasındaki sicil raporları kişisel veridir.
  • Kişisel veriye erişim hakkı anayasal bir güvencedir.

Bu karar, kamu kurumlarında çalışan kamu görevlilerinin kendi özlük dosyalarında yer alan sicil ve değerlendirme notlarına erişim hakkı bağlamında son derece kritik bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, idarenin ve derece mahkemelerinin kişisel verilerin gizliliğine dair mevzuat hükümlerini yanlış yorumladığını tespit ederek, hukuki bir sapmayı düzeltmiştir. Kişisel verilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasını engelleyen idari ve yasal kuralların, bizzat verinin sahibinin bilgi edinme talebine karşı bir ret gerekçesi olarak kullanılamayacağı, bu içtihatla tartışmaya yer bırakmayacak şekilde netleştirilmiştir.

Emsal niteliğindeki bu karar, tüm kamu kurumlarında memurların kendi sicil dosyalarına, liyakat durumlarını gösteren belgelere ve haklarında tutulan değerlendirme notlarına şeffaf bir şekilde ulaşabilmelerinin yasal zeminini güçlendirmektedir. Uygulamada idarelerin sıklıkla özel hayatın gizliliği ilkesini ve bilgi edinme mevzuatındaki kısıtlamaları gerekçe göstererek personelin kendi verilerine erişimini engellediği bilinmektedir. Mahkeme, bireyin kendisiyle ilgili bilgilerin geleceğini belirleme ve kontrol edebilme hakkının, özel hayata saygı hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça tescillemiştir.

Benzer idari uyuşmazlıklarda bu karar, idari yargı mercilerine yol gösterici ve bağlayıcı niteliktedir. Yargı makamları, bir kanun veya tebliğ hükmünü uygularken normun asıl amacını gözetmekle yükümlüdür. Üçüncü şahıslara karşı bir koruma kalkanı olarak getirilen özel hayatın gizliliği düzenlemelerinin, kişinin doğrudan kendisiyle ilgili belgelere ulaşmasını kısıtlamak amacıyla araçsallaştırılamayacağı ilkesi bu karar ile Türk idare hukukunda yerleşik hâle gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Dışişleri Bakanlığında daire başkanı düzeyinde görev yapan başvurucu, kariyeri boyunca yurt içinde ve yurt dışında çeşitli kademelerde hizmet vermiştir. 2018 yılında Türkiye Cumhuriyeti Buenos Aires Büyükelçiliği Birinci Müsteşarlığı görevine atanmıştır. Dört yıllık bir süre için planlanan bu yurt dışı görevi, birinci yılın sonunda idare tarafından sonlandırılmıştır. Başvurucu, hem bu erken sonlandırma işleminin hem de yurt dışı harcırahının kendisine eksik ödenmesi gibi idari olumsuzlukların arka planında, kurumdaki özlük dosyasında yer alan sicil notları ve kendisi hakkındaki değerlendirme raporlarının etkili olduğunu düşünmüştür.

Bu şüphelerini aydınlatmak amacıyla başvurucu, 1997, 2001, 2004 ve 2005 yıllarına ait sicil ve değerlendirme notlarının, disiplin cezalarına ait belgelerin ve bazı idari yazışmaların tasdikli suretlerinin avukatı aracılığıyla kendisine verilmesini talep etmiştir. İdare, avukatın talep ettiği bilgi ve belgelerin kurum dışına gönderilemeyeceğini, ancak kuruma gelinerek incelenebileceğini belirterek erişim talebini reddetmiştir. Başvurucunun bu işleme karşı açtığı iptal davası, idare mahkemesi tarafından özlük dosyalarının gizliliği ilkesine dayanılarak reddedilmiştir. İstinaf başvurusundan da sonuç alamayan başvurucu, nihayetinde kişisel verilerine erişiminin engellendiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, temel anayasal ilkelerin ve bilgi edinme ile kişisel verilerin korunmasına dair kanuni düzenlemelerin yorumlanmasına dayanmaktadır. Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu güvence altına almaktadır. Bu anayasal hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirme talep etme, bu verilere doğrudan erişme, hatalıysa bunların düzeltilmesini veya silinmesini isteme yetkilerini içermektedir.

Olayda idare ve mahkemelerin ret kararlarına dayanak yaptığı 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu m.21 hükmü, özel hayatın gizliliği kapsamında üçüncü kişilerin bilgi edinme hakkını sınırlandırmaktadır. Benzer şekilde idari işlemlerin dayanağı olan Kamu Personeli Genel Tebliği'nin özlük dosyalarının tutulması ve muhafazasına ilişkin kuralları da, dosyaların yetkili merciler dışındaki üçüncü kişilere açıklanmasını kesin olarak yasaklamaktadır. Bu kuralların temel amacı, memurun mahremiyetini dışarıya karşı korumaktır.

Diğer yandan, genel nitelikli 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m.11 düzenlemesi, Anayasa'nın 20. maddesiyle tam bir uyum içinde, ilgili kişinin kendisiyle ilgili kişisel verilerin işlenip işlenmediğini öğrenme ve bunlara kısıtlamasız erişim sağlama hakkını açıkça düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarında kişisel verinin tanımı oldukça geniş tutulmuştur. Buna göre sadece kimliği belirten ad ve soyad gibi temel bilgiler değil; telefon numarası, öz geçmiş, alışveriş alışkanlıkları, sağlık bilgileri ve mesleki performansı yansıtan her türlü kayıt kişisel veri statüsündedir. Devlet memurlarının liyakatini, kusur ve eksikliklerini, görevdeki başarılarını gösteren sicil raporları ile değerlendirme notları da bu bağlamda tartışmasız kişisel veridir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken öncelikle talep edilen belgelerin niteliğini değerlendirmiştir. Başvurucunun Dışişleri Bakanlığındaki mesleki faaliyetlerinin değerlendirildiği sicil raporlarının, performans notlarının ve disiplin süreçlerine ilişkin kayıtların doğrudan başvurucunun şahsına ait kişisel veriler olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun kendi özlük dosyasındaki bu bilgilere erişme talebinin idarece reddedilmesi, anayasal güvence altında olan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına yönelik açık ve doğrudan bir müdahale teşkil etmektedir.

Söz konusu müdahalenin anayasal ölçütler bağlamında kanunilik şartını taşıyıp taşımadığı incelendiğinde, idare mahkemesinin ret kararına dayanak yaptığı Kamu Personeli Genel Tebliği ve 4982 sayılı Kanun m.21 hükümlerinin tamamen yanlış yorumlandığı ortaya çıkmıştır. Mevzuatta yer alan ve özel hayatın gizliliğine atıf yapan bu düzenlemeler, kişilerin kendileriyle ilgili bilgilerin ilgisiz üçüncü şahıslar tarafından ele geçirilmesini önlemeye ve memurun mahremiyetini dış müdahalelere karşı muhafaza etmeye yöneliktir. Ancak yargı mercileri, üçüncü kişilere karşı bir güvence mekanizması olarak ihdas edilen bu yasal kısıtlamaları, bizzat verinin asıl sahibi olan başvurucuya karşı bir ret argümanı olarak okumuştur.

Kişinin doğrudan kendi hakkındaki verilere erişmesinin, kendi özel hayatının gizliliği ilkesiyle çeliştiğinin kabul edilmesi mantıken ve hukuken imkânsızdır. Aksine, ulusal ve uluslararası standartlar uyarınca kişinin bu verilere erişimi bizzat devlet tarafından kolaylaştırılmalı ve desteklenmelidir. Yargı makamlarının, normun asıl koruma alanına ve kapsamına girmeyen bir durumu, açık bir şekilde hatalı yorumla o norm kapsamında değerlendirmesi, hukuk devletinde aranan öngörülebilirlik şartını temelden sarsmıştır. Bir kamu görevlisinin, üçüncü kişileri engellemek için konulan bir yasaklama hükmünün kendisine karşı kullanılacağını öngörmesi beklenemez. Bu durum, başvurucuya uygulanan kişisel veriye erişim engelinin geçerli ve meşru bir kanuni dayanağının bulunmadığını kesin olarak kanıtlamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: